25 Temmuz 2012 günü yüzlerce insan Dêrsim ile Elazığ illeri arasında akan Peri nehri üzerinde kurulması başlanan Pembelik barajı inşaat alanını basıp büyük oranda ateşe verdiler. Peri vadisindeki doğayı ve köyleri yok etmesi beklenen baraja yerelde yaşayan halkın ve ertesi gün başlayacak olan 12. Munzur Festivali’ne katılacak dayanışmacıların bir yürüyüşten sonra bu eyleme girişti. Yıllardır Dêrsim ve diğer corafyalarda barajlarla süren ekolojik ve sosyal yıkıma karşı biriken tepkinin dışa vurması ile 500’den fazla insan, silahlı güvenlikçileri ve özel timlere rağmen tel örgüleri kesip iki blok, birkaç barikat ve araç ateşe verilip hemen ardından geri çekilebiliyor.
Kurulmak istenen 125 MW’lık ve 77 metre yüksekliğindeki Pembelik barajı tamamlanırsa Peri nehri üzerindeki üçüncü baraj olacak. Peri ve bölgede diğer barajların yarattığı tahribatı gören ve bu barajdan zarar görecek köylüler geçen eylül ayında çadırlarla inşaat alanına yakın yerde nöbet ve direnişe geçtiler. O günden bu yana Dêrsim’den, Elazığ’dan, diğer Kürt illerinden ve İstanbul gibi metropollerden değişik grup ve kesimlerden aralıksız süren dayanışma görerek mücadelelerine ara vermediler. Son 11 ayda birçok defa devlet güçleri ile direnişciler karşı karşıya geldi, ama yılmadılar.
Peri direnişi yıkım getiren barajlara karşı birçok açıdan bir dönemeçtir! İlk defa Kürt coğrafyasında bu kadar açık şekilde sivil halk yıkım getiren bir baraj inşaatına karşı eyleme geçti. Doğu Karadeniz bölgesinde bu tür eylemler barajlara (HES’ler dahil) karşı birçok defa yerel halk tarafından başarıyla gerçekleştirildi, ancak Kürtlerden böyle bir eylem henüz görülmemişti. Barajlara karşı Dêrsim’de ve Hasankeyf’te birçok protesto ve yürüyüş yapıldı, ancak doğrudan bir inşaat alanı hedef alınmadı. Sadece bir defa Dêrsim’de 2010 yılının Eylül ayında spontane şekilde inşaatı başlamamış bir barajın jeolojik araştırmalarına karşı bin kişinin katıldığı aktif protesto (bir kepçenin devrilmesi) oldu. 25 Mayıs 2012 tarihli Peri eylemi bu açıdan Kürtler için milattır!
Hepimizin bildiği gibi Türk devleti, sınırları içerisindeki her bölgede barajları sistematik şekilde bütün nehir ve dereler üzerinde kurmaktadır. Her akarsu ekosistemiyle ve içinde yaşadığı insan toplulukları ve kültürüyle şirketlerin kârı ve devletin siyasi çıkarı için her gün biraz daha yok ediliyor. Merkezi devlet şirketlerle ortak şekilde halkların su ve toprağını elinden hiçkimseye danışmadan alıyor ve gittikçe daha fazla insanın yaşam alanına doğrudan müdahele ediyor. Bu projelerin halkların yararına olmadığı ortada, bunun tartışılacak yönü yok artık!
Bu yıkım projelerine karşı elbette raporlar yazılmalı, basın bilgilendirilmeli, davalar açılmalı, Ankara’ya gidilmeli ve yürüyüşler düzenlenmeli; bunların hepsini gerekli görüyoruz. Ancak bu devlet topluca ayağa kalkmış insanları hiç dinlemiyor, dinlese bile nasıl dolandırırım ve uyuştururum diye amaçlar güder. Bugüne kadar 4000 baraj projesinin hiçbirinden kendiliğinden vazgeçmemiştir. Bundan dolayı Peri’de geçen hafta yaşanan direnişler kaçınılmazdır. Halk, yıkım getiren her projeye karşı ayağa kalkmalı. Bu ister baraj, ister termik santral, ister maden ocağı olsun... Hangisini etkilenen halkın çoğu istemiyorsa ve siyasi-hukuki yoldan devletin hilelerinden dolayı durduramıyorsa eylemle durdurma hakkına sahiptir! Artık merkezi devlet hiçbir yerleşim yerini zorla boşaltamamalıdır! Varsa projenin kaçınılmazlığı yerelde yaşayan insanları ikna etsin.
Son yıllarda Kürtlerin kendi özgürlükleri için yürüttükleri mücadeleye bakarsak, çok sayıda önemli serhildanlar görürüz. Devletin zulmüne, tutuklamalarına, köy ve orman yakmalarına, katliamlarına açıkça karşı çıkabilen halk, artık devletin şirketlerle uyguladığı ve doğa ile halkın sömürüsünü hedeflediği altyapı projelerine de aktif şekilde karşı çıkmalıdır. Ülkeyi bütünüyle savunmak açısından bu gereklidir. Coğrafyan, suların, ormanların, toprağın ve havan elden giderse, siyasi özgürlüğün ne anlamı olabilir ki? Bunlar senin yaşam ve kültürünün temeli! Onun için geçen sefer yazdığımız gibi eylem lazım eylem!...