“Aştı dağların uğultusu gök gürültüsünü...
Döven top mermileridir: göğüsleri, alınları...
Akan kandır, döven top mermileri
O mazlum halkı, o öksüz vatanı…” (N.Behram)

Önce yüzlerce aydın ve değişik meslek sahibi insanımız cesurca çıkıp, Erdoğan ve Saray’ın savaşını lanetledi, demokratik barış çığlığını deklare etti.
Demokratik barış mücadelesinin bu cesur savunucularına, halkların duygularının bu öncü sarsıcılarına yürek dolusu selamlar. 
Ardından bir grup yazar ve sanatçı, Sanatçılar Girişimi adıyla, “Baş Sorumlu Sorumsuz Cumhurbaşkanıdır” başlıklı bildirilesiyle, Erdoğan’ın “savaş tezkeresi”ne, “kanlı, karanlık ortam” yaratan kirli savaşına karşı tavır aldı. İmzaları ilginç kılan yalnızca yazarların isimlerinin ünlü olması değil. Yanı sıra bugünkü kirli savaşa karşı çıkmadan önce, çoğunun, bir süre “bölücü Kürt”ü tehlike görmeleri, Ergenekoncu generalleri desteklemeleri, bunu solculuk ve sosyalistlik adına yapmalarıydı.
Erdoğan’ın, “vatan savunması” adı altında diktatörlüğünü korumak ve faşizmi geliştirmek için içte ve dışta haksız ve kanlı bir savaş başlatmasına tavır aldılar. Barışı savundular.
İçlerinden bazıları Aydınlık’ta yazdığı, dahası generallerin sol kalemi olarak kurduğu sosyalşoven cephede yer aldıkları için Perinçek kopuşları önlemek için sert saldırya geçti: “Yazıklar olsun”, “Türkiye bugün emperyalizme karşı vatan savunmasındadır”!
Erdoğan ve generallerin Kürt halkımıza ve devrimcilere karşı başlattığı kirli savaşın, sözümona “ABD emperyalizminin üzerimize sürdüğü bölücülükle savaş” olduğu yalanıyla Sanatçılar Girişimi yazarlarını vurmaya ve barış savunusundan vazgeçirmeye çalışıyor.
Kirli savaşçı Perinçek’in işaret fişeğini izleyen, belki de onun verdiği emirle hareket eden Türkiye Sanatçılar Birliği’nin başını çektiği yazarlar, onun kanlı kaleminden çıkan cümlelerle “Teröre Hayır...” bildirisiyle sahneye çıktılar. Erdoğan ve generallerin Kürt halkımıza, Kürt Özgürlük Hareketi’ne ve devrimcilere karşı kanlı kirli savaşına destek veriyorlar. Hitler’in Sovyetler’i işgalinde yaptığı vahşeti bizlere yaşatan savaşına destek veriyor, “barış ve müzakere olmaz”ı buyuruyorlar.
Savaşı Erdoğan ve generaller başlatmamış, Kürt halkımızın ülkesini yangın yerine çevirmemiş gibi, “ülkemizi yangın yerine çeviren bölücü teröre karşı Mehmetçik ile omuz omuza olmaya çağırıyor”, TSK’nın yanında olduklarını haykırıyorlar.
Kısaca 90’lardaki kanlı deyişle “ez ve çöz” diyorlar.
Yukarıya Nihat Behram’ın, okuduğunda duygularımızı fırtınaya dönüştüren, dizelerini aldım. Sevgili şairimizin dediği gibi akan kandır, mahzun vatanında Kürt çocuklarının başlarını parçalayan top mermileridir.
Nihat Behram, kirli savaşı Perinçek’in Kürtlere karşı vatan savaşı göstermesine ve vahşeti savunmasına yanıt vererek, yerinin halkların özgürlük içinde kardeşlik safları olduğunu gösterdi. Perinçek’in kirli savaş alçaklığının, yarın emekçi halk ayaklansa ona karşı da “vatan savunması”na geçerek ezilmesini önereceğini vurguladı. Buna şüphen olmasın şair kardeşim. Perinçek 3. dünya gerici-faşist egemenlerinin ve devletlerinin yılmaz savunucusudur. Dün Demirel’i biz devrimcilere karşı savunmuştu, cenazesinde “Bölünen vatan toprağına verdik” diyerek, halklarımızın 40 yıllık katili için ağladı. Dün Şah diktatörlüğünü ve 12 Eylül faşizmini savunmuştu. Bugün Saddam’dan, Erdoğan’a, Mollalara ve diğer diktatör ve gericilere değin yeni sömürgeci burjuva devletlerini savunuyor. Emekçiler kendi iktidarını kurmak için ayaklandığında da bu despot devletleri ve zulmünü savunacaktır.
Bu savaşta generallerle beraber halklarımızın kanını içen Erdoğan’ın kuyruğunda şovenizm zehirini kusuyor. Suruç’ta Erdoğan’ın 33 sosyalisti katletmesini, “Terör çocuklara oyuncak yardımı kılığına büründü” diyerek onay verecek kadar faşistleşti. Cizre, Silvan, Lice halkına polis ve askerin vahşi katliamını savunacak kadar alçaldı.
Perinçek’in izinden giden sanatçılar, “Vatanı böldürtmeyeceğiz” diyorlar. N. Behram Dersim’i Unutma şiirinde, Kürtlerin “öksüz”, “mahzun”, “nazlı vatanı”nı vurgular. Nazlı vatanını savunmalarını Kürtlere söyler. Bugün Kürtlerin direnişi, “nazlı vatanını” sömürgecilerin zulmüne karşı savunmaktan başka bir şey değil.
Mahzun vatanını yönetmek Kürtlere ana sütü içme hakkı gibi haktır. Ey Perinçekçi ve generalsever sanatçılar, Kürtlerin vatanı niye sizin vatanınız oluyor, bu sömürgeci mülkiyetçilik niye?
Fakat eğer Kürtlerin direnişten başka yaptıkları bir şey varsa Türk emekçilerine demokratik barış elini uzatmak, onları kirli savaşın linççileri, Erdoğan’ın biatçı boğazlayıcıları, Bahçeli’nin tosuncukları olmaktan vazgeçirmek, demokratik özgürlükçü geleceği kurmaktır.
Perinçek’e ve kirli savaşçı sanatçılarına da insanlığı, top mermilerine ve özel harekatçı keskin nişancı katil polislere karşı evlerinde hapsedildikleri halde direnen Kürtler öğretecek! Şairin son dize olarak dediği gibi: “Bimre koletî…Bijî Azadî..!”