Paris son dönemlerde sürekli artan çete çatışmaları ve buna bağlı ölümlerle gündemde. Olayın faturası ise göçmenlere çıkıyor. SELMA AKKAYA PARİS Paris, belki tarihi ve mimarisiyle dünyanın birçok kentine kafa tutacak bir şehirken, son aylarda giderek tekin olmayan bir kent haline geldi. Hırsızı, yan kesecisi, sarhoşuna herkesin alışık olduğu Paris’in sokaklarında artık güpe gündüz çeteler arası çatışmalar yaşanıyor. Ölümler, Paris’in öteki bir yüzünü daha açığa çıkarmış gibi gözüküyor. Yeni suç mekanlarının çoğu stratejik öneme sahip. Birincisi özellikle Paris Büyük Şehir Belediyesi’nin son yıllarda hizmete soktuğu, Paris Plajı, yine belediyenin yeni gelen ve sokakta yaşamak durumunda kalan göçmenlere açtığı bazı kapılar hedef haline gelmiş. Göçmenlerin kaldığı eski okul ya da kamu binalarının etrafını dolduran çeteler, buralarda uyuşturucu ve çete faaliyetlerini yürütürken, günlük olarak polisle çatışıyor. Arada olan göçmenlere oluyor. Semt sakinlerinin günlük polis bildirimlerinin ardından bu göçmen merkezleri polis zoruyla boşaltılıyor. Yine belediyenin hizmete soktuğu bazı sosyal alanlar ve parklar çetelerin kol gezdiği, son bir ayda birbirleriyle yaşadıkları çatışmalar nedeniyle çok sayıda yaralı ve ölümlerin olduğu olaylar giderek yaygınlaşıyor. Bütün bu mekanların seçimi bir tesadüften ibaret olamaz elbet. Belediye göçmenlere oynuyor! Hedef göçmenleri kent dışına itecek bir yöntem bulmaksa, diğer sosyal alanların çeteler tarafından işgali ne anlama geliyor! Muhtemelen, işin ucu belediyeye dayandığı için solun elinde kalan son kale Paris Belediyesi’nin yaklaşan belediye seçimleri nedeniyle el değiştirmesi için her türlü yöntemin denendiği fikri doğuyor! 14 milyon insanın yaşadığı bu şehirde hırsızlık, gasp, otobüslerde gaz ve bıçak kullanılarak valiz çalınması, sokak ortasında boynunuzdaki kolyenize asılarak alınması vb bir dizi olayın giderek tırmandığı artık gizlenemiyor. Malum Fransa turizminin başkenti olan Paris’in imajı için bu tür olaylar en uç noktaya gelmediği sürece basına asla yansıtılmaz. Son aylarda, market, bakkal, restoran soygunları ya da girip yiyecek alıp para ödemeden çıkma, sahiplerinin ya da güvenliğin müdahalesinin kanla sonlandığı olayların arttığı yeni bir Paris karşımızda. Suç oranının gerekçeleri Kriz derinleştikçe, asgari ücrete 7 euroluk komik bir zam 4 yıl sonra gelince, hem işsiz hem de çalışanlar için Paris’te hayatın giderek zorlaştığı açık. Birde onu çevreleyen banliyölerdeki genç kuşakların eğitimsizliği, işsizliği eklenince, açlık ordusunun giderek büyüdüğü bu kentte suç oranının artması doğallaşıyor. Ölümle sonuçlanmayan olaylara karışmış bireyler ise polis tarafından gözaltına alınıp, adliye koridorlarından dışarı salınıyor. Cezaevlerinin yetersizliğinden bahseden hükümet, yeni bir reform getirmekten bahsederken, söz konusu genç kuşakların nasıl suçtan arındırılacağı yönde bir çözüm üretmekten uzak. Yine açlık sınırında yaşamların giderek çoğaldığı bir Fransa’da insanca yaşanacak bir ücret ödemeyi düşünmeyen hükümet, söz konusu gidişatın sonunda nasıl bir çözüm üreteceği merak konusu.