
Kemal Burkay gibi devletin psikolojik savaşının malzemesi olan naylon önderlerden bir şey çıkmayacağı anlaşılınca herhalde BDP'nin içinde devlet için makul insanlar çıkarabilir miyiz hevesine girmişlerdir. Hocanın göle maya çalması gibi ya tutarsa anlayışıyla hareket ettikleri söylenebilir. BDP'nin, demokrasi güçlerinin iradesi kırılmak istenirken bu irade kırılmasından da böyle sonuçlar bekledikleri son zamanlardaki kimi söylem ve arayışlardan belli olmaktadır.
Tayyip Erdoğan’ın BDP'ye yönelik bu kadar saldırgan olması çok sıkışmasının ifadesidir. AKP'nin kurmak istediği yeşil Türkçü otoriter sisteme karşı tek muhalif güç olarak Kürt Özgürlük Hareketi kalmıştır. Demokratik siyasi alanda ise BDP onurlu bir demokrasi mücadelesi vermektedir. AKP hükümeti zaten Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı elinden gelen her şeyi yapmaktadır. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı yapacakları sınırlı olduğu gibi, direniş karşısında zorlanmaktadır. AKP bu zorlanmanın tüm hırsını BDP’den çıkarmaya çalışmaktadır. Tüm gücünü elinin altında olduğunu düşündüğü BDP üzerinde denemektedir. Kürt Özgürlük Hareketi karşısındaki sıkışıklığını ve zayıflığını BDP'ye ödettirmek isteyen bir gerici ve faşist zihniyetle karşı karşıyayız.
Başbakan BDP düşmanlığı konusunda hızını almayarak kadınlara yaptığı bir toplantıda da BDP'ye, özellikle de BDP’li kadınlara tam bir faşist dille saldırıda bulundu. Sanki o toplantıyı BDP’li kadınlara saldırmak için tertiplemişti. Anlaşıldı ki hükümet politikalarına teslim olmayan BDP'ye öfkeli, ama en fazla da BDP’li kadınlara öfkelidir. Daha önce Bülent Arınç ve Mehmet Ali Şahin BDP’li kadın milletvekillerine küfür ederlerken nasıl bir huşu içinde olmuşlarsa, Tayyip de aynı huşu ile Kürt kadınlarına saldırmıştır. AKP yetkilileri kadınlarla ilgili olduğunda tam bir egemen erkek zihniyetiyle saldıran bir karaktere sahiptirler.
Polisi ve askeri her gün Kürt insanına saldırıp öldürürken, sakat bırakırken, kendisi kadın da olsa çocuk da olsa gereğini yaparız talimatları verirken pişkince ve utanmazca BDP’li kadınları taş yürekli olmakla suçluyor. Cumhurbaşkanı, Fettullah Gülen ve tüm bakanları Kürtleri tehdit ederek “hayal edemeyecekleri acıları çektiririz” derken, BDP’lileri taş yüreklilikle suçlamaktadır. Tayyip Edoğan’ın en az cumhurbaşkanı ve Fettullah Gülen kadar gaddar olduğunu herkes bilmektedir. Tayyip Erdoğan’ın gaddarlığı sadece sözde kalmamıştır; hükümetinin pratiği bu gaddarlığı yüzlerce defa gözler önüne sermiştir.
Polis kurşunuyla, gaz bombalarıyla öldürülen çocuklar ve kadınlar bu gaddarlığın en somut kanıtıdır. Güney Kürdistan'ı bombalayan uçaklar biri altı aylık Solin Bebek, üçü çocuk yedi Kürt’ü paramparça etmiştir. Kürtlere her gün kan kusturrlmaktadır. Tayyip Erdoğan başkalarını suçlayarak, bağırarak, çağırarak bu suçlarını unutturacağını sanıyor, ama nafiledir.
AKP hükümeti döneminde yüzlerce sivil insan katledilmiştir. Bu cinayetlerin hiçbirinin faili cezalandırılmamıştır. Yani AKP döneminde de yüzlerce faili meçhul cinayet vardır. AKP döneminde Türkiye'de siyasi tutuklu rekoru kırılmıştır. Eylemler nedeniyle zindanlara atılan tutukluları bunlardan ayırıyoruz. Buna rağmen Beşar Esad’a insanları neden tutukluyorsun diyor. Mazlumların ahı altında kalırsın diyor. Türkiye'nin yaptıkları ortadayken utanmadan Suriye’yi suçlayabiliyor. Suriye öldürmüyor, tutuklamıyor demiyoruz, ama ülkesinde Kürt halkına kan kusturan bir hükümetin başkalarını suçlaması pişkinlik ve utanmazlıktır diyoruz.
Tayyip Erdoğan’ın en önemli özelliği pişkin bir palavracı olmasıdır. Palavra atmada herkese nal toplatmaktadır. Süleyman Demirel’in palavracılığı bile Tayyip’in palavracılığı yanında masum kalmaktadır.
Bir yalanı, Bingöl’deki karakola fedai eylem yapmaya giden eylemcinin kaza yapmasıyla ilgilidir. Fedai eylem yapmak isteyenin üzerindeki bomba bir temas ile patlıyor. Patlamanın sonucu bir kadın ve çocuğu ölüyor. Trajik bir durum ortaya çıkıyor. HPG bu konuda özür diledi. Ancak yaşamını yitiren kadının eylem yapmaya giden kadının üzerine atladığı bir yalandır. Polis tarafından uydurulmuş bir psikolojik savaş yalanıdır. Eylemcinin hedefinin karakol olduğu açıklandı. Eylemci karakola daha uzakken ölen kadın nerden bilecek eylem yapılacağını. Herhalde bombaları açıkta değildir. Bingöl’de binlerce kadın içinde nerden aklına gelecek böyle bir eylemci olduğu. Dolayısıyla Başbakan'ın söyledikleri psikolojik savaşçıların uydurduğu bir şehir hikayesidir. Psikolojik savaşçılar ve Başbakan kendilerine göre böyle bir hikaye ile Bingöl’de tahrik yaratmak istiyorlar.
İkinci yalan ise Amed’te beş kadın gerillanın zehirlenmesidir. Gerilla kış üslenmesinde iz bırakmamak için fazla hareket etmiyormuş. Bu nedenle jeneratörleri yakınlarına koyuyorlar. Jeneratörün çıkardığı gaz beş kadın gerillayı zehirliyor. Kış koşulları, güvenlik ve uygun zamanlama nedeniyle açıklaması geciktiriliyor. Şimdi Başbakan bunu da psikolojik savaş malzemesi yapmaya çalışıyor. Beş gerillanın cesetlerinde hiçbir mermi izi bulunmuyor. HPG bu konuda gerekli açıklamayı yapmıştır. Eğer Tayyip Erdoğan kendisine çok güveniyorsa tarafsız bir heyet oluşturur ve bu cenazelerin üzerinde araştırma yaptırır. Böyle bir çağrıya HPG de yok demez. Biz buradan çağrı yapıyoruz: Bu gerillalarda başka bir ölüm izi yok ve zehirlenmişlerse Başbakan yalancı olduğundan ve toplumu kandırdığından dolayı istifa edecek mi? Başbakan söylediklerine inanıyorsa kamuoyuna böyle bir taahhütte bulunmalıdır.
Tayyip Erdoğan’ın bir sahteliği de kadın haklarından söz etmesidir. Kadının gelişimi ülkelerin genel gelişimini gösterirmiş. Tayyip efendi böyle diyor. Doğru da söylüyor. Ama hükümetinin tek bir kadın bakanı var. Bu durum AKP hükümetinin çok geri olduğunu kanıtlamıyor mu? BDP’nin mecliste kadın milletvekili oranı yüzde kırktır. AKP’nin herhalde yüzde on beş değildir. AKP’nin il ve ilçe yönetimlerinde yer alan kadın sayısından daha fazla BDP’li kadın KCK adını verdikleri operasyonlarla zindana atılmıştır. AKP siyasete atılan kadınları zindana atmaktadır. Bu AKP’nin geriliğini BDP'nin ise demokrasi ve özgürlük konusunda AKP’ye nal toplattığını gösterir.
Tayyip Erdoğan BDP Grup Başkanvekilinin söylediği gibi, BDP’deki kadın gelişimine öfkelidir. BDP’nin kadın özgürlük çizgisi kendi yüzlerini açığa çıkardığı için öfkelidir. Kürt kadınları AKP’nin sindirme, boyun eğdirme ve irade kırma politikalarına direndiği için öfkelidir. Kürt kadınının örgütlü ve bilinçli olmasına öfkelidir. Kürt kadını Türkiye'deki kadın özgürlük mücadelesine öncülük ettiği için öfkelidir. Daha doğrusu Kürt kadınının gelişimi karşısında kahrolmaktadır.
Ucuz zaferler kazanan Tayyip Erdoğan, Kürt Özgürlük Hareketi'nin direnişinin karşısında öfkelidir. Ucuz elde ettiklerini kaybetme korkusu yaşadığı için öfkelidir. En fazla da Kürt kadınının direnişi AKP’nin irade kırma politikalarını boşa çıkardığı için öfkelidir.
Başbakanı anlıyoruz. Ne var ki Kürt kadını bundan sonra da Tayyip Erdoğan’ı kahretmeye devam edecektir. Çünkü kadın, özelde de Kürt kadını derin köleliğin bilinciyle derin özgürlük ve demokrasi mücadelesi verme direnişini arttırmıştır.