Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi üyesi Sadun Amed, PKK’nin iktidardan arınmış bir sosyalizm teorisi kurduğuna vurgu yaparak, “PKK, Kürdistan toplumunun bağrından doğan, büyüyen ve onun yaşadığı tüm sorun ve mücadeleleri kendi içinde yaşayan ve çözüm bulan, kendisini değiştiren, dönüştüren ve toplumu oluşturan bir partidir. Bu açıdan toplumcu bir partidir. Önderlik şahsında hiçbir zaman PKK, statik olmamıştır. PKK hareketinin en temel yönü, daha reel sosyalizmle kendini tanımlarken bile Kürdistan toplumunu öz yönetim ve öz gücüne ulaştırmak için sergilediği emek ve ödediği bedeldir. Toplum üstü hiçbir şeyi kabul etmemiştir ve bu sayededir ki, toplumda kültür devrimi yaratmıştır” dedi.

Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi üyeleri Fırat Doğan ve Sadun Amed, 1 Mayıs vesilesiyle kapitalizmi, sosyalizmi ve PKK’nin sosyalist mücadeledeki konumunu değerlendirdi.


Kavramların ve tanımların alt üst olduğu bir çağda yaşıyoruz. Bu çerçevede sizden bazı kavramları yeniden tanımlamanızı istiyoruz. Kapitalizm nedir? Bir toplum biçimi mi, yoksa bir ekonomi biçimi midir?

Sadun Amed: Kapitalizm, kavram olarak sermaye birikimiyle ifade kazanmıştır. Ezilenler de bu şekilde tanımlar kapitalizmi. Liberaller ise kapitalizmi, moderniteyi daha çok teknik anlamda ilerleten, tekniğe dayalı üretim açığa çıkaran birikim olarak tanımlar. Alan bulduğu zemin modernitedir. Marksist literatür, kapitalizmi bir toplum biçimi olarak ele alır. Bu tanımlama biçimi eksik ve hatalıdır. Bunun nedeni, kapitalizmin zihniyetimizde yaratmış olduğu algıdır. Bunu öncelikle belirtmek gerekiyor. 

  Kavramları oluşturma, kavramların içeriğini doldurma oldukça önemlidir. Zihniyet ve düşünce kavramlarla, ifadelerle anlam kazanır. Dolayısıyla düzeltme olacaksa kavramın kendisinden başlamamız gerekir. Kapitalizm eleştirisi olacaksa, tanımlaması olacaksa zihniyetten başlanmalıdır. Kapitalizm kendisini bir toplum olarak tanımlamaya çalışıyor. Kapitalizm bir toplum biçimi değildir ancak kapitalizm bütün toplumsal öğelere, unsurlara dayanarak kendisini toplum olarak lanse etmeye, inşa etmeye çalışıyor. Kapitalizm bu açıdan toplum dışıdır, toplum karşıtlığıdır. Bu ayrımı net ortaya koymak önemlidir. Kapitalizmi üretim olarak tanımlamak, toplumu ona göre biçimlendirmek, ekonomiyi ona göre biçimlendirmek bu yanılgıyı yaratıyor. Kapitalizm toplum karşıtlığıdır. En sade tanım olarak kapitalizm, tekel birikimi olarak tanımlanabilir. Önder Apo bu tanıma dayanarak teorisini derinleştiriyor. Kapitalizmin sadece sermaye birikimi olmadığını, aynı zamanda iktidarın birikimi olduğunu da belirtiyor. Dolayısıyla kapitalizmin görünmeyen boyutu iktidar birikimi, tekel birikimidir. Kapitalizm bu bağlamda ele alınırsa iktidar tekelidir. Yani kapitalizm, toplumun bir parçası olarak kabul edilip onun içinde değerlendirilirse bu onun kabul edildiği anlamına gelir. Bu durumda ona karşı mücadele edilse dahi onun bir parçası olunmaktan kurtulunamaz. Bu nedenle toplum ve ekonomi kavramlarını yeniden ayakları üstüne doğrultmak gerekmektedir. 

Toplum ve ekonomiye ilişkin 16. yüzyıldan günümüze farklı ideolojiler tarafından yapılan tanımlamaların tamamı pozitivisttir. Ekonomi ve toplum tanımlaması pozitivisttir, parçalıdır. Kapitalist ideologlar düşünce olarak çok yeni bir şey yapmadılar. Toplumsal olan bir düzen, topluma çağrılmaz. Kapitalizmin sistem inşası, sistem üreticiliği dışında üretim alanında yeri yoktur. Bir kapitalistin ürettiği ayakkabı bile yoktur. Bir kalem bile yoktur. Ancak kendisini topluma üretim yapıyor gibi gösteriyor. Böyle bir algı yaratıyor. Üretenler bizleriz, toplumun değişik kesimleridir. Analardır, kadınlardır, köylülerdir, emekçilerdir. Ama üreticinin yapmış olduğu birikime de el konuldu. Tüm bu üretici kesimlerden çalan kapitalistlerdir. Çalanlar, gasp edenler nasıl oluyor da üretici olabiliyorlar? Kapitalizm bir aldatmaca aracı olarak tanımlanabilir. En büyük yanılsama ve sanal toplumdur kapitalizmdir. Sanal toplumdur kapitalizmdir. Toplumu toplum olmaktan çıkaran bir sistemdir. Kapitalizm, İngiliz ekolüne göre tek ve ebedidir. Yani istisnayı bir rejim olarak değerlendirirler. Aslında ironik olarak doğru bir tanımlamadır. 

  Kapitalizmi toplum bazında ele aldığımızda daha farklı alanlarda aramamız gerekiyor. Biz kapitalizmi daha çok ideolojik anlamıyla ele almalıyız. Kapitalizm en başta ekonomi karşıtıdır. Ama ekonomi karşıtlığını, kendisini ekonomik faaliyet olarak ortaya koyarak sürdürüyor. İnsanları ikna etmeden kapitalizm kendisini sürdüremezdi. Önder Apo bunları ‘ahlaksızlık’ olarak değerlendiriyor. Ücretli işçi olmayı, köleliği istemeyi toplumlaşmaya karşı ahlaksızlık olarak değerlendiriyor.

  Kapitalizm başta insan üzerine kurulmuş bir baskı rejimidir. İnsanlık zihniyeti üzerine, insan bilinci üzerine, insan yaşamı üzerine gelişmiş bu tarza ikna ve gönüllü katılım olmasıydı, kapitalizm bu kadar pervasızlaşamazdı, bu kadar pervasız insanları işçi haline getiremezdi. Bu kadar büyük ekonomik olanaklar içerisinde bu kadar sefalet gelişmezdi. Dolayısıyla kapitalizm hırsızın kendisini ikna zeminine oturttuğu bir hegemonyadır, bir tekeldir. Kapitalizm ideolojik hegemonyadır. Kapitalizmi bu açıdan tanımlamak en doğrusu olur. Bu nedenle kapitalizm ekonomi değil ekonomi karşıtıdır. Kapitalizm toplum değil toplum karşıtıdır. 


Büyük bir işsizlik var; kadın emeği gasp ediliyor... Bu ahval içinde “iş” kavramını nasıl tanımlamak gerekiyor?

Fırat Doğan: Kapitalizmin kendisini yaşatmak için işsizler ordusuna ihtiyacı vardır. Kapitalizmin doğasında var. İnsanların bir kısmını üretimde tutar, bir kısmını da işsiz bırakır. Bir de çalıştırdığı işçiyi terbiye etmeye de ihtiyaç duyuyor. Terbiye için de işsizlere ihtiyacı vardır. Açlığı gösterip en düşüğüne razı ediyor insanları. 

 Oysa emek harcayan asla işsiz kalmaz. Firavun döneminde bile işsiz yoktu! Güya modern bir toplumda yaşıyoruz ama dünya kadar işsiz var. Bu onun oluşum felsefesiyle ilgili bir durumdur. Bu noktada tanımların yeniden kurulması gerekiyor. “Emekçiler” deyimini daha fazla ön plana çıkarmak lazım. Kadın emeği de sadece evde verilen emek olarak görülmemeli. Kadın toplumu sürdürüyor ve üretimini yapıyor. Kadının emeği ölçülemez. Kadının toplumu sürdürme emeği görülmüyor. 

 Kapitalizmin ürettiği kavramları gerçekten düzeltmek lazım. Kadın emeği de işçi de bu eksende ele alınıp yeniden değerlendirilmeli. Emek en kutsal değer ise bu kutsal nasıl satılır? Özellikle de hepimiz alım satın noktasında kendimizi sorgulamalıyız. 

İşsizlik yoksa kapitalizm yaşayamaz, biter. Kadın emeği özgür olursa kapitalizm biter. Emek ve değer satılmazsa kapitalizm biter. İşte tam da bu nedenle emeğe, emekçiye, kadın emeğine güçlü sahip çıkmamız gerekiyor. Yoksa kaba emek-değer teorileri üzerinden bu alanda değerlendirme ve mücadele yapılamaz.  


Marjinal olan egemenlerdir


Bin yılların emek ve üretimiyle şekillenen toplumsallık ve onun bağrında yükselen eşitlik mücadelesinin adı olan sosyalizm bugünden baktığımızda yeniden tanımlamasına ihtiyaç duyulduğu bir gerçektir. Siz tarihsel emek ve toplumsallık mücadelesini nasıl ele alıyorsunuz?

Fırat Doğan: Sosyalizmin de yeniden ele alınması gerekiyor. Mevcut sosyalizmden kaçış var. Toplum mücadelesini vermeyenler sosyalist olamazlar. Sol kendini yeniden ele almalıdır. Toplumu geliştirip geliştirmediğini sorgulamalı. Demokrasi, kadın özgürlüğü ve ekoloji eksenli toplumu geliştiriyorsa sosyalist mücadele veriliyor demektir. 

Sosyalizm asla marjinal olamaz; marjinal olan egemenlerdir. Toplumu temsil etmeyenler sosyalist olamazlar. Spartaküs, Şêx Bedrettin ve tarihimizdeki diğer mücadeleciler de sosyalistir. Yaşadığı mekana ve zamana bakılmaksızın demokrasiye ve mücadeleye inanan, bu uğurda mücadele eden herkes sosyalisttir. Sosyalizm yeniden ele alınacaksa öncelikle pozitivizmin etkisinden kurtarılmalıdır. 

Cepheleşmiş sosyalizm, sosyalizm değildir. Tüm hareketler, muhalefette oldukları süre boyunca kimi demokratik özellikler taşır ancak zafere yaklaştıklarında yollar ayrılıyor. Demokratik bir yol mu izlenecek, yoksa iktidar mı esas alınacak? Çatallaşma burada ortaya çıkıyor. Tüm devrimlerin başına gelen bu oluyor. Demokrasiye değil de iktidara giden herkes kaybetmiştir. 

Sosyalizm yeniden bir zihniyet dönüşümünü yaşamak zorundadır. İnsanlık tarihi sosyal mücadeleler tarihidir. Bu sosyal mücadelede de erkek mücadele ederken kadın evinde oturmamıştır. Sovyetler Birliği’ni sosyalist ve eşitlikçi görüyoruz; 8-9 cumhurbaşkanları oldu ve aralarında tek bir tane kadın yoktur. Böyle eşitlik mi olur? Son zamanlarda “Bu işin fıtrarında var” deniliyor. “Kadından lider veya yönetici olmaz” deniliyor. 

Daha derinlikli tanımlamalara ihtiyaç var. Önderliğimiz bunu 1994’teki çözümlemelerinde bile söylüyor. Diyor ki, “Sosyalizm artık sadece bir sınıf devrimi değil; içselleşmiş, kültürleşmiş, tarihleşmiş devrimleri ister. Kültür, inanç, ideolojik devrimleri ister. Yoksa sadece burjivaziyi alaşağı et, onun yerine proleteryayı koy; çok da değişen birşey olmuyor.” Problemin özünde bu yatar. 


PKK deneyimlerden öğrendi


Dünya kapitalist sistem karşıtı mücadelelerin yükselişte olduğu 68 gençlik kuşağının bir parçası olan PKK’yi bir işçi partisi olması itibariyle nasıl ele almak gerekir?

Sadun Amed: PKK, insanı  esas alan bir partidir. Önderlik partisi olmasındaki gerçekte yatan sır da budur. Bireyin özgürlük olgusunu, insanı ele aldı ve bunu sosyalizmin en temel olgusu haline getirdi. Bu açıdan PKK’yi ve Önderliği tek yönlü ele almak, bu gerçeği daraltır.

 PKK, Kürdistan toplumunun bağrından doğan, büyüyen ve onun yaşadığı tüm sorun ve mücadeleleri kendi içinde yaşayan ve çözüm bulan, kendisini değiştiren, dönüştüren ve toplumu oluşturan bir partidir. Bu açıdan toplumcu bir partidir. Önderlik şahsında hiçbir zaman PKK, statik olmamıştır. PKK hareketinin en temel yönü, daha reel sosyalizmle kendini tanımlarken bile Kürdistan toplumunu öz yönetim ve öz gücüne ulaştırmak için sergilediği emek ve ödediği bedeldir. Toplum üstü hiçbir şeyi kabul etmemiştir. Toplum üstü bir örgüt olmamıştır. Ve bu sayededir ki, toplumda kültür devrimi yaratmıştır.


Değişen dünya dengeleri ve kendi içinde verdiği sınıf mücadelesi sonucu PKK’nin değişim diyalektiği nasıl şekillendi? 

Fırat Doğan: Dünya değişiyor. Dünya ne 1960, ne 1970, ne de 1990’lardaki dünya değildir. Dünya savaşları, soğuk savaş ve Sovyetler’in yıkılması ve son olarak Ortadoğu müdahalesi ardından artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Bunca şeyden sonra direniş adına eskide ısrar etmek de anlamsızdır, yıkım getirir. 1970’lerdeki ruh ve maneviyat aynı olsa da, PKK aynı PKK değildir. Düşünce sistematiği, eylemi, örgütlenmesi ve kitlesi... Hiçbir şey eskisi gibi değildir.

PKK, dünyadaki deneyimlerden çıkardığı sonuçla daha fazla demokratikleşti. 3. Kongre’de temelleri atılan giderek Kadın Özgürlük Ordusu’na dönüşen bir dinamiği işletiyor. Bu yaklaşım bile tek başına PKK’nin ayakta kalma nedeni olabilecek kadar güçlüdür. Yine ekolojik anlamda bütünleşme ve anlam biçme var. İşte tüm bunların toplamı paradigmasal değişimdir. Aslında ilk olarak 1995 yılında hedeflense de dünya koşulları ve algılama düzeyi buna el vermedi. Bu değişim Atina Savunması ile beraber başladı. Burada eski ve yeni PKK arasındaki fark şudur: Eski paradigmada iktidara yürüyen yanlar çoktur. Şimdiyse iktidardan uzaklaşıyor, zihniyeti değiştiriyor, kadın özgürlüğünü, ekolojiyi temel alıyor. Bunlar tali değil temel çelişkilerdir. Çünkü demokratik sosyalizm buradan gelecek.

Değişim ve dönüşüm canlılık göstergesiyse yaşadığını en güzel gösteren canlı PKK’dir. Bu kömür içinde elmas aranması gibi bir şeydir. Yıllardır kömürünü ata ata sonunda elmasını buldu. O da politik-ahlaki toplumdur.


Kürt halk Önderi Abdullah Öcalan bir sözünde “Sosyalizm sadece devrim değil, topluma demokratik katılım ve kapitalizme karşı bilinçli ve eylemli yaşamdır” diyor. Buradan bakılırsa demokratik sosyalizme inananların temel dönem görevleri nedir?

Sadun Amed: PKK’de değişimin özeti, olgunlaşma sürecidir. Önderlik gizil bir güç olarak hakikatiyle PKK’de pratikleşir. 3. doğuş budur. Önderlik gerçeğinin PKK ve onun paradigmasında bir varlığa dönüşmesidir. PKK’lilerin görevi ise bunu yaşamsallaştırmaktır. Bu açıdan Kürdistan dışında Mezopotamya ve tüm insanlığa varlık kazandırma işidir PKK’lilik. Bu açıdan dönem görevleri demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü toplum paradigmasını hayata ve eyleme geçmedir.

İnşa görevleri biliniyor. Yani PKK’lilik, sosyalistlik, ahlaki-politik toplumun inşasını gerçekleştirmek ve onun eylemi olmaktır. Onun inşa kadrosu olmak da temel görevdir.


Türkiye’de son yıllarda yoğun işçi ölümleri yaşanıyor. Bunlara dair ne düşünüyorsunuz?

İş kazaları yoktur, işçi cinayetleri vardır. Erdoğan, “Bu işin fıtratında var” diyordu. İşin mantığına ölümü koyan bir insanın zihniyet yapılanması da budur. Her yerde iş cinayetleri gerçekleşiyor. Daha Soma tartışılırken Ermenek’te bir kaza yaşandı ve on sekiz insan yaşamını yitirdi. Çalışan ve üreten biz isek, kararını da biz kendimiz vereceğiz. İktidara bırakılırsa onlar için 301 sadece bir rakam. Örgütlenmeli ve eyleme geçmeliyiz. Direniş odakları bir araya gelirse yıkamayacağımız hiçbir şey yoktur. Kapitalist modernite çok büyük değildir. “Ne yapmalı” sorusuna çağı iyi tahlil ederek, “Nasıl yapmalı” sorusuna küresel demokrasi hareketini geliştirerek, “Nerden başlamalı“ sorusuna da en küçüğünden en karmaşığına kadar pratikte eyleme geçerek cevap bulabiliriz.

2015’te 1 Mayıs’ın da Kürdistan ve Türkiye’de faklı bir anlamı var. Bu 1 Mayıs, ilk kez kapitalist modernite ve ulus devlete karşı küresel çapta demokrasi mücadelesi veren güçlerin ortak ses çıkaracağı bir gündür. Seçim ile 1 Mayıs’ın yakın tarihlere denk gelmesi de önemini bir kat daha arttırıyor. Bu 1 Mayıs’a yükleyeceğimiz anlam, her yerde demokratik toplum inşasını başlatarak bunun öncü güçlerini bir araya getirmek, kadının özgürlüğünü ve gücünü esas almak ve bununla mücadeleyi derinleştirmektir. Bu vesileyle bu günde yaşamını yitiren tüm emekçileri bir kez daha saygı ve minnetle anıyor, anılarına verebileceğimiz en iyi cevabın hedeflerini gerçekleştirmek olduğunun bilinciyle 1 Mayıs’lara yürümenin gerekliliğine inanıyoruz ve bu mücadele gününü kutluyoruz. 


WELAT ROJ/BEHDÎNAN