Nurettin DEMİRTAŞ
Galiba bu aralar herkes çok dolmuş…
İnsanın çok yoğun duygulandığı, adeta dolduğu zamanlarda yalnızlık mı daha iyi gelir yoksa paylaşmak mı?
Yalnızlık çözüm değil. Dolmanın sebeplerinden biridir yalnızlık, nasıl çözüm olsun ki?
Paylaşmak iyidir, insanı insan yapan temel özelliktir. Paylaştıkça toplumsallaşırsın, paylaştıkça çoğalırsın, paylaştıkça özgürleşirsin!
“Paylaştığın kadarsın” sözü çok yerinde söylenmiş bir sözdür. Paylaştıkların kıymetlenir; paylaşmayıp biriktirdiklerin yükte ne kadar ağır da olsa maneviyatta o kadar değersizdir, hatta denizin dibine doğru çöken insanın ayağındaki altından yapılmış tonluk prangaya da benzetilebilir. Nefessiz bırakır, öldürür. Anlamlı bir yaşam değeri olmadığı gibi anlamlı bir ölüme de fırsat vermez; hasılı, paylaşmama hali kötüdür.
Toplumun yaşadığı gerilimi anlamsızlık silahıyla deşarj ederek tüm refleksleri yok etmeye çalışan bir sistem karşısında “paylaşmak” en büyük eylemdir.
Baskı rejimi oto-baskılamaya yol açarak bir tür paylaşamama hali yaratıyor. İnsanlar konuşamayınca patlayacak gibi oluyor. Kendine zarar veriyor. Bu durum sadece devlet ve iktidar gücü karşısında değil onun bir versiyonu olarak ve benzer şekilde dostluk ortamlarında bile gelişiyor.
Söyleyeceğini söyleyemez hale gelmek, anlatacağını anlatamamak…
Anlatsa bile anlayacak birilerinin yokluğu hissi…
Anlatsa bile bir şeyin değişmeyeceği karamsarlığı…
Toplumsal psikoloji fena haldeyse bireyin durumu budur: Karamsarlık, içe kapanıklık, yalnızlık, şikâyet bile edememe hali…
Hepsini bir çırpıda değiştirecek çaredir paylaşmak!
Ortadoğu, 3. Dünya Savaşının tam merkezi durumundadır diyoruz. Gerçekten de lafın gelişi değil, dünya savaşının tam ortasındayız. Bu koşullarda normal bir hayat arayışında olmak gibi bir ham hayalciliğe kapılmayacaksak savaşın yalnızlaştırıcı tüm özelliklerine karşılık paylaşmanın çoğaltıcı özelliği çarelerin çaresi olur.
Filozofların bile çaresiz kaldığı bu yalnızlaştırıcı dünya karşısında bizler artık çaresiz değiliz.
İtalyan savcı, Gramsci’nin hapsedilmesini savunurken “bu aklın en az 20 yıl çalışmasını önlemeliyiz” demişti. Fakat tersi oldu, yaklaşık üç bin sayfa ve 30 defter el yazmasıyla karşılık verdi tutulduğu hücrede…
Bugün yalnızlığa mahkûm edilmek istenen İnsanlık Önderliği Demokratik Modernite paradigmasını insanlığa kazandırdıktan sonra yalnızlık onun için na-mümkün hale gelmiştir.
Onu savunmak ve fiziki özgürlüğünü sağlamak Demokratik Moderniteyi savunmaktan geçiyor. Demokratik Modernite, yeni, özgür zihniyet ve kimliğimizin adı oluyor. Onu her koşulda yaşatmak mümkündür. Yaşatmak paylaşmaktan geçiyor. Paylaşmamıza hiçbir güç engel olamaz.
Her koşulda mümkün olan bir şey yapalım: Paylaşalım!
Uzak-yakın demeden paylaşmaya başlayalım. Kimine anlamsız gibi gelse bile anlamını açığa çıkarana dek paylaşmaktan vaz geçmeyelim.
Paylaşılmayan hayat yaşanmamıştır!
Tüm duvarlar yıkılana, tüm uzaklıklar bitene, tüm hasretlikler son bulana dek…
Acıyı, sevinci, ekmeği, tuzu, kahkahayı ve kavgayı; hayatı paylaşalım! PAYLAŞMAK
Nurettin DEMİRTAŞ
Galiba bu aralar herkes çok dolmuş…
İnsanın çok yoğun duygulandığı, adeta dolduğu zamanlarda yalnızlık mı daha iyi gelir yoksa paylaşmak mı?
Yalnızlık çözüm değil. Dolmanın sebeplerinden biridir yalnızlık, nasıl çözüm olsun ki?
Paylaşmak iyidir, insanı insan yapan temel özelliktir. Paylaştıkça toplumsallaşırsın, paylaştıkça çoğalırsın, paylaştıkça özgürleşirsin!
“Paylaştığın kadarsın” sözü çok yerinde söylenmiş bir sözdür. Paylaştıkların kıymetlenir; paylaşmayıp biriktirdiklerin yükte ne kadar ağır da olsa maneviyatta o kadar değersizdir, hatta denizin dibine doğru çöken insanın ayağındaki altından yapılmış tonluk prangaya da benzetilebilir. Nefessiz bırakır, öldürür. Anlamlı bir yaşam değeri olmadığı gibi anlamlı bir ölüme de fırsat vermez; hasılı, paylaşmama hali kötüdür.
Toplumun yaşadığı gerilimi anlamsızlık silahıyla deşarj ederek tüm refleksleri yok etmeye çalışan bir sistem karşısında “paylaşmak” en büyük eylemdir.
Baskı rejimi oto-baskılamaya yol açarak bir tür paylaşamama hali yaratıyor. İnsanlar konuşamayınca patlayacak gibi oluyor. Kendine zarar veriyor. Bu durum sadece devlet ve iktidar gücü karşısında değil onun bir versiyonu olarak ve benzer şekilde dostluk ortamlarında bile gelişiyor.
Söyleyeceğini söyleyemez hale gelmek, anlatacağını anlatamamak…
Anlatsa bile anlayacak birilerinin yokluğu hissi…
Anlatsa bile bir şeyin değişmeyeceği karamsarlığı…
Toplumsal psikoloji fena haldeyse bireyin durumu budur: Karamsarlık, içe kapanıklık, yalnızlık, şikâyet bile edememe hali…
Hepsini bir çırpıda değiştirecek çaredir paylaşmak!
Ortadoğu, 3. Dünya Savaşının tam merkezi durumundadır diyoruz. Gerçekten de lafın gelişi değil, dünya savaşının tam ortasındayız. Bu koşullarda normal bir hayat arayışında olmak gibi bir ham hayalciliğe kapılmayacaksak savaşın yalnızlaştırıcı tüm özelliklerine karşılık paylaşmanın çoğaltıcı özelliği çarelerin çaresi olur.
Filozofların bile çaresiz kaldığı bu yalnızlaştırıcı dünya karşısında bizler artık çaresiz değiliz.
İtalyan savcı, Gramsci’nin hapsedilmesini savunurken “bu aklın en az 20 yıl çalışmasını önlemeliyiz” demişti. Fakat tersi oldu, yaklaşık üç bin sayfa ve 30 defter el yazmasıyla karşılık verdi tutulduğu hücrede…
Bugün yalnızlığa mahkûm edilmek istenen İnsanlık Önderliği Demokratik Modernite paradigmasını insanlığa kazandırdıktan sonra yalnızlık onun için na-mümkün hale gelmiştir.
Onu savunmak ve fiziki özgürlüğünü sağlamak Demokratik Moderniteyi savunmaktan geçiyor. Demokratik Modernite, yeni, özgür zihniyet ve kimliğimizin adı oluyor. Onu her koşulda yaşatmak mümkündür. Yaşatmak paylaşmaktan geçiyor. Paylaşmamıza hiçbir güç engel olamaz.
Her koşulda mümkün olan bir şey yapalım: Paylaşalım!
Uzak-yakın demeden paylaşmaya başlayalım. Kimine anlamsız gibi gelse bile anlamını açığa çıkarana dek paylaşmaktan vaz geçmeyelim.
Paylaşılmayan hayat yaşanmamıştır!
Tüm duvarlar yıkılana, tüm uzaklıklar bitene, tüm hasretlikler son bulana dek…
Acıyı, sevinci, ekmeği, tuzu, kahkahayı ve kavgayı; hayatı paylaşalım!