Urfa insanlığın kök saldığı, tarım, üslenme ve yerleşik yaşama geçişin alanı olduğu kadar, ihanetin, sınıflı toplumun ve lanetin de sembolü durumundadır. Bu yaşam alanında hem ideolojik ve kültürel mücadeleler hem de sınıflı toplum ve sömürünün de ilk bulgularına rastlanılmaktadır. Peygambersel çıkışlar olarak ifade edilen bu başkaldırıların ilk örneği Hz. İbrahim ile Nemrud arasındaki mücadeledir. Bu mücadelede hem insanların hem de hayvanların direniş ve itaat kültürlerine dair ilginç mitolojiler var.

Bir mitolojiye göre Nemrud odunlardan büyük bir yığın yapıp tutuşturmuş. Bulutlara kadar yükselen alevden bütün hayvanlar korkmuş ve kaçmış. Bir karınca göklere kadar varan ateşe doğru ağzında küçücük bir damla su ile telaşla gidiyormuş. Başka bir karınca onun bu telaşını görüp sormuş:

Acele ile nereye gidiyorsun?

Ağzında su taşıyan karınca, haberin yok mu, Nemrud, ‘Hz. İbrahim peygamberi ateşe atacakmış’, der. Diğer karınca: ‘senin yanan büyük ateşten haberin yok mu’ diye sorunca. Su taşıyan karıncanın cevabı ise tarihe not düşürmek gibidir. ‘Olsun, hiç olmazsa hangi taraftan olduğum anlaşılırdır.’

Hz.İbrahim ile büyük ve zorbacı Nemrud arasındaki mücadele bir döneme damgasını vurmuştur. Egemen ve sömürü sistemine karşı baş kaldırmanın sembol ismidir Hz. İbrahim. Nemrud’un oluşturduğu putperestliğe karşı ilk ideolojik mücadelenin başladığı alandır aynı zamanda Urfa. Dönem değişti ancak yaşananlar Hz. İbrahim ile Nemrud arasındaki mücadeleyi tekerrür etmişti Amaralı şahsında. Bu dönemin Nemrud’u sömürgeciler ve işbirlikçileri, İbrahim’i ise Amaralı ve yoldaşlarıydı.

Böyle bir beşikte açtı gözlerini Amaralı dünyaya. Nemrudî sömürge sisteminin kök saldığı bir devir. 19. yüzyıl ortaları; Neredeyse her doğumun özgürlük karşıtına dönüştüğü bir yüz yıdır. Sömürünün sadece bir sistem olmayıp aynı zamanda bir yaşam biçimine dönüştüğü egemenler ağı. Çelişkilerin hayatın her alanına sirayet ettiği 4 Nisan 1949’da emeklenmeye başlayan yaşam.

Önder Abdullah Öcalan, Halfeti’nin Amara Köyünde, 4 Nisan 1949 tarihinde doğar. Çocukluğu köyde geçer. Kimileri Ona Evdila der, kimileri de Apo diye hitap eder. Dağlara, kırlara koşmayı ve birşeyler keşfetmeyi çok seven Amaralı’ya annesi ‘Dînê Çolê’ der. Amaralı’ın Kürt tarihinde kendini var etmesi paralel olarak Kürt toplumunun kendini 20. yüzyılın sonlarında var etmeye başlamasıyla eş değerdir.

Bunun ilk itirazı ailede şekillendi. Bu itiraz hiç bitmedi. Köydeki çocukluk arkadaşları bu düzene itirazın somut belirtileri oldu Amaralı’nın. İlk, orta, lise ve üniversite yıllarını kendisine adayan Amaralı, aynı zamanda nasıl bir yaşam ve ilişki sorularına cevap aradı. Kürt olarak doğan Amaralı, yaşam alanlarında Kürtsüzlük sistemi ile büyüdü. Bu büyük bir çelişkiydi. Bu çelişkiye karşı Amaralı’nın Kürdistan ve demokrasi sorununa yaklaşımı yüksek perdeden olmuştu. Kürdistan sömürgedir.

4 Nisan Kürt halkının doğuşudur

Her ne kadar 4 Nisan 1949 tarihi Önder Apo’nun biyolojik doğum tarihi ise de bu simgeseldir ve Kürtlerde genelde doğum günü kutlaması olmamasına rağmen 4 Nisanı kutlarlar. Çünkü 4 Nisan Kürtler için direnişin, mücadelenin, özgürlüğün ve kadının eşitlik mücadelesi demektir. Kürtler için 4 Nisan demek, kendisi olmak, hakları için mücadele etmek demektir. Amaralı’nın öncülüğünde başlatılan bu özgürlük arayışı 4 Nisan ile sembolleşmiştir. Bir halkın tarih sahnesindeki yerini alması anlamına gelmektedir. 4 Nisan ile büyüyen özgür Kürt’ün doğuşu insanlığın adalet ve eşitlik arayışıdır.

Amaralı’nın kendi doğum gününe ilişkin önemli çözümlemeleri mevcuttur. Ancak Urfa davasına ilişkin yaptığı yazılı savunmasında şöyle der: "Tarih, başlangıcında gizlidir. Başlangıcını çözemeyenlerin tarih bilgisi, tüm felaketlerin nedeni olan cehaletin de temelidir. .. Hangi insan ben beşikte büyütülmedim diyebilir ki? ...Bir ana binlerce yıl seni beşikte besleyip büyütecek, sonra da sen ‘Bu benim geçmişim değil’ diyeceksin... Beşiklik dönemi, sadece bir ağlama ve mama isteme dönemi değildir. İlk dil ve düşüncenin, ilk yürüyüşün, doğanın ve toplumun tanınmaya başlandığı dönemdir. Tüm saflığıyla, ezmeden, sömürmeden, hırsızlık yapmadan ve sadece emeğe dayanarak yaşamın tanındığı ve böylesine oluştuğu bir dönemdir. Coğrafyamızda tarihin böyle başladığı, özünün bu olduğu kesindir" der.

Dolayısıyla Kürt’e dayatılan sömürü sistemine karşı mücadelenin kendisidir 4 Nisan. Haklı ve meşru mücadelesini sahiplenmektir 4 Nisan. İradesizliğe karşı duruştur 4 Nisan. İnkara karşı yürüyüştür 4 Nisan. Amaralı şahsında somutlaşan her an Kürt’ün özgürlük hayalidir. Egemen ve sömürgeci sistemlere karşı 4 Nisan’ı bir halkın haklarını savunma mücadelesi olarak görüp, özgürlük sevdalısı tüm halkların bu güne sahiplenmesi gerekiyor. Kürt halkının da yaşamın her alanında kendi değerlerini savunmasıdır 4 Nisan.