Güney Kürdistan’da onca öneri ve  nasihate rağmen Referanduma gidildi. Referandum Kürtler için en doğal hak olduğu da hep söylendi. Ancak hiç bir hazırlığı olmayan, sürekli kendi içerisinde onca çelişkiyi yaşayan, siyasal kriz, ekonomik kriz derken sosyal kriz ciddi bir durumda seyrederken böyle bir referandumun tartışmalı olduğu ise açıktı. Dahası, kimi yerde kimi güçlerin halkı baskılayarak nefesiz bırakması, başka görüşlere yer vermemesini de dikkate aldığımızda, böylesine bir Referandum bir halkın çıkarını düşünerek yapılan bir Referandum olmaktan ziyade bazı çevrelerin çıkarı gözetilerek yapılmak istendiği kuşkusu ise hep akıllarda vardı. 

Tüm bunların yanı sıra bir de Referandumun Kürtlere ne getireceği ya da götüreceği kuşkusu ve kaygısıydı. Tek yönlü yapılacak olan bir Referandumun bölgede -Kürtler lehine bir hava eserken- tersine çevire bilme ihtimalinin yüksek olabileceği de hesaplanarak, sorunları farklı yol ve yöntemlerle çözülmesinin daha doğru olacağını da hep söyledik. Ve tabi bir de Kürtler ile Araplar Rojava’da önemli oranda birlikte hareket ederek, ortaklaşmayı sağlamışken, Referandumla Kürt-Arap çatışmasının çıkabileceğini ise hep vurguladık. 

Yine önemli bir husus olarak ise İsrail’in ısrarlı bir şekilde Referanduma özel destek sunmasıdır. İsrail’in başı dertteyken, kendi başındaki dertleri ötelemek için Kürtleri kendisinin bizatihi içerisinde bulunduğu duruma düşürerek, kendisini bu ateşten kurtarma oyunu olabileceğini de ifade ettik. 

Ve son olarak ise, eğer Referanduma gidilecekse mutlaka Ulusal Birliği sağlayarak gitmenin daha doğru olacağı, herkesin elini güçlendireceğinin bilinciyle, Başkan Apo’nun önerdiği pratik adım ve ilkelerin esas alınmasını da hep önerdik. 

Ne var ki, onca değerlendirmemize rağmen bırakalım görüşlerimizin dikkate alınması, tam tersine hep bir şekilde tek yanlı basın tarafından haksız yere hakaretlerle karşılaştık. Hakaretlerin de ötesinde Kürtleri desteklememekle eleştirildik. Kürt olmamakla eleştirildik. 

Şimdi dönüp olup bitene baktığımızda Referandum ne getirmiştir diye sorabiliriz? 

1- Referandumla birlikte parça parça duran sömürgeci devletler, bir günde bir olmuş, birlikte hareket etmiş ve sonuç itibariyle sömürgecilerin geçmişte oluşturdukları Paktlar gibi bir pakt açığa çıkardıklarını kim inkar edebilir ki? 

2- Referandumla birlikte Araplar ile Kürtler birbirlerine karşı düşman hale getirilmeleri kime fayda getirmiştir? 

3- Haşdi Şabi ve Irak Ordusu Kürdistan’a yürürken, işgal ederken İsrail’in yakın dostları nerede? Ya da Kürtlerin sözde dostu olan İsrail nerede? 

4- Kürtler DAİŞ’e karşı mücadelede devletler arası güçler başta olmak üzere birçok halkın desteğini almışken, neden birileri bir hamle ile bu desteğin geri çekilmesine yol açar? 

5- Referandum sürecinde, “isterse başım gitsin” diyenler nerede? Sesleri neden çıkmıyor? 

6- Referandum sürecinde onca diklenmeyi marifet sayanlar, bir kaç silahlı gücün Kürdistan’a doğru yürümesiyle neden bir mermi sıkmadan, halkımızı ortadan bıraktılar? 

Madem ki, onca diklenme içerisine giriliyor o zaman hiç bir gerekçeye girmeden, sergilenmesi gereken direniş nerede? 

Sorularımızı daha da artırarak sıralayabiliriz. Ancak sorulan bu bir kaç soru da yeterlidir. 

Dünyada Kürtlere karşı sempati hiç olmadığı kadar gelişme gösterirken, bir hamleyle bu durumu sıfırlayanlardan hesap sorulmayacak mı? 

Kürtler hiç olmadığı kadar sömürgeci güçler karşısında güçlenmiş iken, bir hamleyle bu durumu tersine çevirerek, her sömürgeci gücün Kürtlere hakaret etmesine yol açanlar hiç bir özeleştiri vermeyecekler mi? 

Evet, Kürtlere saygı zirvedeyken, tek bir mermi sıkmadan Kerkük ve onca yeri terk ederek bu saygıyı yerlerde süründürenler, yarattıkları bu lanetli durum için bir şey demeyecekler mi? 

Ve tabi, halkımızı bu sonbaharının soğuğunda perişan edenler, gururlarını incitenler, başlarının eğilmesine yol açarak vicdanlarını karartanlar, halkımızın karşısına çıkarak, bu halka layık olmadıkları artık söylemeyecekler mi? 

Evet, piş deyince pişmiyor, düş deyince de ağza düşmüyor. Bu gerçekleri bilerek doğru siyaset yürütme zamanı olduğu kadar, zaman artık açıktan konuşma zamanı diyerek, kimin ne olduğunu söyleme zamanıdır da...