İngiltere Gündemi
Bir siyasi partinin yeni liderinin kim olacağı tartışmaları, kimilerine göre çok önemli olmayabilir, ancak fazlasıyla favori olarak görülen bir adayın profili eğer ki çok ilginç ise çoğunluğun neden o adayı desteklediği bence önemlidir. Bahsettiğim aday, İşçi Partisi'nin yeni liderlik koltuğu için yarışan Jeremy Corbyn. Britanya’da sosyal eşitsizliği ve sol ekonomiyi savunup sermaye sahiplerine karşı savaş mücadelesi dönem dönem yükselişe geçip ardından düşüşe geçse de hiç bir zaman tamamen kaybolmadı. Ayrıca İngiltere’deki solculuk anlayışı da hiç bir zaman Türkiye’deki gibi komutacı, milliyetçi ve devletçi Türk solculuğuna benzemedi.
1997’deki seçimlerinde İşçi Partisi'nin galibiyetiyle Tony Blair bile partinin birçok prensibini çiğneyerek lider olmuştu. Partisini, sendikaların tahakkümünden çıkardı, özelleştirmeye yeşil ışık yaktı, hatta düzenli olarak kiliseye gitti. Solcu da dindar olur, buna diyecek bir şey yok. Ancak Blair’in yaptığı politikalar, parti reformu adı altında nabza göre şerbet vermesiydi. Bu şerbet de Blair’e 179 milletvekili farkla liderlik kazandırdı. Asgari ücret uygulamasını başlatması, sağlık sektörüne yönelik rekor oranda yatırım yapması ve çalışma koşullarını düzeltmesi bakımından içinde sol öğeler taşıyan bir dizi yenilikler yaptığı bir gerçek. Ancak ülkeyi Irak ve Afganistan’daki savaşlara sokarak binlerin ölümüne sebebiyet veren ve partiyi sermaye yanlısı bir partiye dönüştüren bir lider, sosyalist bir lider olarak tanımlanamaz da.
Ed Miliband’ın Mayıs’taki seçimleri kaybetmesiyle istifasının ardından yeni liderin kim olacağı hala çok konuşuluyor. Dört aday var. Üç aday da Blair ve Miliband (sağ eğilimli aday Liz Kendall’dan dolayı da Başbakan Cameron da olabilir) karışımı. Bir aday ise sosyal demokrat hareketlerinin öncüsü olabilecek bir isim ve şu an en çok öne çıkan isim durumunda. O da Jeremy Corbyn.
Öğrenci harçlarından hayvan haklarına, Güney Afrika’daki siyahlara yönelik ayrımcı rejimden, Filistin meselesine kadar bir çok harekette yer almış bir isim Corbyn. Irak ve Afganistan’daki askeri müdahalelerine katkısından ötürü kendi partisi ve lideri Blair’i eleştirmekten kaçınmamış bir isim. Kamu kesintilerine karşı. Tabiri caizse tam bir zengin düşmanı olmasının yanı sıra sıkı bir kamu hizmetleri savunucusu.
Koyu bir AKP muhalifi ve Kürt dostu. KCK davasını izleyen gözlemci komitenin içinde olan Corby, KCK operasyonlarını ayrıca İngiliz meclisine taşımıştı. Corby aynı zamanda bir milyon civarından iş imkanı yaratıp zenginlerin ödedikleri vergi miktarını da artırmak istiyor. Ortadoğu’da askeri müdahalelere karşı olmasının yanı sıra, İngiltere’nin NATO’dan çıkmasını istiyor. Demiryollarının ve enerji şirketlerinin de tekrar kamulaştırılmasını talep ediyor.
Herkes şimdilerde Corbyn’i konuşuyor. Ancak Corbyn’i istemeyen de çok, eski İşçi Partili Başbakan Blair olmak üzere liberalleşme yanlısı vekiller ve İşçi partili zengin üyeler. Sebebi ise Corbyn’inin çok solcu görülmesidir. Kimin lider olacağı Türkiye için kara bir gün olan 12 Eylül’de belli olacak. Corbyn’in seçilmemesi durumunda da İngiltere de tıpkı Türkiye gibi daha çok kara günler görecek.