Erdoğan “yargıya gerekenleri söyledik” dememişti daha.
Öncesinde BDP’liler’in siyasal kırımı yaşanmıştı.
Erdoğan’ın partisinde, “Kürt” olduğunu ima edenler, “ikinci sınıf AKP”li oldular.
Ensarioğlu’nun bir kademeye getirileceğini hiç tahmin etmiyorum.
Metiner bir çırpıda harcandı, “Kürt” olduğunu söylerken çehresinde “korucu” edalı pozlar çizmesine reğmen.
Mir Dengir, Erdoğan tarafından AKP’nin atış sahasında tutulmak üzere mahkum edildi.
Ancak..
Öyle görünüyor ki, bir zamanlar Kürtler’i partilerinin “paspasçısı” olarak kullanan “Türk solcuları” şimdilerde AKP’nin paspasçısı oldular.
Bir süre önce, yani Erdoğan “yargıya gerekenleri” söylediğini söylemeden önce, bir önceki yazımdan dolayı bir “Türk solcusu”ndan ikaz aldım.
Bana, Kürtler’i kastederek: “sizden ne köy olur, ne de kasaba” demişti.
Tercüme ediyorum: “Ne yaparsanız yapın rüzgar Türk efendilerden taraf esiyor, Kürtler’in kasaba bir yana dursun, bir mezra kurmasına müsade etmeyecek bir Milyonluk Türk ordusu var…”
Başında ise: “Bir Türk solcusu olarak, yıllarca özelde Kürtler’in, genel olarak da halkaların özgürlüğü sloganını savundum.” Demiş.
Bu dizelerden de şunu anladım:
Bu adam, sadece slogan savunmuş.
Neden mi?
Partisine “Kürt” kazanmak için.
Kazandığı Kürtler ise bir sloganı savunduğu için partinin lojistik işlerine dalıp gitmişler:
Afişleme yapmış, bildiri dağıtmış, sopa kullanmış, “temizleneceği” temizlemiş.
Yani bir nevi paspas işi görmüşler…
Sonra ekliyor:
“Erdoğan başa geldiğinde, yapmış olduğu her türlü açılım ile yüreğime su serpti.”
“Solcu”nun bu sözleri sarfettiği günlerde, Türkiye, Kürdistan‘da son otuz yıllık tarihinin en yüksek askeri harekatını devam ettiriyordu. Notun tarihi 04.09.2012.
Velhasıl bu sözlerden de “orta Asya’dan gelen bir Kurt mırıltısı duydum” diyebilirim.
Sonra “solcu” frene basamıyor:
“...evet siz ayrı bir devlet kurmak istiyorsunuz ama, o kuracağınız devleti kimsenin, özellikle de ABD’nin size yarar getiremeyeceğini bilmeyecek kadar cahilsiniz…”
Burada da o Hig-efendi pozu yükseliyor.
“Akıllı Türkler; cahil Kürtler” karargahına bağlanan eski Türk solcularını tanıyorum.
Bunlardan en kıdemlisi, Genelkurmaycı Doğu Perinçek oldu.
Solcu kimliğini tabutlamada başarılı oldu, ruhu şad olmasın.
Ancak bu sözlerin sarfedildiği dönem, dünyaya egemen olmak isteyen külli güçlerin gizli servisleri, Kürdistan’a ve özellikle de  kuzey Kürdistan’a endeklenmiş oluyordu.
Ve Türkiye’nin hegemonya arayan politikası, bir taraftan Rusya, İran, Irak, Suriye ve Yunanistan, diğer taraftan, İsrail, ABD ve Batı Avrupa kıskacında rütuşlanmaktaydı.
Ve bu dünyada boş “anti emperyalizm” sloganlarının, devrimci ve sosyalist politika yürütmek için yetersizin altında değer kaybettiğini öğrendiğimiz bir dönemin akabinde yaşıyoruz.
Velhasıl “solcu”nun çabası da nafile.
Ve sonunda solcu, “solcu” olmadığını itiraf ediyor:
“Eski bir Kürt halkı savunucusu olarak, Kürtler’den nefret noktasına geldim.”
Bu da kazanılmamış bir “savaş”ın erken gelen narası gibi birşey.
Bravo dedim.
“Eski solcu”lar;
Çimdilerde Erdoğan’ın paspasçıları.
“Paspasçı Kürtler” piyasasının iflasından sonra, sosyal ve politik intiharın eşiğinde, Erdoğan tarafından seruma bağlananlar.
Eğer Türkiye’de azınlıkta bile olsalar, enternasyonalist Türkler olmasaydı, bilmem “eski solcu”lar daha nelere muktedir olurlardı?