Gezi sürecinde “kırmızı fularlı kız” diye tanınan Ayşe Deniz Karacagil’in PKK’ye katılması gündemde tartışılmaya devam ederken, anne Nuray Erçağan, kızının yönünü dağa çevirmesinin nedenini ve sürecini, DİHA’ya anlattı.

Deniz’in topluma ve insan haklarına duyarlı biri olduğunu ifade eden Erçağan, “Gezi sürecinden sonra tutuklanıp, cezaevine gönderildi. Kızım hiçbir şey yapmamasına rağmen taktığı fular ve sadece yürüyüş hakkını kullandığı için 98 yıl hapis istemiyle yargılanıyor. Bizler Gezi sürecinde 3.5 milyon kişi sokağa çıktık, amacımız sadece sesimizi duyurmaktı. Bu zaman zarfında tek bir polisin burnu bile kanamadı, ama ne yazık ki sokağa çıkıp hakkını arayan insanlarımızdan gençler öldü. Biz onları öldürmek için sokağa çıkmadık. Deniz de bir genç kadın olarak geleceği ve özgürlüğü için sokağa çıktı. Deniz politikayla büyüyen bir çocuktu ve Kürt Hareketine katılma kararı aldı. Kızımın aldığı bu kararın arkasındayım. Eğer devlet çocuklarımıza geleceğe dönük imkanlar sunmazsa çocuklarımız kendi imkanını yaratıp, kendi arayışlarının peşine düşerler” dedi.

‘Haber duyulunca bize çok saldırdılar’

“Bu haber duyulduktan sonra bize çok saldırdılar” diye belirten anne, “Özellikle Deniz tutuklu olduğu dönemde bizimle beraber duran bazı sol ve ulusalcı kesimlerden akla sığmayan hakaretler alıyoruz. Deniz’in kadın kimliğine birçok saldırı oldu. Oraya giderse tecavüz ederler gibisinden birçok çirkin söylemde bulunuldu. Oysa bir genç kadın şehirde daha korunmasız ve tecavüz şiddetine daha açıktır. Hep eril düşünüyorlar. Bir kadının özgürlük arayışı da farklı algılanıyor ya da çarpıtılmaya çalışılıyor” diye konuştu.

Öfke büyüdükçe arayış da büyüyor

Sistemden gelebilecek hiçbir saldırıdan korkmadığını ilave eden Erçağan, şöyle devam etti: “Tek korkum, Deniz büyük bir karar verdi. Sıcacık yatağını, tertemiz odasını bırakıp gitti. O koşullara ayak uydurabilir mi? Benim tek korkum Deniz’in oraya alışamaması. Yoksa Deniz’in bu arayışı, bugünkü koşullarda Türkiye’deki birçok gencin aklından geçen bir düşüncedir. Kendisini özgür hissetmeyen, devlet tarafından hukuksuz muamele ve şiddete maruz kalan gençlerin bu tür çıkışlar yapmasına şaşırmamak gerekiyor. Kimse polisin sokak ortasında şiddetine veya eylemde gazını kabul edeceğini sanmıyorum. Öfke büyüyor, öfke büyüdükçe arayış da büyüyor.”

Bu sistemde geleceğini göremiyordu

Kürt özgürlük mücadelesini önemli gördüğünü vurgulayan Erçağan, hareketin yaşamsal bir mücadele ve özgürlük arayışı olduğunu söyledi. Kürt kadınlarının ülkelerini özgürleştirmek için dağlarda savaştığını dile getiren Erçağan, şöyle devam etti: “Deniz politikanın ve mücadelenin içinde büyüyen bir kadındı, ama cezaevi sürecinden sonra sistemi daha net kavradığını onu çözümlediğini anlamıştım. Cezaevinde PKK’li tutsaklarla kalıyordu, orada çok değerli arkadaşlıklar kurdu. Kaldığı koğuşta müebbet ceza almış 13 kadın PKK’liyle kalıyordu ve çıktıktan sonra bana ilk olarak ‘Bir halkın özgürlük arayışına neden müebbet’ demişti.
Deniz, devletin pervasız, saldırgan gücünün önünde çok zorlandı, her yönden kuşatıldı. Sürekli polis takibi ve hep daha çok cezalandırılmak isteniyordu. PKK onu bu caniliğin elinden kurtardı. Son dönemde bir kimlik arayışı vardı hep ‘Ben neyim anne’ diye sorardı. Üniversiteye gitme hayali vardı. Ama üniversiteye girdikten sonra 10 yıllık bir oyalama ve bu oyalamanın sonunda ya taşeron işçi yada diplomalı işsiz. Deniz bu sistemin içinde geleceğini göremiyordu. Deniz gittiyse sebebi vardır muhakkak ve bu sebepler irdelenmeli.”


Resimlerine dahi tahammülleri yok
Deniz’in gidişinden sonra anladım ki aslında Deniz tutukluyken nefret söylemini bize karşı sadece yumuşatmışlar. Şimdi ise pervasızca bir saldırı içindeler. Deniz’in resimlerine bile tahammülleri yok. İnternet hesaplarımızı, bilgisayarlarımızı hepsini hacklemişler.”

‘Deniz’in kararı bizim kararımızdır’

Kürt mücadelesinin çok köklü ve bedelli bir mücadele olduğunu bildiğini söyleyen Erçağan, anlatımı şöyle tamamladı: “Kadınları görüyorum yazmalarında sarı, kırmızı, yeşil renkler. Düşünün ki bir mücadele başınızdaki yazmaya giydiğiniz elbiseye kadar işlemiş. Bu açıdan bakınca onu çok güçlü görüyorum. Deniz’i katıldığı için çok cesurca buluyorum. Antalya gibi bir tatil yerinde her şeyi bıraktı. Deniz’in kararı bizim kararımızdır. Katılım yapmasını da destekliyorum. Sadece bencilce bir özlem var. Kızımı büyüttüm bu yaşına kadar, korudum ama bu sistemden çocuklarımızı gençlerimiz koruyacağımızı düşünmüyorum. Deniz cezaevindeyken ziyarete gitmiştim, hava sıcaktı cezaevi duvarının gölgesine geçmek istedim bize izin vermediler. Duvarlarının gölgesini bile bize çok görüyorlar.”

DİHA/ANTALYA