Geçtiğimiz günlerde başta 15 Kasım 1937’de asılarak katledilen Seyid Rıza ve arkadaşları başta olmak üzere binlerce Dersimliyi bir kez daha andık. Öncelikle bu Tertele’de şehit düşen tüm canları saygı ile anıyorum.

Bizlerin yürüttüğü mücadele Seyid Rızaların ve Dersim Terletesi’nde şehit düşen canların intikamını alma, onların özlem ve hayallerini gerçekleştirme mücadelesidir.

Seyid Rıza ve arkadaşları Türk devletinin asimilasyoncu, sömürgeci soykırım politikalarına karşı bir öz savunma direnişi gerçekleştirdiler. Dersim halkı kendi dili, kültürü gelenekleriyle kendi topraklarında yaşamak istediği için soykırımdan geçirildi. Türk devletine göre sorun bir ayaklanmanın olup olmaması değildi.

Dersim halkının Alevi-Kürt geleneklerine göre yaşamak istemesi devlet tarafından kendisine bir başkaldırı olarak algılanmış ve halk soykırımdan geçirilmiştir. Bu katliamda Binlerce Dersimli en korkunç yöntemlerle kırıma uğratıldı. Yerlerinden yurtlarından sürgün edildi. Dersim boşaltıldı. Çocuklara ve kadınlara el konuldu. Esir edildi. Köleleştirildi.

Dersimliler kendi özlerinden çıkartılarak Türkleştirilmek istendi.

DAİŞ’in Şengal’de, yaptıkları ile Türk devletinin Dersim’de yaptığı katliamlar tıpa tıp birbirine benzemektedir. Aynı zihniyettir. Yine günümüz de Kuzey Kürdistan da ve Rojava’daki Türk devleti saldırıları da aynı faşist MHP-AKP zihniyeti ile gerçekleşmektedir.

Türk devletinin kuruluşunun özünde Anadolu topraklarında yaşayan tüm farklılıkları ezme, onları asimile etme, kendine benzeştirme olduğu, sömürgeci mantık temelinde kuruluşunu gerçekleştirdiği bilinmektedir. Tarihsel olarak Türk devleti hiçbir zaman farklı etnik, dini, mezhebi gurupların varlığını kabul etmemiştir.

Osmanlı’nın 1915 Ermeni Soykırım zihniyetinin devamı olarak yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti de aynı şekil de dini ve milliyeti farklı olan Dersim’e 1937-1938 yıllarında büyük imha ve inkar seferleri düzenlemiştir.

Sadece fiziki katliam ve soykırımlar ile yetinmemiş, Fiziki katliamların ardından geride kalanlar korkutularak, göçertilerek beyaz katliama tabi tutulmuşlardır. Katliamın ardından kalan Dersimli genç kızlar, çocuklar Türk yatılı okulların da asimilasyon politikalarından geçirilerek kendi benliklerinden, kültür ve dillerinden koparılmışlardır.

Dersim Tertelesi Kürdistan’daki diğer ayaklanma ve katliamlardan bu yönü ile farklıdır. Dersim’in Kürtlük kimliğinin yanı sıra Alevi olması nedeni ile daha acımasız, vahşi saldırıların yanı sıra Aleviliği kökten bitirme beyaz katliama uğratma gerçekleşmiştir. Tüm Alevi Kürtlüğün tamamı ile bitirilmesi hedeflenmiştir.

Türk devletine karşı öz savunma savaşı yürüten Dersim aşiretlerinin yanı sıra, Türk devleti ile işbirliği yapan dersim aşiretlerinin dahi katledilmesi devletin bu niyetini çok açık ve net ortaya koymaktadır.

Dersim Tertelesi günümüzde çok önemli bir oranda aydınlığa, bilinçlenmeye kavuştu. Konuya ilişkin yapılan tartışmalarda “Bu bir ayaklanma mıdır?”, “Dersimliler devlete karşı ayaklanmadılar”. Ya da “Bu bir Kürt isyanıdır”, “Devlete karşı isyan ettiler” ya da “Dersimliler isyan etmedi kendini savundu” temelindeki ikilemlerin aydınlatılması, tarihsel hakikatlerin açığa çıkarılması açısından önemli olmakla birlikte esas olan soruna değinmek, onu araştırmak, onu ortaya koymak daha anlamlı olmaktadır.

Bu tartışmalarda biraz devlete karşı savunmacı mantığın izleri ya da devletçi mantığın izlerini de insan görebiliyor. Daha önemlisi Türk devletinin katliamcı hakikatini, yine Mustafa Kemal’in bu katliamdaki hakikatini ortaya çıkarmaktır.

Kaldı ki Dersimliler devletin soykırımcı politikalarına karşı toptan ayaklanma yapabilselerdi. Bu son derece meşru bir hareketti. Devlete, iktidara karşı çıkmak eğer o devlet ve iktidar seni tanımıyorsa, kimliğini, dilini kabul etmiyorsa seni inkar ediyor, seni insan yerine koymuyorsa bu bir suç değil son derece meşru insani, onurlu bir harekettir. Dolayısı ile sorunu tartışma biçimi de önemlidir. Kimi zaman bazı tartışmalar TC devletinin katliamcı gerçeğini gölgeleyebiliyor.

Bu konuda Türkiyeli, Kürdistanlı bir kesim aydın, akademisyen önemli araştırmalar yapmış gerçeği ortaya çıkarmışlardır. Mehmet Bayrak’ın “Dersim-Koçgiri” kitabı başta olmak üzere bu tarihçi ve yazarın tüm araştırmaları, kitapları son derece değerlidir.

Yine buraya adını yazmadığımız onlarca aydın, yazar ve akademisyenin çalışmaları vardır. Ve bu çalışmaların tümü değerlidir. Dersim Tertelesi önce Alevilerin kendisine, sonrasında tüm Türkiye ve dünya kamuoyuna anlatılması gereken bir olgu olarak karşımızda durmaktadır.

En çok da diasporada yaşayan Alevilerin bu konularda çalışma yapması gerekiyor. Büyük işler düşüyor. Türk Devletinin, Mustafa Kemal’in talimatı ile yapılan bu katliam teşhir edilmelidir. Ayrıntıları ile anlatılmalıdır.

Dolayısı bundan sonra Alevilerin nasıl bir mücadele yürütecekleri daha fazla önem taşımaktadır. Aleviler kendi aralarında güçlü bir birlik oluşturmalıdırlar. Özellikle Kurmancî ve Kirmanckî (Zazakî) konuşan Alevilerin her bölgeden, şehirden daha güçlü birlikler oluşturması kendilerini örgütlü ve iradeli kılmaları yine diğer halklardan Alevilerle de bunu birleştirebilmeleri çok önemlidir.

Türkiye de Alevilik inancının, kültürünün, geleneklerinin, ana dil haklarının elde edilmesi, anayasal güvencelere kavuşturulması için çok daha fazla mücadele edilmesi gerekir. Kesinlikle Türk devletinin asimilasyonuna karşı en radikal tutumu takınmalıdırlar.

Kirmanckî (Zazakî) dili artık nerede ise bitme ile karşı karşıya gelmiştir. Zazakî mutlaka yaşatılmalıdır. Herkes kendi çocuğuna ana dilini öğretmelidir. Aleviler kendi hakları için büyük bir demokrasi ve özgürlük mücadelesi yürütmelidirler.

Yine Alevi kadınların Alevi örgütlerine katılımları, yönetimlerde görev alması çok önemlidir. Bu konuda çok ciddi bir boşluk vardır. Dergahlar, dernekler erkeklere bırakılmıştır. Alevilik hakkında konuşan, söz söyleyenlerin nerede ise ağırlıklı kesimi erkektir. Oysa ki biz kadın özgürlük mücadelelerine çok çeşitli biçimlerde yoğun bir Alevi kadın katılımı olduğunu bilmekteyiz.

Alevi kadınlar bu kurumlara girip çalışmalıdırlar. Alevi kurumların, derneklerin tümünde eşbaşkanlık sistemi geliştirilmelidir. Alevilik zaten özünde var olan kadın özgürlük mücadelesi ile birlikte yürütülmelidir.

Kendisini uçurumlardan atan, direnen Besêlerin, Zarifelerin özgürlük duruşuna ve mücadelelerine alevi kadınlar sahip çıkmalıdır. Bu gelenek güçlü bir şekilde canlandırılmalıdır.

Alevi kadınların derneklere, federasyonlara güçlü bir katılımı ve mücadelesi olmadan kesinlikle Alevilerin mücadelesi gelişemez. Sonuç alıcı ve başarılı bir çalışma geliştirilemez. Bu bilinmelidir.

Bu temel de Seyid Rıza Pirimizin ve arkadaşlarının katledilişinin 82. Yıl dönümünde Aleviler daha aydınlanmış, örgütlü, daha umutlu olarak yürümektedirler.

İnsan onurunu kırıcı, bitirici asimilasyon politikalarını asla kabul etmemekteler. Bu sevindiricidir. Ancak kendini bilme, kendine sahip çıkma mücadelesini daha büyük bir direniş, örgütlülük mücadelesi ile sürdürmek ve büyütmek gereklidir. Yine Alevilerin, Kürtlerin, Ermenilerin, soykırıma uğramış tüm halkların, kadınların, demokrasi ve özgürlük güçlerinin birleşik mücadelesi gelişmeden sonuç alıcı bir başarı kazanamayacağımızı da hiç unutmayalım.

21. yüzyılda Pir Seyid Rızaların direnişi, Alevilik kültürünün, inancının ve geleneklerinin korunması mücadelemiz büyüyecek ve Bu kez kesinlikle kazanılacaktır. Yeter ki haklı mücadelemiz sürekli olsun. Şimdi başarmak için her zamankinden daha fazla şansımız vardır.