Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın özgürlüğüne dönük, taleplerin arttığı bir dönemi yaşamaktayız. Başta Kürt kadınları ve halkı olmak üzere Türkiye ve dünyada değişik çevreler Öcalan'ın özgürlüğünü istemekte. Kimi verdiği demeçlerle, kimi imza kampanyalarına katılmakla Öcalan'ın kilit konumdaki yerine işaret ederek özgürlüğünü talep etmekte. Kürdistan kentlerinde yapılan yürüyüş ve mitinglerin hız kazandığı bir dönemde Avrupa'da yaşayan Kürdistanlılar da; sıfırın altındaki soğuğa aldırmadan yollara düşmüş durumdalar. Avrupa'da üç kolda gerçekleşen uzun yürüyüşlerde Kürtler; hem 'kara gün' olarak andığı 15 Şubat uluslararası komplosunu protesto ediyor, hem de Öcalan'ın özgürlüğünü istiyor.
Uluslararası komplonun henüz aydınlatılmayı bekleyen yanları olmakla birlikte, önemli bir kısmı netleşti. 16 yıldır İmralı’da tek kişilik bir hücrede kalan Öcalan'ın esaretiyle sonuçlanan komplo; ABD öncülüğünde Türkiye, Rusya, Avrupa ve İsrail'in işbirliğiyle gerçekleştiği biliniyor.
Kürt Halk Önderi Öcalan uluslararası 15 Şubat komplosunu 'büyük Gladyo komplosu' olarak tanımlamış ve amacına ilişkin ise "Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) hayata geçirilişinin kilit adımlarından biri ve ilki bana yönelik olan operasyondu..." demişti. Komploya dönük ikinci önemli tespiti ise "Komplo benim şahsımda sadece Kürtlere değil, Türklere de yapılmıştı. Teslim ediliş biçimi ve bunda rol oynayanların niyeti terörün sona erdirilmesi ve çözüm olmayıp, bir yüzyıl daha sürecek anlaşmazlığın temelini derinleştirmekti…" diye ifade ediyordu.
1999'da İngiltere öncülüğünde 'persona non grata' olarak ilan ettiği Öcalan, nasıl oldu da Türkiye'nin ve Ortadoğu'nun demokratikleşmesinde kilit bir noktaya ve Öcalan’sız olmaza geldi?
l Öncelikle 16 yıllık gelişmeler Öcalan'ın tespitlerini doğrulamış, bölge 2001'den itibaren yeni bir döneme girmiştir. Bölgeyi çok iyi tanıyan Kürt Halk Önderi; Ortadoğu'nun toplumsal dokusuna uygun, halkları ve inançları bölen, parçalayan, düşmanlaştıran,çatıştıran değil; birleştiren, hoşgörüyü, ortak yaşamı, özyönetimi ve öz savunmayı öngören bir model sunmuştur. Egemen güçlerden medet uman bir toplum yerine, kendine güvenen bir toplum istemekte. Kobanê ve Rojava'da ortaya çıkan modelin Öcalan'ın ideolojik ve felsefik yaklaşımını esas aldığını biliyoruz. Yine bu modelin, Rojava'da yaşayan halklara ortak bir gelecek sunduğunu ve bunun mümkün olduğunu geçen dönemden gördük. Ve artık uluslararası güçler de Sayın Öcalan'ın geliştirdiği modelin bölge için uygunluğunu tartışmaya başladı.
l Kürt Halk Önderi Öcalan; Türkiye halklarının geleceğini demokrasi ve barıştan geçtiğini tespit ederek, 16 yıldır barışın gelişmesi için çabalamaktadır. İlgili herkesim bunu bilmektedir. Eğer bugün halen AKP, MHP ve CHP inkarcı ve asimilasyoncu politikalarına rağmen Kürt-Türk boğazlaşması yaşanmıyorsa, Öcalan'ın sağduyulu yaklaşımları ile bağlantılıdır. Israrla savaş dışı çözümleri gündeme getirerek halkların boğazlaşmasının önüne geçmeye çalışmaktadır. Kürt Özgürlük Hareketinin ve HDP heyetinin yaptığı sınırlı açıklamalardan ortaya çıkan bu sonuçlar bile barış ve demokrasi çabasını göstermektedir. Yine Türkiyeli halklara ve inanç kesimlerine dönük zaman zaman yaptığı açıklamalar ve mektuplardan halkların kendi öz değerleriyle yaşama hakkını sürekli vurgulamaktadır.
l Öcalan'ın özgürlüğünü en çok isteyen ve çabasını gösteren ise kadınlar. Kürt kadınları başta olmak üzere farklı halklardan kadınlar da artık Öcalan'ın özgürlüğü için örgütleniyor veya eylemler düzenliyor.
Aslı Aydıntaşbaş, 12 Aralık 2014 tarihli yazısında Öcalan'ın çözüm taslağına ilişkin "…Kürt meselesinin çözümü için, kadın-erkek eşitliğinden ekolojiye kadar bambaşka bir yaşam modeli öngörüyor. O kadar ki okuyan üst düzey bir devlet yetkilisi ”Kadın meselesinin Kürt sorunuyla ne ilgisi var?” diyebiliyor…" diyerek bilgilerini paylaşmıştı. Sayın Öcalan'ın kadın özgürlüğünü merkezine aldığı bir model ve demokrasi anlayışı içerisinde olduğu; ataerkil, iktidarcı ve cinsiyetçi zihniyeti siyasal, sosyal, ekonomik, ekolojik bütün alanlarda özgürlükçü bir yaklaşımını benimsiyor. Ama devlet yetkililerinin kalıcı özgürlük ve demokrasi zihniyetinin kadın özgürlüğünden geçtiğinden bihaber olduğu da anlaşılıyor.
Kuzey Kürdistan'da yeni oluşan KJA kongresinde DTK Eşbaşkanı Selma Irmak; "Dünyada hiçbir erkek Abdullah Öcalan kadar kadınları peşinden koşturmadı, onların ruhuna giremedi. Onun gibi kadın felsefesini kendi şahsında somutlaştırmış bir kişi, kadını kölelik konumundan özgürlüğe aday, özgürlüğe sevdalı, hale getirebilir ve bir kadın devrimi yaptırabilirdi..." diyordu. Kadınların Öcalan tutkusunu bu realite içerisinde anlamak mümkün.
Özgürlük ve demokrasi yanlıları; Öcalan'ın özgürlüğünü her koşulda istiyor. Ve yaşamın gerçekleri ve toplumun talepleri her geçen gün sayın Öcalan'ı daha fazla doğruluyor. O halde Türkiyeli ve Ortadoğulu halkların 'Öcalan'a özgürlük' demesi için bu gerekçeler fazlasıyla yeterli değil mi?