
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, Ayşe Paşalı’yı öldüren eski eşi İstikbal Yetkin’e “tasarlayarak öldürmek” suçundan verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını oy birliğiyle onadı. Sanık avukatlarının tasarlama olmadığı ve haksız tahrik indirimi uygulamanmasına ilişkin temyiz itirazları ise reddedildi.
Konuyla ilgili bianet’ten Çiçek Tahaoğlu’nun görüştüğü Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan Selin Çalışkan, kadına yönelik şiddetle mücadelenin simgesi haline gelen Ayşe Paşalı davasından çıkan kararın olumlu ve diğer birçok dava için örnek teşkil edecek bir karar olduğunu söyledi. Çalışkan, “bu tür davalarda, katilin ‘ben karımı seviyorum, pişmanım’ demesiyle bile cezada indirim uygulanması maalesef çok sık karşılaştığımız birşey. Ayşe Paşalı simgesel bir isim haline geldi. Katile verilen müebbet hapis cezasının oy birliğiyle onanması çok olumlu.
‘Karar, mücadelenin bir getirisi’
Çalışkan, “Bu karar, kadına yönelik şiddete karşı verilen mücadelenin bir getirisi. Önümüzde birçok başka dava var” diye konuştu.
Şiddet görmesi nedeniyle boşandıktan sonra, eski eşi ölümle tehdit ettiği için mahkemeden koruma isteyen Ayşe Paşalı, boşandığı gerekçesiyle koruma talebi reddedilmişti. Eski eş İstikbal Yetkin, 17 Aralık 2010’da Ayşe Paşalı’yı bıçaklayarak öldürmüştü.
Ancak Ayşe Paşalı’nın koruma istemini reddeden mahkeme, bir devlet kurumu. Dolayısıyla bu cinayetin tek sorumlusu katil değil.
Adalet yerini buldu mu?
Kadın Dayanışma Vakfı Gönüllü Avukatı Evren Paydak, Mayıs ayında Ayşe Paşalı davasında resmi kurumların rolünü şu şekilde değerlendirmişti: “Peki, İstikbal Yetkin hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesi ile gerçekten adalet yerini buldu mu? Bu sorunun yanıtı da maalesef hayır. Zira, İstikbal Yetkin, Ayşe Paşalı’nın görünürdeki katilidir. Yetkin’in ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması ile bu dosya hitama ermiş sayılamaz. Ayşe Paşalı’nın katledilmesine giden yolda ihmali olan yasa uygulayıcıları cezalandırılmadığı sürece, adaletin yerini bulduğundan söz edilmesi mümkün değildir. (...)
Kadın cinayetlerinin son bulması için kadınların ‘korunması’ değil; ‘kadın erkek eşitsizliğinin son bulması ve erkek egemen sistemin ortadan kaldırılması’ gerektiği ısrarla göz ardı ediliyor.”
HABER MERKEZİ