Bir ağaca gözümüzü dikip bakarken, ardındaki ormanı görmeyiz. Çünkü tek ağaç, gözün önünde perdedir.

Bizler, sanki işe yarayacak, etkisi olacakmış gibi, tek ağaca bakar gibi "büyük olaylar" denilen günlük "dedim-dediler"le uğraşırken, ayrıntıların devindiği ormanı yadsıyoruz.
İlkin kim söyledi bilemiyorum, ama "hayatın gerçekleri ayrıntıda yaşar" diye bir söz vardır. Bugün, "büyük lafı" bırakıp Kürdistan’ın başına bela olan bir ayrıntıya, ayrıntının içinde de "peçeli korucu" ayrıntısına dokunmak istiyorum.
Kürdistan’da koruculuk yeni değildir. Hamidiye Alayları'yla başlar. İşlevleri aynı. 1980’lerin sonlarından itibaren, her birliğin işlevi ayrıydı. Kimileri ordunun yan gücü olarak –öz  akrabalarıninkiler de dahil- köyler yakıyor, boşaltılan yerleri kendilerine mal edip yerleşiyor, ek olarak adam kaçırıyor, kimileri tetikçi olarak cellatlık yapıyordu.
Kimileri de akılları ve güçleri yettince talana çıkıyor, güçsüzün malını, mülkünü gasp ediyor, uyuşturucu dahil, ihtiyaç duyulan her mal ve maddenin kaçakçılığıyla iştigal ediyordu. Kısacası, devletin himayesinde silahlı çetecilik…
Sonra, süngüleri düştü yarı uykulu hale geçtiler. "Süreç" derken, yeniden rant piyasası, talan, gasp.
Geçenlerde, onun, bunun malına mülküne el koyma taarruzlarının kanlı meyvelerinden bir katliamın hikayesini medyadan izledik ve okuduk. Ama medya tek ağaca bakarken göremediği sayısız olay yaşanıyor.
TC’nin, Kürdistan’da korucu adıyla kiralık silahlı muhafız haline getirdiği köylü sayısı, 60-70 bin rakamıyla telefuz ediliyor.
Ancak bu, buz dağının yüzeyde görünenidir. Devletin, koruculuğun bütün köylere yayma isteğiyle çeteleşip yanaşması, isteğini kabul etmeyen köyleri yakması göz önüne alındığında, bu rakam deve gövdesinde kulak kadar bile değildir. Ağacın kökleri daha dallı, budaklı ve derinlerdedir.
Asıl dayandığı güç, "peçeli korucu" diyebileceğimiz ve muhbir ağı, ajan-provokatör olarak kullanılan unsurlar ordusudur. Bunların sayısını kimse bilmez. Kimlikleri gizlidir. Ücretlerinin ödeme amiri de, bankamatikler…
"Koruculuğu kaldıracağız" naralarıyla iktidar olan AKP, Kürtleri devletin paralı muhafızı (köyünde yaşayan kiralık asker) yapmayı istihdam, yani işsizliğe çare olarak ele aldı. Nitekim, Dersim’de silahlı, üniformalı korucu hiç yoktur, ama CHP’den Sinan Yerlikaya adında biri transfer edildiğinde, tadeta "şerefe" dercesine, ikibin beşyüz korucu kadrosu tahsis ettiğini açıklamıştı.
Bu, "peçeli koruculuk" kadrosuydu. İnsan onurunu çamura yatıran muhbirliği, ajan-provokatörlüğü devlet eliyle beslemekti. "Süreç" ama, çamurlaştırma devam ediyor.
Bu ağı şehirlere de yaydılar. Geçenlerde de belirtmiştim. Yalnız Diyarbakır’da 10 bin tane (peçeli korucu) istihdam edildiği söyleniyor. Görünürlerdeki işleri kahvehanelerde oturmak, kürsülerde konuşulanlara kulak kabartmak…
Bir dostumun söylemiyle, kullanımı yoğunlaşan uyuşturucunun da zulası onlar. Dostum "uyuşturucunun hangi gücün himayesinde, kimlerin eliyle dağıtıldığı herkesçe biliniyor" diyordu.
1900’larda Britanya, Çinlileri davasını unutan "düşmüş adam" yapmak için, bu yolu kullanmış, afonkeşlerden bir kuşak yaratmıştı.
Konumuza dönersek, hadi genelleme ile haksızlık etmeyeyim, ama Kürdistan’da hiç bir köy ihmal edilmedi. Her yere, devletin peçeli gözü, kulağı yerleştirilmeye çalışıldı.
Bunların yanında silahlı, üniformalı olanlar daha şerefli kalıyordu. Hiç değilse onlar, kimlikleri, kişilikleriyle açıkta geçen paralı muhafızlardı.
"Peçeliler" ise Kürt toplumunun "şerefli birer üyesi" gibi ol ortalıkta dolaşıyor, pek çoğu "çift dikişli" iş tutuyor, KCK tutuklamalarında görüldüğü üzere, yaman birer "Welatparez" olarak çalışmanın içinde görünüyorlardı.
Ama birer görevlidir, onlar. Görevleri, ayırımcılık, baskı ve fesatlıkla toplumu ayrıştırmak, zıt kutuplar yaratıp birlik, dayanışma ruhunu eritmektir. Kişisel hesapları da, insanları kaçırıp malı, mülküne konmak…
Çete yapısı, aleni, kimliği açık korucularla alamadığı sonucu, şimdi peçelilerle elde etmeye çalışıyor.
Üstelik, kimileri her türlü bedele rağmen eğilip teslim olmayan aileler karşısında, birden bire "welatparez" kimileri de "karıştır, barıştır" söyleminden sadır.  
Asıl görülmesi gereken, onlar, tam hız toplumu karıştırarak efendilerinden aldıkları maaşı haketmeye çalışıyorlar.