‘Kontrollü darbenin’ duruşmaları ne yazık ki, yeteri ayrıntılarla ve objektif olarak medyaya yansımıyor. Belli ki Saray’ın ağır baskısı altında medya akıl almaz gerçeklerin ortaya çıktığı duruşmalarla ilgili yayın yapmıyor.
Yayın yapabilecek „tarafsızlığı“ koruyan bir kaç gazete ise, „aman FETÖ’cüleri savunmuş olmayalım“ endişesiyle „tuzağa düşürülmüş subayların“ ifadelerine gereken ilgiyi göstermiyor.
Geçtiğimiz gün bütün bu sansüre ve otosansüre rağmen, pilot Albay Uğur Kapan’ın bir kaç küçük paragraflık ifadesi nihayet medyaya yansıdı.
Sonra ne oldu?
Ne olacak, Trabzon tribünlerindeki amigoların „sessizluk“ demesine benzer bir „sessizluk“ oldu.
Oysa Albay Kapan’ın okuyabildiğimiz kadarıyla verdiği ifade, kıytırık medyanın „flaş flaş flaş“ diye duyurduğu haberlerin hepsini çöpe attıracak önemdeydi.
Birincisi, Albay „işkence gördüm“ demişti. O nedenle de poliste verdiği ifadeyi reddetmişti. Buraya kadarını herkes okudu. Sonrası? Mahkeme „işkence“ iddiasını ele almış mıydı? Hakimler ne demişti? Savcı ne yapmıştı? Diğer yargılananlar da „işkence“ iddiasında bulunmuş muydu? Hepsi meçhul. Çünkü medyada „sessizluk“ hakim. Saray amigosu böyle buyuruyor.
Albay Uğur Kapan’ın ifadesindeki ikinci unsur 15 Temmuz darbesinde Genelkurmay Başkanının ve muhtemelen MİT’in dahlini gözler önüne seriyor. Ne diyor Uğur kaptan? Önce Genelkurmay Başkanı Akar ile, Korgeneral Dişli’nin birlikte Başbakanlığa „inişlerinin“ hikayesini dinleyelim:
„Genelkurmay Başkanı bana kendisini Başbakanlığa götürecek helikopteri kullanmamı emretti. Helikopterde kendisinin olacağını ve uçuş güvenliği alınmasını emretti. Helikoptere kadar kendisine eşlik ettim. Bu sırada helikopter teknisyeni bir tüm generalin geldiğini söyledi. Komutanımızın talimat vermesi durumunda helikoptere binebileceğini söyledim. Teknisyen, kendisinin Genelkurmay Başkanının müsaadesini aldığını ve helikoptere Tümgeneralin de bineceğini söyledi. Mehmet Dişli olduğunu öğrendiğim Tümgeneral helikopterde Genelkurmay Başkanının arkasına değil, bizzat yanına oturdu.
Kalkış yaptıktan sonra F-16’dan atış yapılmaması için telsizle bağlantı kurmaya çalıştığını belirten Kapan, „Ancak kimseyle bağlantı kuramadım. Risk alarak kalkış yaptım. Temas sağlayana kadar bağlantı kurmaya çalıştım. Bağlantı kurduğumda, kimi taşıdığımı ve gideceğimiz yeri bildirdim. Genelkurmay Başkanı Başbakanlığa indiğimizde bana teşekkür etti ve Akıncı’ya dönebileceğimizi söyledi. Ancak Akıncı’daki hareketlilik nedeniyle Etimesgut Havaalanına indim.“
Medyaya yansıyan haberi okumaya devam edelim:
„Pilot Albay Kapan ifadesinin devamında da „Akar bana ‘erken davrandık, beklemeliydik rezil olduk’ dedi“ ifadelerini kullanması salonda bir anda buz gibi bir hava esmesine neden oldu. Albay Kapan, ayrıca „Akar helikoptere bindiğinde boğazında herhangi bir kesik yoktu“ dedi.“
„Kontrol“ buna denir işte.
Ve nihayet Uğur Albay’ın ifadesindeki şu müthiş sözlere gelelim:
„Yıllarca Kuzey Irak’ta terörle mücadele ettim. Eğer helikopterim düşseydi PKK’lılar bana böyle davranmazdı.“
Türkiye’nin neredeyse yarım yüzyıldır yaşadığı savaşın şimdiye kadar yapılmış en gerçek tasviridir bu?
Gerillaların cenazelerine bile ahlaksızca saldıran bir ordunun Albay’ı, „silah arkadaşlarının“ ve „kendi devletinin“ ona yaptığını PKK’nin kendisine yapmayacağını dünyaya ilan etmiştir. Bu Kürdistan savaşındaki en büyük „itiraftır“. Bu gerçeği, şu anda generallerinin yarısı işkenceden geçirilmiş olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin HPG ile savaş deneyinden geçmiş tüm mensuplarının paylaştığını söylemek abartı olmayacaktır.
Ama daha önemlisi, TSK’nın Albayları, Generalleri, ilk defa kendi devletleriyle PKK arasında bir „kıyaslama“ yapmaya başlamıştır.
Albay Kapan’ın bu sözleri şu anda hapiste yatan ve işkenceden geçirilmiş binlerce subayın silah arkadaşları ve onların aileleri, eşleri dostları arasında derin yankılar bırakarak yayılıyor.
Medyaya rağmen...