Güney Kürdistan’da ülke sorunlarının parti merkezli algısı son derece sorunlu bir algıdır. Hatta mevcut krizler ve parçalı yapı bu zihniyetin bir sonucu olmasına rağmen, çözümün yine parti merkezli yöntemlerle öngörülmesi ciddi bir hatadır.
KDP ile YNK’nin 11 Ocak görüşmelerinden sonra yaptıkları açıklamada bölgedeki sorunların yine bu iki parti arasında kurulacak ortak komisyonla çözümünün öngörülmesi parti merkezli bakış açısını aşmadığı için de gerçek bir demokratik çözüm yaratması mümkün değildir. Olsa olsa iki partinin yıllardır bölgeyi aralarında pay eden stratejik anlaşmalarını kendi parti çıkarları temelinde günün koşullarına uyarlamak olur.
Bu, ulusal çıkarları esas alan siyasi perspektiften uzak son derece yanlış ve tehlikeli bir durumdur. 25 yıldır iktidarı kendi aralarında gerçekleştirdikleri gizli stratejik anlaşmayla paylaşan bu iki partinin topluma karşı şeffaf olmaları, birbirlerini halk adına denetlemeleri mümkün değildir. İktidarı, halk adına denetleyecek olan bağımsız yargı ve sivil toplum, örgütleridir, bağımsız basın yayın kuruluşlarıdır. Onun için 11 Ocak görüşme maddelerine "şeffaf" sözcüğünün iliştirilmiş olmasının hiçbir karşılığı yoktur.
Güney krizi gerçekten aşılmak isteniyorsa, bu partilerin öncelikle mevcut zihniyet ve sistemsel yapılarında köklü değişimler yapmaları zorunludur. Bu işin bir yönü.
Diğer önemli husus, aile ve aşiret liderliğine dayalı partiler ve dar bölge siyasetiyle günümüz koşullarında bu partilerin ulusal mücadele yürütmelerinin mümkün olmayacağı gerçeğidir. Sorun artık sadece Güney Kürdistan’ın kendi içindeki siyasi ya da ekonomik sorunları, krizleri olmaktan çıkmıştır.
Ulusal kurtuluş savaşları 20. yüz yılın temel mücadele argümanlarıyken, 21. yüz yılda halen aşiretçi, aileci zihniyetle hareket etmek Kürtlerin büyük çıkmazı oluyor. Bölgede kördüğüme neden olan mezhepçi zihniyet ne kadar kaos yaratıyor ve kördüğüme dönen savaşları yaratıyorsa, Kürtler açısından da parti odaklı iktidar ya da bağımsız devlet tartışma ve siyasetleri de bir o kadar tehlikelidir ve Kürtlere büyük kaybettiriyor.
Kuşkusuz 21. yüzyılda da halkların kendi kaderini tayin hakkı temel bir evrensel hak olarak ortada durmaktadır. Bu hiçbir zaman değişmeyecek evrensel bir haktır. Ancak Kürdistan gibi paramparça edilmiş bir ülkede bunu aşiretçi ya da dar parti odaklı zihniyetle yapmaya çalıştığınızda karşılık bulmanız mümkün değildir.
Dolayısıyla KDP’nin sürekli olarak dillendirdiği bağımsız devlet, üçüncü dünya savaşının şekillendireceği Ortadoğu’da kabul görse bile, bunun Kürdistan’daki diğer tüm farklı inanç ve etnisiteleri kapsayan, toplumu içine katan, demokratik bir ulus olması mümkün değildir. Hatta bırakalım farklı inanç ve etnisiteleri, tüm Kürtlerin dahi kendilerine ait göreceği bir devlet olması zordur. Zira bu devlet, parti (KDP) devleti, parti hakimiyetini ve bir ailenin çıkarlarına hizmet eden, onu toplum üzerinde bir kambura dönüştüren devlet olmaktan öteye gidemeyecektir.
Dolayısıyla hem bugün Güney Kürdistan toplumunu siyasi ve ekonomik krize mahkum eden, hem de Kürtlerin Ortadoğu kaosunda işgalci bölge devletleri ve küresel güçler karşısında güçsüz kalmasına neden olan aileci, aşiretçi, parti odaklı siyaset bir an önce terk edilmelidir.
Doğru olan KDP-YNK’nin biraraya gelerek sorunlara kendi dar parti çıkarlarına hizmet eden bir çözüm bulmaları değil, tüm Kürdistan parçalarındaki siyasi güçlerin biraraya gelerek ortak bir konsensüsle başta kendi iç sorunlarını hal yoluna koyarak, ulusal muhataplık mekanizmalarını ortaya çıkarabilmeleridir.
Dolayısıyla, KDP’nin kaybettiren siyasetine karşı muhalefet edenler, ulusal çıkarları esas alan ortak bir strateji oluşturmak zorundadırlar. KDP’yi yanlış siyasetinden dolayı eleştirmek kadar, KDP’ye bu yanlış siyasetinden dolayı geri adım attıracak denli doğru ve güçlü bir stratejiyle etkili bir mücadele geliştiremeyen Güney Kürdistan’daki diğer partileri de eleştirmek gerekir.