Pazartesi günü bir yıldan bu yana pankreas kanseri tedavisi gören Kantarma Pirlerinden Mustafa Deprem’i Köln’de sonsuzluğa uğurladık. Mustafa Deprem kimisinin abisi, kardeşi, kimisinin dayısı, kimisinin öğretmeni, kimisinin solcu arkadaşı, kimisinin piri idi. Benim için Mustafa Deprem çalışma arkadaşı idi. Onu TV 10’da başladığımız serüven aracılığı ile tanıdım. Hak ve Hakikatin Sesi TV 10 kapatılana kadar ‘Yol Erkan’ programını hazırlayıp sundu. Aslında bu program onun için Öz’e yolculuktu. Zira hayatının büyük bir kısmını onun deyimiyle solculuk yaparak geçirmişti. Sinemilli Ocağına mensup Kantarma Pirlerindendi. Büyüdüğü, şekillendiği, yoğrulduğu öz hep onunla birlikte taşındı.
Devletin asimile politikaları sadece katliamlarla sınırlı kalmadı. Alevi inancının özünü boşaltmaya yönelik geliştirdiği yöntemleri en çokta inancın merkezlerinde uyguladı. Alevi Ocakları inancın temellerini şekillendiren, felsefesinin taşıyıcısı, Yol’un belkemiğidir. Devletin politikaları, kırdan kente zorunlu göçler ocak sistemine darbe vurdu, temelini, yani talip, pir, mürşid ilişkisini etkiledi. Dolayısıyla nesilden nesile olan aktarım da zarar gördü. Toplumsal belleğimize de önemli zararlar veren bu süreç inanç önderlerini de kendi özlerinden, topraklarından ayırdı.
Deprem hayatının büyük bir bölümünde sol hareketlerde yer aldı, fakat bu değerli özü hep onunla yaşadı. Daha sonra Avrupa’ya çıkmak zorunda kaldı. İşte özü ile çıktığı yolda, ‘Yol Erkan’ yeni bir devre başlattı. Ben de Deprem ile bu dönemlerde tanıştım. Bu öz arayışında, ben de çok şey öğrendim.
Gocunmadan, komplekse kapılmadan sorular sorduk birbirimize. İnanca yönelik kavramları yanlış kullanmamak için bazen soru sorduğum şahıslardan biriydi. Yanlışım olduğunda nazikçe uyarır, acemiliğe beraber güler, üzerine bolca espriler yapardık. Mustafa Deprem benim için geçmişin bir bağı idi. Maalesef ki, o değerli geçmişimizi günümüze, geleceğe aktaracak çınarlarımız teker teker aramızdan ayrılıyor. Tedavi sürecinde son derece titiz bir şekilde ilgilendi kendisi ile. Çok kalabalıklara girmedi. Çoğunlukla telefonla görüşebildik, birde kurum ziyaretlerinde. İbrahim Sinemillioğlu ile onu ziyarete gittiğimizde ise, “gel bu sohbeti kayda geçelim” demiştim. Ne de olsa iki Sinemilli Ocağı mensubu yan yana gelmişti. “Şöyle oturun karşılıklı o değerli sohbetinizden bu odanın dışındakiler de faydalansın” dedim. Birden sohbet ‘Yol Erkan’ programına dönüştü. Güzel bir sohbet çıktı meydana. Kendisine de büyük moral olmuştu.
Eksikliği büyük Mustafa Hoca’nın bende. Televizyonda meslektaştık, FEDA’nın organize ettiği panel programlarında arada birlikte panelist olurduk. Kavgalarımızla, sohbetlerimizle, tartışmalarımızla geçen çalışma tempomuzda nezaket sınırlarını asla aşmadı.
Mustafa Deprem çocuklarının isteği üzerine yaşadığı Köln kentinde toprağa sırlandı.
Deprem’in cenaze erkanı hepimizi bir kez daha özümüze döndürdü. İlk defa Alevi geleneklerine, ritüellerine uygun bir cenaze erkanına katıldım. Öyle ya asimilasyon cenazelerimizi toprağa sırlamaya kadar uygulanmıştı. Son yıllarda bu öze dönüş çabaları sayesinde erkanlarımız eskisine oranla Alevi özüne daha uygun şekilde yapılıyor.
Deprem’in naaşı Hacı Bektaşı Veli Alevi Kültür Merkezi’nde paklandıktan sonra, cenaze erkanı için Bergisch Gladbach’ta bulunan Saal 2000’e getirildi. Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Maraş Girişimi, TV 10 ve ailesi tarafından organize edilen cenaze erkanına Deprem’in dostu birçok yazar, sanatçı, pirin yanında çok sayıda talip ve çok sayıda kişi katıldı. Cenaze töreninin sunumunu Ali Köylüce yaptı. Erkanı ise Pir Mustafa Mısır yürüttü. Mısır çerağları uyandırdı. Törende çok sayıda pir ve arkadaşı konuştu. Mısır’ın okuduğu cenaze gulbangının ardından, Deprem deyişlerle uğurlandı.
Mezarlıkta teyzenin söylediği ağıt şöyleydi: Tu lowika gişt li dilda maye, gotiye “Aze dake xoyneki xwa çekim, poş bi baxçe kım, deri da re kim”. Ülkesine dönemeyenlerin özlemiydi bu. Başka da söylecek birşey yok. Devr-i daim olsun, yolu ışık olsun...