Moda oldu ya, artık her şeyin altında bir "paralel devlet" aramaya başladık. Yani Paris’ten sonra da tarihimiz ve bilincimiz yeniden katledilmeye çalışılıyor. Bu katliamı Fethullahçı şer yuvası mı yaptı, Erdoğancı cinayet örgütü mü? Tartışmaya bakın siz! Sanki Türkiye’de katliamlar tarihi son on yılla sınırlıymış gibi, paralel devlet mi hükümet mi gibi uyduruk bir tartışmanın girdabına itilmeye çalışılıyoruz da farkında bile değiliz. Öfkemiz yanlış bir yöne yönlendirilmeye, belki de yüreğimizin ateşi soğutulmaya çalışılıyor. Paralel devlet mi, iktidar mı? Güldürmeyin beni, ya da dellendirmeyin, çıldırtmayın. Cinayetin asıl kaynağı bu iki şer odağını birbirinden ayırarak hedef şaşırtan yaklaşım sahipleridir: Bu cinayeti sömürgeci-kapitalist Türkiye Cumhuriyeti ve onun müttefikleri (şimdilik bilinenleriyle) Fransa, Almanya, Hollanda birlikte düzenlediler. Olanak sağlayarak, bilgileri gizleyerek, destek olarak, istihbarat paylaşarak, tetikçi bularak ortak çalışan devletlerarası bir organize cinayet örgütü var ortada.
***
Gülüyorum yeni yetme Gülen tartışmalarına. Bu ülkede Ermeni, Kürt, Rum, Asuri-Keldani ya da diğer halklara ya da Alevi, Êzîdî, Süryani, Hıristiyan ya da diğer inanç gruplarına yönelik katliamların tarihi sanki Fethullah ile başlamış gibi gösterilerek cinayet amaçlı organize olmuş ittihat terakki artığı bir devlet "çaktırmadan" aklanmaya çalışılmaktadır. AKP ile Gülen’i ayrı yapılarmış gibi göstermek bir çarpıtmadır. İkisi de halkların kanını emerek kurmuşlardır zulüm ortaklığını ve ilk günden bugüne kadar her olayın ortak sorumlularıdır. Pastadan biraz daha fazla pay alabilmek için ya da öteki ortağın fazla güçlenmesinin yarattığı korku nedeniyle zaman zaman kendi aralarında giriştikleri it dalaşı bu ortaklığın esasına ilişkin bir ayrılık değildir. Ermeni soykırımından Roboskî’ye dün ve bugün Başbakanların, kimyacı komutanların rolü ne ise Allah’ın yolunu paraya ve iktidara satmış olan Fethullahçıların rolü de hep odur. Bunlar bütün cumhuriyet boyunca var olan bir cinayet örgütünün suç ortaklarıdır ve bu anlamda birbirinden hiçbir farkları yoktur. Ama onları yeşerten sömürgeci-kapitalizm bugün onlara ihtiyaç duyarken, dün bütün bu katliamlarını CHP ya da diğer sistem partileri aracılığıyla gerçekleştirmişti.
Paralel devlet, derin devlet, gizli devlet… Utanmayın, söyleyin şu cinayet örgütünün adını: Sömürgeci-Kapitalist Türkiye Cumhuriyeti!
***
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bese Hozat’ın, Fırat Haber Ajansı’ndaki röportajı kamuoyunda ciddi bir tartışma başlattı. Hozat’ın röportajında, Fethullah Paralel Devleti benzetmesini "İsrail lobisi, milliyetçi Ermeni ve Rum lobileri paralel birer devlettir… Asıl amacı, Türkiye’nin demokratikleşmesini engellemektir" demesi kamuoyunda tepkiyle karşılandı. Ben de bu açıklamayı hem yanlış hem sorunlu bulmaktayım.
Öncelikle "devlet" kavramı konusunda önemli bir kafa ve kavram kargaşası taşıdığı için yanlıştır. Paralel devlet kavramı önümüze dikilen her zorluğun klişe adı değil, devletin kendi zorluklarını aşmak için iktidar ortaklarının yarattığı bir illegal yapılanmadır. İkincisi AKP tarafından ortaya atılan her sözü güncelleştirerek altını kendi gerçekliğimizin öncelikleriyle donatmaya kalkmak ciddi bir yöntem yanlışıdır. Bizim devlet-sistem güçlerinden temelden farklı olarak, kendi kavramlarımız, politik belirlemelerimiz, stratejik yaklaşımlarımız, ideolojik konumlanışımız vardır. İktidarın kullandığı ve gündeme sokmaya çalıştığı kavramların girdabına kapılırsak, kendi gerçekliğimizi unutarak, giderek düşüncelerimizi de sistemin kavramları içerisinden tanımlamaya başlarız.
Lobi’ler, kapitalist sermaye gruplarının oluşturduğu politik baskı gruplarıdır. Oysa Ermeni halkının, Rum ya da Yahudi ya da diğer halkların örgütlü güçleri bu gün Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi’nin de saygıdeğer bileşenlerini oluşturmaktadırlar. Biz kapitalin halkları denetim altına alması yerine, halkların kapitali denetim altına almasını hedefleyen bir asgari bileşende buluşmuş bir birlikteliğinin ifadesiyiz. KCK gibi bir kurumun bunu çok ciddiye alarak, yapacağı açıklamalarda kucaklayıcı, bütünleştirici, eşitlikçi, adil ve her şeyden öte samimi yaklaşması gerekir. Paralel devlet gibi bir cinayet örgütünün yanında Ermeni ya da Rum ya da bir başka halkın adını algı yanlışına neden olabilecek bir yakınlıkta aktarmak ciddi bile yanlıştır. Üçüncüsü, KCK gibi ciddi bir kurum, ortaya attığı her tezin altını ciddi, ikna edici kesinlikte belgelemeden konuşmamalıdır. Özellikle sayın Öcalan’ın da önerisiyle gerçekleştirilen Barış ve Demokrasi Konferanslarının bu coğrafyanın tarihinde ilk kez yakalanan bileşim genişliği ve zenginliği düşünüldüğünde bu açıklama, konferans süreçlerini başlatan NeWroz bildirisinde, İslam kardeşliği, Alevilik ya da Ermeniler konusundaki vurgu eksikleri nedeniyle ortaya çıkan ciddi tartışmayı da yeniden körükler. Çünkü bu saptama ülkede yaygınca kullanılan nefret söylemine malzeme olma gibi bir tehlikeye de kapı açabilir. Düzeltme olacağını ummaktayız.