‘Kelin ilacı olsa kendi başına sürer” demişler. Türkiye siyasetinde parlamentonun konumu tam bu ifadede anlamını bulan bir pozisyona düşmüş durumda. Bir yanda milletvekillerinin yargılanmaları ile ilgili mevcut anayasadan kaynaklı haklar kullanılamazken, öbür yanda “yeni anayasa” yazarak ülkeyi demokratik hukuk devleti haline getirme iddiası soğuk bir şakadan başka bir şeye benzemiyor.
Milletvekillerinin kendi ifade özgürlüklerini koruyamadığı, savunamadığı bir rejimde, yeni anayasa yolu ile ülkeyi özgürleştirme söylemlerinin üzerine “başkanlık-yarı başkanlık” tartışmaları tuz, biber oldu.
Önce başkanlık-yarı başkanlık tartışmalarına dair durumu ele alalım. Yarı başkanlık sistemi, başkanın yetkilerinin yarısına sahip olunan bir yönetim biçimi gibi tartışılmakta olsa da gerçek tam tersidir. Başkanlık sisteminde sınırları daha keskin çizilmiş olan güçler ayrılığı dolayısı ile denge-denetim mekanizması daha işlevseldir. Başkanlık olmazsa bari geçiş dönemi için yarı başkanlık olsun propagandası tam bir taktik operasyondur ve ne yazık ki muhalefet bu tuzağa çekilmiştir. Oysa yarı başkanlık Türkiye için çok daha kaygı duyulmaya değer bir risk taşımaktadır. Bu yetkiler otoriter eğilimleri pekiştirir endişesi ile hareket ediyorsak, yarı başkanlık buna daha müsaittir.
Başkanlık ya da yarı başkanlık ile yerel yönetimlerin güçlendirilmesini birbirine endeksli ele almak ise başka bir oyundur. Dünyada parlamenter sistem içinde federal yönetim modelini uygulayan ülkeler olduğu gibi başkanlık sistemini merkeziyetçi yapıyı güçlendirmek için tercih eden ülkeler de bulunmaktadır.
Gelelim daha sıcak gelişmeler ve iktidarın gündem yönetme başarısının nedenlerine. Artık açıkça görülmektedir ki Anayasa Mahkemesinden çıkacak kararla birlikte bambaşka bir siyasal atmosfere hazır hale getiriliyoruz. Ana muhalefetin İstanbul il kongresi ile iktidarınkini karşılaştırdığınızda her şeyi görmek mümkün. Uludere konusunu örtmek için ortaya atılan, kürtaj hamlesi bile muhalefet dinamiklerini manipüle edebiliyorsa denizin bittiği yere geldiğimizi kabul etmeliyiz.
Aynı hafta içinde memurları dört artı dört zamma mecbur edip, hava iş kolunda grev yasağı çıkartabilen bir iktidar, gücünü, muhalefetin zayıflığından almaktadır. Dolayısı ile Başbakan ya da Bakanların kırdıkları potlar, sergiledikleri vahim hatalar bile güçlü bir toplumsal muhalefetin gelişmesine imkan vermemektedir. İktidarla birlikte muhalefetin de güven kaybı yaşadığı ülkelerde siyaset yeniden sorgulanmak zorundadır. Gerçekten yeni bir muhalefet dili, yeni bir örgütlenme biçimi yeni kadrolar eliyle inşa edilemezse, yaşanacak krizlerin toplumsal çatışmayı doğurma ihtimali son derece yüksektir.
Suriye konusundan, ekonomik göstergelere kadar birçok dinamik bu sürecin yönetilebilir olmaktan çıkmasının sinyallerini veriyor. Toplumun bu krizlerden yeni bir yol bularak çıkmasının önündeki en büyük engel, iktidarın başarılı beklenti yönetimi ve muhalefetin bu minderderde debelenmekten öte tutum geliştirme becerisi gösterememesidir.
Parlamentonun ilacı olsa