Kendimi bildim bileli rahmetli Hrant Dink’in dediği gibi, güvencin ürkekliğinde yaşadı çevrem. Hep tedirgindiler. Her an katliama uğrayacaklarmış gibi yaşarlardı. Kimi zamanda dağlara taşlara sığınılırdı. Devlet baskısı had safhadaydı. Askeri gören insanlar kaçacak delik ararlardı. Dört yanımız faşist köylerle çevriliydi. Kürt olmak suçtu. Sırf bu kimliğimizden dolayı hakarete uğrar, kimi zaman da dayak yerdik. Büyüklerimizden bazıları işkencelerden geçerdi.
Çocukluğunda annemin teyzesinin oğlu Diyarbakır’a gitmişti. Orada sokakta esnafın bile Kürtçe konuştuğunu söylemişti. Oralı olmak istemiştim o an. Bir de Dersimli…
Çünkü büyüklerimiz, tıpkı bizim gibiler derlerdi Dersim için. Vergi ve asker vermedikleri için de katliama uğradıklarını belirtirlerdi. Dinlerdik yalnızca.
İçimizde Kürt olmak bir soyluluktu. Fakat okulda, şehirde, kasabada aşağılanıyordu. Beynim tam bir çelişkiler yumağıydı. Her Türk’ün asker doğduğunu okulda söylerlerdi. Askerliğin çok kutsal olduğunu söylemelerine rağmen, köyümde gençler askere giderlerken ağıt yakılırdı.
 Köyümüzde ortaokul ve lise olmadığı için, faşist Türk bir kasabada okula giderdik. Beş altı Kürt öğrenci ve bine yakın beyinleri zehirlenmiş Türk kökenli öğrenci. Okul arkadaşlarımdan İsmet Temirci ve Yılmaz Köşker gidip şehit düşeceklerdi sonraları.
Sanırım buraya kadar anlattıklarım bile, PKK’nin niye çıktığını ve nasıl taban bulduğunu açıklıyordur. Kısacası zulüm vardı.
Tüm bu olup bitenlere rağmen, Kürtlük bilincinden çok uzaktık. Daha sonra bilinçsizce bir Kürt gerçekliğine tutulmaya başlanacaktı.
16 Mart 1988 Halepçe Katliam’nın akabinde, güneyli Kürtler akın akın Türkiye Kürdistan’ına geliyorlardı. Daha on beş yaşındayım o zamanlar. Kürt ve Kürdistan bilinci henüz bende oluşmamıştı. Yaşanan trajediye yabancı gözlerle bakıyordum. Araya daha iki yıl girecekti, kendi gerçekliğimle tanışmam için. İlk müzik kasetleriyle olayın vahametini öğrendik ya da o şarkılarla tarifsiz duygulanıyorduk. Halepçe üzerine okunan şarkılar bizi hüzne gark ettiriyor ve intikam için tutuşuyorduk.
Maraş’ta yükselen dumanlar hala tütüyordu. Geçmişe gitmeye ne hacet! Katliamın korkusunu yaşayan birisiydim. Tüm bu nedenlerden dolayı cephem netti. Gizli gizli büyük komutan Agit için yapılan kaseti dinliyordum. Demek ki, ta çocukluğumda Koma Berxwedan ile tanışmışım.
Bir taraftan da İsmail Beşikçi’nin kitaplarını okurdum. Her şey gizlice yapılırdı. Dayımlarda bırakmıştım kitaplarımı. Bir baskın sırasında, sobaya atıp yakmışlar... İşte o kitaplarla kendi tarihimi öğreniyordum yavaş yavaş. Koçgiri Katliamı’nda Sakallı Nurettin Paşa’nın askerleri, 1921’lerde vurup kırmışlardı. 1925’teki Şeyh Sait İsyanı’yla dinamitlerle parçalanan halkımın feryatları kulaklarıma doluşuyordu. 1926–1930 Ağrı İsyanı ve Zilan Katliam’ı… 1938 Dersim Katliamı… Ve Arnavut Sakallı Nurettin Paşa’nın damadı Abdullah Alpdoğan, Dersim Katliamı’nda etkin rol alacaktı. Öldürülen binlerce insan ve kaçırılıp götürülen kızlar… Ve her katliam sonrası sürgünler, kaçışlar…
Ve PKK tüm bu katliamları bilince çıkartarak yola revan olmuştu. Onu ölümüne seviyorduk. Çünkü tutunacak bir dalımız çıkmıştı ortaya. PKK birçok şeyi değiştirdi. Kürt farklılaşmaya başladı. Ya devletin düşmanca tutumları ve öldürülenler…
Ölenler değişti sadece. Yaslarımız hep baki kaldı. Ülkemin gerçekliğiydi ölümüne acı çekmek.
Yukarıda verdiğim tarihlerden bu yana ne değişti? Hiç! Hiçbir şey değişmedi devletin nezdinde. Zamansız ölenler hep oldu. Diri diri yakıldık. İşkencelerden geçtik. İpi kopan bir tespihin taneleri gibi dünyanın dört bir tarafına dağıldık. Kısacası oradan oraya sürülmek, bir çeşit kaderimiz olmuştu.
Ve tüm bunları yaşarken, farkında olmadan değişiyorduk. Kendimize güvenimiz gelmişti. Gerillalar doğaüstü bir güçmüşler gibi algılanıyordu
Bunları şunun için anlattım; her Kürt’ün yaşadıkları aşağı yukarı aynıdır. Biz bir sınır şehrinde yaşadığımız için birtakım sıkınlar değişik olabilir, ama öz itibariyle aynı nedenlerden dolayı cefalar çektik. Çekmeye de devam ediyoruz. Lakin umutsuz değiliz. Çünkü zulümden dolayı ortaya çıkan PKK var. Ve hızla diğer Kürt örgütleriyle birleşme yolunda.