Paris’te 9 Ocak günü Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez ile birlikte katledilen Sakine Cansız’ı annesi Zeynep Cansız, cezaevi ve gerilla yoldaşları anlattı. 


Kızını anlatırken hep gözlerinin içi parıldayan Zeynep Cansız, kızı Sakine’nin 5-6 yaşlarında okula başladığını ve çok çalışkan olduğunu anlattı. Zeynep Ana, Sakine’nin öğretmeninin bir gün kendilerini ziyarete geldiğini, onun yardımseverliğine ve kişiliğine ne kadar hayran olduğunu kendisine anlattığını ifade etti. Sakine’nin her zaman çalışkan ve iyi yürekli olduğunu dilinden hiç düşürmeyen Zeynep Ana, “Kızım çok iyi niyetliydi. Fakat çok inatçıydı. Eğer inanıyorsa bir şeye, kimse onu geri çeviremezdi” dedi.
Kızının devrimcilikle tanıştığı dönemleri ise Zeynep Ana şöyle ifade etti: “Babası Almanya’ya gittiğinde alt katımızda talebeler kalıyordu. Sakine onlara yardım ediyordu. ‘Kızım neden yardım ediyorsun? Tanımıyorsun onları, nasıl güveniyorsun?’ diye kızıyordum kendisine. Meğer, o dönem başlamış devrimciliğe. Kızım beni dinlemeyince ben de Almanya’ya babasının yanına gittim.”
Kızının üniversite okumak için Elezîz’e gittiğini söyleyen Zeynep Ana, kendisi Almanya’dan döner dönmez, kızının PKK davasından Elazığ grubu ile birlikte yakalandığını, buradan firar ettikten sonra tekrar yakalandığını kaydetti. Zeynep Ana, Sakine’nin firar etmek için kazdığı tünelden çıkardığı bir taşı da kendisine verdiğini ve kızının ondan bu taşı saklamasını istediğini anlattı.
 


Baskılar onu yolundan çevirmedi


Amed Cezaevi’nde ağır işkencelere maruz kalan kızının burada 12 yıl kaldığını dile getiren Zeynep Ana, bir annenin kaldıramayacağı acıyı yıllarca taşıyarak, hem oğlu Metin hem de Sakine için, Amed’in kendisi için çile dolu yollarında yıllarca mekik dokuduğunu anlattı. Gözleri önünde çocuklarının dövülüşünü asla unutmayacağını ifade eden Zeynep Ana, “Sakine mahkemelerde hiç ayağa kalkmazdı. Çok işkence görüyordu. Hep arkadaşlarından söz ediyordu ama hiçbir zaman kendi yaşadıklarını, gördüğü işkenceleri anlatmıyordu. Sakine’ye yönelik hiçbir baskı, onu yolundan çevirmedi. Hep inandı. İnandığı için de asi duruşunu hep korudu” şeklinde konuştu.



Siyasi savunma yapan ilk kadın


Sakine Cansız ile birlikte aynı grupta esir alınan Doğan Çelik, Amed Zindanları kadar Sakine Cansız’ı anlatmanın da zor olduğunu ifade ederek, o dönemlere ilişkin yaşadıklarını şöyle anlattı:  “Mahkemeye gitmek ayrı bir işkenceydi. Sabah erkenden zincirleri elimize ayağımıza takarlardı. Bizi sıraya dizer, kalaslarla her yerimize vurmaya başlardı. Bir keresinde mahkemede Şahin Dönmez yanımızdan geçerken, Sakine ona ‘Alçak!’ demişti. Şahin Dönmez mahkemeye dönüp, ‘Komutanım, Sakine bana hakaret ediyor’ demişti. Biz 67 kişiydik. Sakine arkadaş, aramızda olan tek kadındı. Onun yeri farklı, biz farklıydık. Sakine, Kürt özgürlük mücadelesinde mahkemede ilk siyasi savunma yapan kadın arkadaştır. O dönem kadın arkadaşlar da direnişe katılıyorlardı. Fakat biz pek haberdar değildik bundan. Sonra bir söylenti yayıldı, Sakine arkadaş şehadete ulaştı diye. Bunun üzerine bütün cezaevinde isyan başladı. Sonra mecbur kaldılar, Metin’i götürüp ablası Sakine’yle görüştürdüler. Sakine arkadaşla tekrar bir mahkemeye gittiğimizde hakim, ‘Susun konuşmayın!’ dedi. Sakine’nin oradaki tepkisi, ‘Terbiyeli olun! Karşınızda koyun sürüsü mü var?’ olmuştu. Orada hepimiz lanet ettik erkek kişiliğimize. Sakine’nin bağırmasıyla biz de kalktık.”
Cansız’ın inandığı doğruları inatla savunduğunu kaydeden Çelik, “Sakine eski arkadaşlara ve onların ailelerine çok bağlıydı. Ayağımıza bir taş da değse kendisini arardık. Yoldaşlığı samimiydi. Bir anne, bir abla, bir yoldaş olabiliyordu aynı anda. O yüzden Sakine’nin doldurulamaz bir yeri var. Mert, korkusuz yürüyüşü ile Dülger Dağı gibi dikti Sakine arkadaş” diye konuştu.



Yaşayan tanrıça


12 yıldır gerillada olan Jîndar Dêrsim ise, ilk defa 2002 yılında karşılaştığı Sakine Cansız’la olan anısını şöyle anlattı: “Hayatımda unutamayacağım en güzel üç günümü onunla geçirdim. O kadar doğal, güzel ve heybetli, bir o kadar da içten duruşu vardı ki! Biz özgün bölük olarak onun gelişini büyük bir heyecanla bekliyorduk. Yüksek tepeden aşağı inişi hiç gözümün önünden gitmiyor. Öyle dimdik, öyle heybetli!.. Bizi görür görmez koşarak inmeye başladı. Hepimize bir sarılışı vardı ki; sanki yıllardır bizimle birlikte kalmıştı. Yıllardır bize komutanlık, yoldaşlık yapmış gibiydi. İnanılmaz sıcak ve doğaldı. O yıllarda Kürtçe konuşmakta zorlanıyordu. Biz de çok ısrar ettik Kürtçe konuşması için. Ara verdiğimizde bana ‘Jîndar heval, Kürtçem nasıldı?’ diye sordu. Ona Kürtçesinin çok güzel olduğunu ve devam etmesini söylediğimde çok hoşuna gitmişti. Gruptaki arkadaşlarla yaş farkı olmasına rağmen çok doğal bir ilişki yakalamıştı. Kaldığı üç gece boyunca bize şarkılar söyletip durdu.
Sara arkadaşta PKK’nin çekirdek kadrosunun özelliklerini görüyordum. PKK’nin yeni kuruluş heyecanını hep canlı tutuyordu. Heval Abbas (Duran Kalkan) onu bize anlatırken, ‘Sara bizim için yaşayan bir tanrıçaydı. Onun duruşu karşısında utanıyorduk’ derdi.

‘Ha elim ha vücudumun başka yeri’

Sakine Cansız’ın cezaevinde Malum Doğan ile yaşadığı bir olayı kendileriyle paylaştığını aktaran Jîndar Dêrsim şöyle konuştu: “Düşman, Mazlum Doğan ile Sara arkadaşı karşı karşıya getiriyor. İtirafçılaştırmak için Sara arkadaşı Mazlum arkadaşın önünde soyuyorlar. Bunun üzerine Mazlum arkadaş başını eğiyor. Orada heval Sara o kadar kızıyor ki, şöyle diyor kendisine: ‘Sen neden utanıyorsun benden? Ha benim elimi gördün, ha benim vücudumun başka yerini... Kaldır başını! Bunların önünde eğme!’ O duruşuyla bütün arkadaşları etkilemiştir. Onun adı direnişti bizim için.



GÜLŞEN KOÇUK/RUKEN ÇELİK/JINHA/DÊRSIM