Gazetemizde MİT elemanı Murat Şahin’in açıklamalarından sonra, Türk basını ve hükümet çevrelerinde Paris cinayetine ilişkin haberler kesiliverdi. “PKK içi infaz”, “Ömer Güney Ankara’da PKK’lilerle buluşmuş“ vs. haberlerini servis edenler dillerini yuttular. Bazıları ise “MİT’i suçlarsanız, İmralı görüşmelerini zora sokarsınız” diyerek, üstü kapalı tehditler savurdular.
Biz ısrarımızı sürdürüyoruz. Tescilli MİT elemanı Murat Şahin, Ömer Güney’in bir şekilde MİT çevresinde tanındığını, varlığının bilindiğini deşifre etti. Sık sık yapılan Ankara ziyaretleri de bunun bir kanıtı. Bu bilgi Ömer’in MİT elemanı olduğunu kanıtlamıyor, ama MİT çevresinin onun varlığından haberdar olduğunu kanıtlıyor. Bu ilişkinin ne olduğunu MİT kamuoyuna açıklamak zorundadır? Haberimize yapılan eleştirilerde Şahin’in kamuoyunu yönlendirmek için kullanılabileceği de vurgulandı. Elbette bu mümkün. Örneğin MİT’i yıpratmak isteyen Emniyet, Gülen Çevresi ya da Ergenekon çevresi bu yönlendirmeyi yapmış olabilir. Tersinden bile düşünüldüğünde cinayetin izleri bizi Türkiye’ye götürüyor. Yönlendirme varsa, yönlendirenlerin cinayetlere yakınlığı daha da artmış oluyor. Bu nedenle MİT “Şahin bizim elemanımız değildir” diyerek, bu yönlendirmelere açık kapı bırakmak yerine, elemanlarının kime karşı ve nasıl kullanıldığını ve varsa kimler tarafından yönlendirilmiş olabileceğini açıklamalıdır. Bunu yapmadığı sürece kamuoyu Şahin’in ifadesiyle Ömer’i MİT elemanı olarak kabul edecektir.
Tanınmış araştırmacı Etienne Copeaux’nun “La Turquie Europenne” İnternet sitesinde yayınlanan “Fransa ile Türkiye arasında tehlikeli polis işbirliği projesi” başlıklı yazı Paris cinayetlerini başka boyutlarda da düşünmemiz gerektiğini göstermektedir.
Yazara göre, Türkiye ile Fransa polis teşkilatları arasındaki iş birliği projesi için görüşmeler uzun yıllar sürdü ama 2011 yılında netlik kazandı. Dönemin Fransa içişleri bakanı Claude Gueant ile Türkiye İçişleri bakanı İdris Naim Şahin tarafından imzalandı. Anlaşma bilinen güvenlik anlaşmaları dışında maddeler de taşıyordu. Rejim muhaliflerinin izlenmesi hatta Fransa’da politik ilticacı statüsü almış kişilerin izlenmesi ve gerektiğinde yurt dışı edilmesi, ortak operasyonlar düzenlenmesi… anlaşmada her maddenin önü açık bırakılmış, sınırları çizilmemiş, adeta sınırsiz bir işbirliği teminat altına alınmış.
Ardından Kürt politikacılara yönelik yoğun operasyonlar, dernek baskınları, tutuklamalar ve davalar…
Paris cinayeti bu işbirliğinden sonra gerçekleşti.
Paris Cinayetinden sonra bu anlaşmada imzası bulunan İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin görevinden alındı?
Bu gelişmelerle bir ilişkisi var mıydı? MHP’nin hemen sahiplenmesinin altında neler yatıyordu? İ.Naim Şahin’in Kürt düşmanlığı İmralı sürecini nasıl etkileyecekti? gibi sorulara şu ana kadar cevap verilmiş değil. Fransa’nın Türkiye ile özel güvenlik anlaşmasının bir numaralı hedefinde bulunan PKK’lilerin ve kurumlarının 24 saat izlendiği bir ortama 3 Kürt kadın politikacının öldürülmesinin bu denli “kolay”, hem de kent merkezinde, hem de güpe gündüz gerçekleşmesine Fransa hala yanıt vermiş değil. Fransa Dış Ticaret Bakanı Nicole Bircq geçenlerde Türkiye’ye gitmiş. Açıklamaları kamuoyuna yansıdı. “Türkiye ile bağlarımızı yeniden sağlamlaştıracağız. Türkiye’nin Nükleer projeleriyle ilgiliyiz. Yakın zamana kadar gergin olan politik ilişkilerimizin aşılmasında ticari ilişkilerimizin büyük yardımı olacaktır. Buraya gelirken birtakım operasyonel hedeflerle geldim. Bunun bir stratejik ortaklık olduğunun altını çizdim. Pegasus’la 75 adet Airbus için anlaşma imzalandı...”
Fransa bu cinayetlerde sorumluluğu da olsa, sadece Türkiye’nin sorumluluğunu da tespit etse bu ilişkilerini asla feda etmeyecektir. Zamana yayma bunun içindir? Sessizlik bu yüzdendir.
PKK “içi infaz” bunun cilasıdır.
Paris, tetikçileri bulsa da, katilleri asla bulmak istemeyecektir. Cinayeti devletler değil, kamuoyu ve adalet isteyenler aydınlatacaktır.
Paris katilleri asla bulmayacaktır!
İsviçre Gündemi