Dağlara zemherinin geldiği, her şeyin donduğu, yağan yoğun karda hareket etmenin neredeyse imkansız hale geldiği bir anda telsizden gelen “Basında açıklama yapma imkanın varsa, hemen harekete geçmen gerek, Sara arkadaşlar şehit” sesinin beynimde yarattığı etki, zemheriden beter bir donmaydı. Yaşanan duyma, algılama ve anlama sorunu olmalıydı. Duyduğum, yanlış anons, yanlış telaffuz, ya da yanlış anlamadan öte bir şey değildi ve olmamalıydı! Çok geçmeden Rojbîn (Fidan Doğan) ve Ronahî (Leyla Şaylemez) isimleri eklenmişti Sara (Sakine Cansız) arkadaşın yanına. Beynimiz ve yüreğimiz bir kez daha onlarca yoldaşı yitirişinde yaşadığı şok ve kabul edilemezliğin isyanındaydı.

Benzer bir duyguyu, şoku ve sarsıntıyı daha öncede yaşamıştık. Hem de yine bir zemheri ayında. Evet, 9 Ekim sonrası, 15 Şubat 1999 yılında Önderliğimize karşı geliştirilen uluslararası komplodan bahsediyorum. Kara kışın dört tarafımızı kuşattığı, hareket edemez hale geldiğimiz bir günün sabahında yine tekniğin soğuk sesiyle, radyodan almıştık haberi. Paris Katliamı’nın haberi bize o kara günü, 15 Şubat’ı hatırlatmıştı.

Aynı güçler iş başında
Paris Katliamı da hedef anlamında uluslararası komplo süreci ile benzerlikler içeriyordu. Nitekim katliam üzerinden çok fazla zaman geçmeden, Kürt Halk Önderi Paris Katliamı’nı yapanlarla, kendisine karşı uluslararası komployu gerçekleştirenlerin aynı kişiler ve güçler olduğunu söyleyecekti. Araya yıllar, mekanlar ve mesafeler girmiş olsa da hedef ve süreç anlamında benzerlikler içeriyordu. Özgür Kürt çıkışını kabul etmeyen, bunu sindiremeyenler ve kendi kirli çıkarlarına uygun bulmayanlar bu kez de Paris’te iş başındaydı. Bir kez daha Kürt halkı, kadını, genci, yaşlısı yüreğinden ve beyninden vuruluyordu. Özgürlükte ısrar ve direnmenin karşılığının imha olacağına yönelik gözdağı veriliyordu. Özgür Kürt olma, direnme ve mücadeledeki ısrarın komplo ve katliamlarla karşılaşılacağı ilan ediyordu. Kürt halkının yiğit, direnen, mücadele eden, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde ısrar eden önder ve öncü evlatları şahsında komplo ve katliamlarla irade kırılmak isteniyordu.
Uluslararası komplo ile Kürt Halk Önderi Öcalan, Paris Katliamı ile de hareketin yönetimi, öncü ve militan kadroları hedeflendi. PKK’nin iradesi uluslararası komplo ile önderliğinin imhası temelinde kırılmak isteniyordu. Kürt Halk Önderi’nin imhası başarılırsa, geriye çok fazla bir şeyin kalmayacağına inanılıyordu. Bu hesap, Önderliğin büyük öngörüsü, yaptığı stratejik hamleler ve mücadelesi ile boşa çıkarıldı. Özgürlük hareketi olarak da büyük direniş ve mücadeleyle tüm imha, yok etme, teslim alma ve tasfiye planları boşa çıktı.

Dağda saldırı girişimleri

Fakat her fırsatta önderlik ve hareketin yönetim kademesi, öncü ve militan kadrolarına karşı imha, tasfiye ve katletme saldırılarının devam etme ihtimali büyüktü. 2011 ve 2012 yılında da benzer saldırıların hareketin yönetim kademesine karşı gelişebileceği bilgisi ve verileri vardı. Gerillaya karşı geliştirilen kapsamlı kara ve hava operasyonları bunun bir parçası olarak yürütülüyordu. 2011 yılında hem Türk devleti hem de İran devletinin paralel biçimde gerçekleştirdikleri saldırılar bu konsept temelinde tasfiye ve imhayı içeriyordu. Söz konusu operasyonların yanı sıra hareketin yönetim kadrolarına karşı zaman zaman içine girmek istedikleri saldırılar gerilla zeminlerinde boşa çıkarıldı ve bunun önlemi alındı. İmha planı dağda başarılamayınca Avrupa’ya kaydırıldı. Paris Katliamı, uluslararası komplonun hain ve alçakça bir yanı olarak Paris’te bir kez daha devreye konuldu. 


Çözüm engellenmek istendi
Kürt halkının inkarı ve imha sorununu diyalog ile çözümünü mümkün kılmak için arayışların başladığı her dönemde derin ve paralel güçler harekete geçmiştir. Yine diyalog ve müzakere sürecinin tartışıldığı bir denemde Paris Katliamı gerçekleşmiştir. Benzerlikler bu anlamda çarpıcıydı ve hedeflenenler de dikkat çekiciydi. Öncü kadrolar imha edilerek hem Kürt sorunun çözümü engellenecek hem de Türkiye’nin kendi içinde çatışmalı halinin devamı sağlanacaktı. Bununla özgür Kürt çizgisi üçüncü güç olarak bölgesel ve ulusal alanda belirleyici güç olma konumunu yitirecekti.
Kürtler ve Türk devleti uluslararası paralel güçlerce istenildiği biçimde, çıkarları temelinde kullanılacaktı. Bu anlamda Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye, imha ve tasfiyeyi aşarak statü kazanmış Kürtlük, paralel güçlerin ne kabul edeceği ne de çıkarlarına uygun buldukları bir sonuçtu. Önderliğin paralel devlet olarak ifade ettiği gücün Türk devlet sistemi ve iktidarı içinde kök saldığı ve çoğu zaman belirleyici olduğu bilinmektedir. Derin güçler bu paralel devletin Türkiye’deki uzantısıdır. Paris Katliamı’nın da uluslararası ve Türkiye içindeki paralel güçlerin ortak icraatı olduğu aşikardır. Bunun içinde Avrupa, en başta da Fransa’daki derin güçler vardır. Bu katliamın failleri aslında meçhul değil, bellidir. Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Sara arkadaşı iki ay boyunca izlediklerini itiraf etmiştir. Bu itiraf, Türk devletinin ve AKP’nin de işin içinde olduğunun itirafı olmuştur.

Kadın direnişi hedef alındı

Sakine Cansız şahsında Paris Katliamı’nda hedeflenen; PKK’nin kuruluşunda yer alan, zindan ve dağ direnişine öncülük eden, özgürlükte ısrar eden, zirvede bir moral ve coşku ile mücadele eden kadın direnişçiliğiydi. Kürt kadını, Sakine yoldaş şahsında özgürlüğe yürüyen kadını temsil ediyordu. Uluslararası güçler, bölgenin gerici odakları ve derin-paralel güçleri korkutan, kadın özgürlük çizgisinin gelişmesi ve Ortadoğu’yu etkiler hale gelmesiydi. Sakine yoldaş şahsında çelikten irade, iddia, mücadele ve estetik bir duruşa kavuşan kadın özgürlük ideolojisi yok edilmek istenmişti. Önderliğin “Kadının özgürleşmesi, Sakine’nin mücadelesidir” demesi bu hakikat ile ilgilidir.
Paris’in merkezinde 9 Ocak 2013 tarihinde halkımızı, kadınları, demokratik komuoyunu derinden sarsan, vahşice yapılan bu katliam planlı, örgütlü ve haince hazırlanmıştı. Bu katliamda PKK’nin ve Kadın Özgürlük Hareketi’nin kurucu üyesi, partimizin efsanevi zindan direnişçisi, özgürlük hareketimizin onurlu kadın sembolü Sara yoldaş bilinçli hedeflenmişti.
Sara yoldaşımızla birlikte Kürt halkının ve kadının dışardaki sesi, soluğu ve nefesi olarak; siyasi diplomatik çalışmalarda birikimi, zekası, emeği ve örgütleyici özellikleriyle üstün başarılar sergileyen Fidan Doğan (Rojbîn) yoldaşımızı paralel güçler bilerek hedef seçmiştir. Entegre siyasetine karşı Kürt halkının direnen ve mücadele eden ruhunu temsil etmekteydi. Rojbîn yoldaş bu çalışmaları ile öne çıktı ve dikkat çekiyordu. Uluslararası güçler ve Türk devletinin kirli politikalarını deşifre edip, bunun teşhirini ve mücadelesini yürüttüğü için Rojbîn yoldaş hedef seçilerek katledildi.
Kürt gençliğinin en dinamik ve fedakar militanı Leyla Şaylemez (Ronahî) yoldaşımız da kökleri üzerinde direnerek var olma mücadelesinin temsiliydi. Sisteme benzeşme, savrulmaya karşı duruş, özgürlük mücadelesi Ronahî yoldaş şahsında katledilmek istenmişti. Kürt gençleri korkutularak, özgürlük mücadelesinden uzaklaşmaları amaçlanmaştır.

Kesintisiz mücadele

Komplocu güçlerin bu amaçlarına rağmen, katliam bunun tam tersi bir durum ortaya çıkardı. Paris Katliamı Kürt halkı, kadınları ve gençlerini korkutmadı, sindirmedi, geri adım attıramadı. Paris Katliamı duyulduğu andan itibaren Kürt halkı ve dostları tek yürek oldular. Paris Katliamı özgürlük mücadelesinin dostlarını çoğalttı, mücadelenin haklılığını daha da görünür kıldı. Katliamı öz değerlerine yönelik bir saldırı olarak görerek, tutum belirlediler. Kadınlar ulusal, bölgesel ve uluslararası alanda kenetlenek, arkasındaki güçlerden hesap sorma kararlılığını ortaya koydular. Ve bu mücadeleleri devam ediyor. Sakine, Fidan ve Leyla arkadaşlarımızın mücadelesi enternasyonal boyut kazandı ve uluslararası alanda kadın özgürlük mücadelelerinin sembolü haline geldiler.
En başta kadınlar olmak üzere Kürt halkı, dostları, Avrupa’nın demokratik kamuoyunun katliamın arkasındaki güçlerin açığa çıkarılması sağlanıncaya kadar mücadelelerini yükselterek devam ettirmesi gerekiyor. Uluslararası komplo karşısında büyük direnerek ve mücadele ederek komployu boşa çıkardıysak, Paris Katliamı’na karşı da aynı tutumu sergileyerek, kesintisiz bir mücadele vermemiz gerekiyor. Aksi tutum; yeni komplolar, katliamlar ve tasfiyelerin gerçekleşmesine yol açar. Katliamın arkasındaki güçlerden hesap sormazsak, yeni katliamlar gerçekleştirmeye cesaret gösterirler. Özellikle de Avrupa’da halkımız, Paris Katliamı karşısında gösterdikleri büyüklükte bir güçle, katliamının yıl dönümünde sokağa çıkmalı, katliamcı güçlerin açığa çıkarılması için mücadelelerini yükseltmelidir. Fransa ve Avrupa’dan katliamın arkasındaki güçlerin açıklanması istenmeli, bu yapılmadığı takdirde suskunluğun onların suç ortaklıklarına yorumlanacağı haykırılmalı.
Büyük şehitlere ancak büyük sahiplenilerek layık olunur. Özgürlük tarihimiz, her büyük şehadet sonrası atılan çok destansı hamleler ve zaferler tarihidir. Önderlik gerçeği ve PKK hareketi acıyı güce dönüştüren, acıyı kendisine en büyük öğretmen yapan, her büyük acıyla kendisini yeniden yaratan bir hakikate sahiptir. PKK ve Kadın Özgürlük Hareketi en büyük gücünü de bu gerçekliğinden almaktadır.
Bu değerli yoldaşlarımıza karşı bu çirkin ve alçakça saldırıyı düzenleyen güçleri bir kez daha lanetliyoruz. Bir kez daha özgürlük mücadelemize ışık tutan bu değerli yoldaşlarımızın anısı önünde saygıyla eğiliyor ve uğruna mücadele ettikleri özgürlük ütopyalarını gerçekleştireceğimizi belirtiyoruz.
Yüreğimizi derinden yaralayan büyük komplo, saldırı ve kayıplara rağmen, zemheri ayını bahara ve yaza çevirme iddiamızdan bir an bile vazgeçmedik. Tüm halkımızı, kadınları ve dostlarımızı da bu iddiamızı güçlendirerek başaralı kılma mücadelesine daha güçlü katılmaya çağırıyoruz.


FATMA DERSİM ADIR