Roma İmparatorluğu vatandaşlarının, baş ilahla-baş tanrı ile harmonik, uyumlu bir şekilde yaşam düzenidir, Pax Deorum. Çok tanrılı (Polytheizm) toplum yaşamında, baş ilahın ayrı bir yeri var ve kurbanlar genellikle baş ilaha sunulur. Pax Deorum yani ahenk ve uyum bozulursa, baş ilah kızdırılır, ona karşı çıkılırsa; hastalık, yıkım, yenilgi ve ölümle cezalandırılmak kaçınılmaz olur. İsailer; tek ilaha inanıp (monotheizm), Roma'nın ilahlarına itaat etmeyince, Pax Deorum'un bozulmasından korkan Romalı egemen despotlar tarafından işkence ve katliama uğramış, baş ilaha kurban olarak sunulmuşlardır. Baş ilaha karşı suçun ağırlığı, sunulan kurbanın, verilen bedelin de büyüklüğünü belirler, kurban veya kurbanlar ona göre seçilir.

İsveç toplumu için Olof Palme, bu manada ağır bir bedel olarak, ilahlara kurban edilmiştir. Ezilen insanlığın dostu, ulusalararası silah firmalarını –ilahları- öfkelendirmiş, Pax Deorum'u bozmuştu. Adalet yerini bulup katil ve azmettiricileri cezalandırılana kadar, Palme'nin ahı onların peşini bırakmayacaktır. Geçen yıl İsveçli milyonerin eşi ve Prens Charles'ın yakın arkadaşı Eva Rausing; “yirmi yıldır” cinayeti araştıran gazeteci Gunnar Wal'a, uluslararası İsveç endüstri devi bir milyarderin bu cinayeti yaptırdığını emaille bidirdikten bir hafta sonra, İngiltere'de ki evinde ölü bulundu. Gunnar Wal, İsveç devletine yeniden soruşturma açılması için başvurduğunda, bunun “hassas” bir konu olduğu ve susması ressen telkin edilmiştir. Lakin katil veya azmettirici de bu arada deşifre olmuştur. Bu konuda Kürt Özgürlük Hareketi yıllarca zan altında tutulmuş, çeşitli tertiplere başvurulmuş, birçok ahmak, aymaz buna alet edilmişti.  
Filistin halkı için Arafat'ın sağ kolu Ebu Cihad'ın Tunus'ta bir suikast sonucu öldürülmesi, ağır bir bedeldi. Ebu Cihad'ın ilahlara kurban edimesi dahi, onurlu bir barışın gelmesine yetmemiş, arkasından Nobel barış ödüllü iki lider Rabin ve Arafat tasfiye edilmişlerdir. İsrail'in popüler gazetesi Yediot Aharonot, Ebu Cihad suikastinin gizli servis koordinesinde nasıl yapıldığını, tetikçilerin isim ve itirafları ile birlikte yayınlamıştır. Besbelli ki, -özellikle- siyasi cinayetler ilelebet saklı kalmıyor, bir gün mutlaka açığa çıkıyor. Ama insanlık kurban vermeye devam ediyor. Çünkü insan ve her türden canlı yaşamın kanı ve ahı üzerine sofra kurmuş haramilerin çarkı böyle işliyor.

'Scito te ipsum!'; kendini tanı!
Neidüğü belli olmayan unsurların, sızmaların, tüccar dalkavukların dedikodusuna alet olup, öz insalarını yıpratmayla gafilce meşgulken; elin alçak iti gelip, Paris'te üç evladımızın öpülesi başına kurşun sıksın ve elini kolunu sallayıp gitsin... Açıklama: Tercümanmış (!?) Basiretsizliğe bak! Gafilliğe bak! Bu öyle üstünden atlanacak bir olay değildir. Bu konuda söylenecek ve yazılacak üzerinde durulacak çok nokta var. Kürt halkı ve ilerici insanlık bu olayın peşini bırakmaz. Sanki önce uyku ilacı verilmiş sonra da alçakça canice katl edilmişlerdir.
En az üç yıl geriye giderek tüm kurumlarda ki yeni ilişkilenmeler çok boyutlu ivedilikle gözden geçirilmelidir. Sevgili Sakine ve arkadaşlarının ölümü, kabul edilemez bir bedeldir. Ezilen insanlık, adalet ve hakça hayat için çok ağır bedeller ödemiştir. Ölüm her insan içindir, zaten kaçınılmaz  olan bir sondan insan neden korksun ki. İnsani erdemin ve  yiğitliğin sembolü Sakine, Fidan ve Leyla'nın, üç üçüncü zaman dervişinin, başları kutsal ışıkla taçlandı, halkımızın ve ilerici insanlığın yüreğinde yer alarak, unutulmaz ve ölümsüz oldular.
"Cognıto ergo sum!”; düşünüyorum o halde varım.
“Düşünmezsen Kürt yoktur” diyen bir zihniyetin yeni yetme zenginleri daha da büyümek ve zalim haramilerin sofrasına bağdaş kurmak için en gözü kara tertiplerin ve suçların heveslisi olduklarını, icraatlarıyla ortaya koymaktadırlar. İlahlar, bu anlamda yeni maşalar ve ayakçıları devreye koymuş olmaktan, şimdilik pek memnunken, Rojava'da mazlum Kürt halkının onurlu duruşundan çok rahatsız olmuşa benziyorlar. O yüzden katil çeteleri, halka saldırtıyorlar. Nasıl oluyorda bu yoksul halkı kullanamıyor, politiklarımıza alet edemiyoruz, diye çok kızıyorlar, kurban istiyorlar. Bunun iyi anlaşılması lazım. Üstü örtülemeyen zincirleme suç ve cinayetler bunun işareti.
Hatırlanırsa sayın Ahmet Türk'ün parlamentoda Kürtçe konuşmasının hemen ardından, THY uçağının düşmesi gibi,  Paris cinayetinin hemen ardından M. Ali Birand'ın ani ölümü, Amerikan vatandaşı bir kadının öldürülmesi, Kalkan ailesinin trafik kazası, (bu vesile ile Kalkan ailesine, başsağlığı ve acil şifalar dilerim) ve başka cinayetler, düşündürücü ve kuşkulu olaylardır. Kasıt varsa eğer, durum çok vahim demektir. Yani yasa, hukuk ve kanun dışı, mafyavari suç ve cinayete bulaştır, sonrada bunu bir koz olarak kullan. Ya da, Saddam ve Miloseviç benzeri ibret-i alem yap. Umarız Fransa devleti de aynı ahlaksız oyunu oynamaz ve cinayetle ilgili-vakıf olduğu besbelli olan- gerçekleri açıklar. Sahi, Paris cinayetinin Türk halkına bir faydası oldu mu? Elbette hayır...  Lakin çok, ama çok zararı olduğu, muhakak...