Bu sohbetlerden oldukça çarpıcı anekdotlarda ortaya çıkıyor. Süleymaniye’den Hewler’e gidiyoruz. Araba hınca hınç dolu. Her birimizin yolculuk gerekçesi farklı. Ama şehir kültürünün halen tam girmediği bu yerde insanlar oldukça rahat bir şekilde tanımadıklarıyla iletişim kurabiliyorlar. İki kişi arasında başlayan sohbete kısa sürede tüm yolcular katılıyor.
Seyahat aracımız bir anda açık oturum platformuna dönüyor. Herkes ülkenin durumu, geleceği, yaşanan savaş hali, ekonomik kriz, bunun topluma etkisi üzerine görüşünü iddialı sözlerle ortaya koyuyor. Bu sohbetler öyle sıradan günlük bilgiler üzerine de kurulmuyor. Çözümlemeler yapılıyor. Güçler arası derin ve gizli ilişkiler hakkında tahminler yürütülüyor. En fazla da DAİŞ’in Kürtlere yönelmesinin nedenleri tartışılıyor. Tarihten örnekler verilerek iddialar güçlendiriliyor.
"Geleceğimizi çalıyorlar"
Yaşları 60-65 arası yaşlı bir amca sözü alıyor. Yüzünde derin bilge izler. Yaşamdan süzülmüş tecrübe birikimi. Önce gençliğindeki peşmergelik sürecini, neler yaşadığını, Kuzey ve Doğu Kürdistan’a göçlerini daha sonra nasıl geri döndüklerini uzun uzun, iç geçirerek anlatıyor. Sonra, 'DAİŞ’i kim bize ne karşılığında veriyor biliyor musunuz' diye, cevap beklemediği de bir soru soruyor. Sorduğu gibi de hemen cevaplıyor. "Türk devleti bizden petrol alıyor, karşılığında da DAİŞ çetelerini veriyor. Bu şekilde de geleceğimizi çalıyorlar" beklenmeyen bu cevap herkeste bir sessizlik yaratıyor.
Çemçemal’den çıkıp Hewler’e doğru yol alıyoruz. Sakin ama soğuk bir gün.
Bu yolculuğa Güney Kürdistan'da gençlerin yaşadığı sorunları araştırmak ve bu konuda televizyon programları hazırlamak için çıkıyoruz. Savaş ve iş alanında en dinamik ve etkin kesim gençlik oluyor. Son zamanlarda Kürt gençlerinin yönlerini döndüğü yer savaş cephesi. Güney Kürdistan'da da onlarca genç Rojava'da direniş cephesine geçti.
Gençlerle röportajlar yaparken yaşlı bilge amcanın sözlerini düşünmeden edemiyorum. "Bizden petrol alıp DAİŞ’i veriyorlar. Bu şekilde geleceğimizi çalıyorlar." Mikrofon uzattığımız her genç işsizlikten, ağır yaşam koşullarından, geleceğin belirsizliğinden, işsizlikten şikayetçi. Okuma yazma oranı çok düşük. Okuyanların da iş bulma olanakları da oldukça az. Bu gençlerin, çalışan işçilerin kendilerini örgütleyebilecekleri hiçbir sendikaları da yok.
Yani savaş hali içerisinde kaybolan Güney Kürdistan’daki sorunlar savaş hali bitince yüzeye vurmaya başlayacaklar. Daha şimdiden ekonomiyi elinde bulunduranlarla halk kesimi arasında derin uçurumlar oluşmaya başlamış. Neredeyse her şey ithal ediliyor. Yerli üretim olmadığı için de her gün sayıca çoğalan toplumda da işsizlik oranı yükseliyor.
Mevcut durumda herkesi Peşmerge maaşıyla kendisine bağlayan sistem bir süre sonra bunun altından kalkamayacak. Asıl o zaman büyük sorunlar yaşanacak, toplumsal tepkiler kendisini örgütlemeye başlayacak. Bu tepkiler oluşmadan petrol verip karşılığında DAİŞİ almanın doğru bir ekonomi politik olmadığı artık görülmeli.