Perşembe gününün ilk saati gece telefon sesiyle yarıldı... Telefonun öbür ucundaki ses “Rojbîn’den kan akıyor” diyor... Bilinen bu... gerisi muamma... Sokak lambaları sanki kısılmış... Şehir buz keşmiş. Yol boyunca ölümü dirimi, neden, kim... soruları dolanıp duruyor... Zaman durmuş gibi... dakikalar ağırlaşmış ve geçmiyorlar... Sorular ve bilinmezliklerle vardığım kapı önünde dizlerinin üzerine çökmüş yoldaşları bekliyor... “Hastane de mi nerede” soruma karşılık... “ne hastanesi üçüde öldürülmüş...” Üç kim?.. biri Ronahî, bilmiyorum. Diğeri seksen sonrası Kürt kadınlarının Roza’sı Sakine, diğeri güneş gülüşlü Rojbîn...
Polis telsizleri monolog çeviriyor... bıraksam dizlerim çözülecek... Ama bu aşamadan sonra o alana gelmiş binler, daha sonra yüzbinlere ulaşan selde herkes gibi bir yanım Ronahî, diğer yanım Sara ve Rojbîn oldu... Haliyle herkes merak içinde... neden ve kim tarafından yapıldı.. ya da kaç kurşun... Kürdün hangi katilini sayalım... hangi düşmanını adres olarak gösterelim... Kelimeler bu aşamada kifayetsiz kalıyor... Bütün bunların ötesinde bir yerdeyiz şimdi... Bütün Kürt kadınlarının yoldaşları Paris’in işlek bir caddesinde katledilmiş... Ölümle birlikte anılmayacakları adları...
Kürt kadınının 70 yıllardan günümüze uzanan direngenliği, genç ruhları, kabına sığmaz coşku ve kararlılığı kurşunlanmış... Bu aşamadan sonra Sakine yoldaş iki kızını yanına almış Paris’de olduğu gibi Kürdistan’ın sokaklarına akıyor... Ayva sarısı gülüşüyle Rojbîn dostların kapılarını çalıyor... Berrak bir su gibi Ronahî, bentleri yıkıp genç oluyor öfkesiyle alanlarda...
Kürdün Roza’sını bin kere öldürüp yok ettiğini ilan eden güçler şimdi eksiğine bozdurdukları değerlerini bir kez daha bozdurmaya devam ediyor. Timsah gözyaşları dökme gereksinimi bile duymadan bütün aynalarda sefil birer zebani gibi gülümsüyorlar... Alev üflüyor ağızlar Kürdistan’ın üç karanfilinin ardından... Zaman Kürdün yazgısını yutmaya çalışıyor. Entrika ve kötülük zamanın eğreti arzularına bağlamış atlarını... Bütün bunlara inat iyi ve güzel kokan bu üç Kürt kadını yeni bir yolculuğa çıkmış... her Kürdün yakasında bir karanfile... gözlerinde bir kartala... ruhunda bir militana dönüşmüş... Paris Kürt olmuş.... Bu insan seli karşısında üç Kürt kadınının katilleri için, çağımızın en büyük korkusu yaşamak olsa gerek...
Kürt kadınının her anında, yarattığı her değerde bir parça Sakine var, yeni uyanan her özgürlük çığlığında genç Ronahîler... Kürt kanının bitmez enerjisinde Rojbîn’nin ışıldayan gülüşü... Şimdi Seyit Rıza’nın kızı ... sevdalısı olduğu Amed’den köklerini asla yitirmediği Dersim’e ayak sesine milyonları katarak yürüyor... Rojbîn... Doğum gününü ülkesinde yoldaş olmuş halkıyla kutluyor... Ronahî... çocuk olarak çıktığı topraklarına genç bir rüzgar gibi dönüyor... pusuda bekleyen düşmana inat... herkes Sara... herkes Ronahî ve Rojbîn... Kürdistan kızlarını karşılıyor...
“Medeniyetin beşiği” olarak bilinen Paris artık Kürtlerin yüreğinden koparılmış üç fidanı hatırlatacak... Ve her üç Kürt kadından bayrağı devralmış milyonlar Paris’ten yoldaşlarının katillerini soruyor...
Paris Kürt olmuş...
Fransa Gündemi