Almanya'da PKK yasağının yürürlüğe girdiği 1993'te Türk ordusu Kürdistan'da kirli bir savaş yürütürken, Berlin hükümeti de silah sattığı müttefiğinden aşağı kalmayarak Kürtlerin derneklerini, basın organlarını kapatıp; özvatanlarındaki köy yakmaları, işkenceleri, faili meçhul cinayetleri protesto edenleri, fişledi, cezalandırdı, hapse attı. Yine binlerce kişiye para cezası verilerek, oturumları ellerinde alınarak, kriminalize edildi. Kürt aktivistler Halim Dener, Gülistan Bağıstani ise katledildi. Bu baskılar günümüzde de devam ediyor. Almanya'nın birçok kentinde yüzlerce Kürt yurtseverleri derneğe gittiği ya da yürüyüşlere katıldığı için oturumları geri alınarak, sınırdışı edilmekle tehdit ediliyor. Ancak Kürtler 26 Kasım'da 21. yılına giren yasağa karşı yılmadı. 1993'te 34 olan dernek sayısını iki katına çıkardı, hatta bir de çatı örgüt kurarak örgütlülüklerini daha da büyüttü. Açlık greviyle yasağı protesto eden Kürtler sonraki yıllarda daha aktif mücadele yöntemleriyle PKK yasağını boşa çıkardı.

Dönemin tanıkları anlattı

Dönemin tanığı ve mağduru Kürt siyasetçiler Almanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi (NAV-DEM) Eşbaşkanı Yüksel Koç, Kürt siyasetçiler Mehmet Demir ve Ayten Kaplan, PKK yasağını ve sonrasında yaşananları anlattı.

Yasakta silah ticareti rol oynadı

1993 yılında Bremen Mezopotamya Kültür Derneği Yöneticisi olan NAV-DEM Eşbaşkanı Yüksel Koç, Almanya'da PKK'nin üzerindeki yasa kararının dönemin Türkiye Başbakanı Tansu Çiler'in Almanya ziyaretinin ardından gerçekleştiğine dikkat çekerek, bunu da Almanya ve Türkiye arasındaki silah satışlarına bağlıyor.

26 Kasım gecesi ne oldu?

26 Kasım 1993 gecesi Almanya'daki tüm Kürt kurumlarına yönelik baskının olduğunu belirten Koç, "O dönemde başta Kürdistanlı Yurtsever İşçi ve Kültür Dernekleri Federasyonu'na (FEYKA-Kürdistan) bağlı tüm dernekler olmak üzere bütün Kürt kurumları gece yarısı basılarak, eşyalarına el konuldu. Bir daha açılmamak üzere dernekler mühürlendi. Ancak ertesi gün Kürtler, bütün kentlerde derneklere vurulan mühürleri sökerek, içeri girdi. Büyük bir direniş gösterdiler. Eğer bu direniş olmasaydı bu dernekler bir daha açılmazdı. Bunun üzerinde Kürt siyasetçilerle devlet yetkilileri arasında görüşmeler başladı. Yapılan görüşmeler sonucunda eşyalar geri verildi, dernekler farklı bir isimle yeniden açıldı. Amaç derneklerinin bir daha açılmamasıydı ancak direniş sonucunda böyle bir geri adım atıldı" diye konuştu.

Yasağa karşı YEK-KOM kuruldu

Derneklerinin yeniden açılmasıyla birlikte federasyon kurma çalışmalarına başladıklarını belirten Yüksel Koç, o süreci şöyle anlattı: "Polisin yoğun güvenliği altında 1994 yılının Mart ayında Duisburg kentinde kongre yaparak, YEK-KOM, ismini aldık. Bu isim Fransa'daki federasyonun ismiydi. Aynı zamanda Fransa da Kürt kurumlarını yasaklamıştı. Biz YEK-KOM ismini Fransa’daki arkadaşlar da FEYKA ismini aldılar. Bu kongrede ben federasyonun kurucu başkanı seçildim. O zaman bütün Kürt kurumları baskı altındaydı. Mektuplarımız bile polis tarafından okunuyordu. Bütün faaliyet ve etkinliklerimiz yasaklanıyordu. Amaç Kürtlerin siyasi faaliyetlerinin hedeflenmesiydi. Üzerimizde ciddi saldırı vardı."

95'te adeta sıkıyönetim ilan edildi

"1995 yılında PKK'nin kuruluş yıldönümü dolayısıyla adeta bir sıkıyönetim ilan edildi" diyen Yüksel Koç, "İkinci Dünya Savaşı'nda sonra Almanya'da belki ilk defa böyle bir alarm verilmiştir. Biz bunlara karşı bütün derneklerimizi bir hafta kapatıp, siyah bezler asıp, açlık grevleriyle protesto ettik. Bu yasağın baskısı yıllardır sürüyor. Kürtler ise buna karşı direniş içerisinde olup, yasağı dinlemedi ve günümüze kadar gelindi. Bugün ise bu yasağın geçersiz olduğu dile getiriliyor" tespitini paylaştı.

Yasağın arkasında kim vardı?

PKK'nin yasağının arkasında derin güçler ve bazı Kürt kesimlerinin olduğunu söyleyen Koç, "Bu yasağın arkasında bazı Kürt siyasetçi ve şahsiyetler de var. Nasıl günümüzde Türkiye'de Kürt sorunun çözmek istemeyen bazı güçler varsa o dönemde de bu kesimler vardı. Bunlar günümüzde de bu yasağın kalkmasını istemiyorlar. En son 40 kurumun imzasıyla yasağın kaldırılması için başbakanlık ve içişler bakanlığına imza verdik. Ama KOM-KAR ve Kurdischen Gemeinde Deutschland e. V. (KGD) gibi kurumlar buna imza atmadı. Bu tavırları anlaşılmış değildir. Çünkü PKK'nin üzerindeki yasağın kaldırılması bütün Kürtlerin yararınadır" diye konuştu.

34 dernek iki katına çıkarıldı

Yasağının Kürtlere işlemediğinin de altını çizen Yüksel Koç, “O zamanki dernek sayımız 34 civarındaydı. Şimdi ise ikiye katlanmıştır. Örgütlülüğümüz daha da genişlemiştir. Ciddi kurumlaşmamız gelişmiştir” dedi.

Yasak ile barış havası dağıtıldı

PKK yasağının mağduru ve tanıklarından biri olan Kürt siyasetçi Mehmet Demir ise yasağı beyhude ve Kürtlere karşı düşmanca bir karar olarak tanımladı. Kararın zamanlamasına dikkat çeken Demir, "1993 yılında PKK bütün dünyada yankıları olmuş bir ateşkes ilan etti. Bu Kürt sorunun çözümü için olumlu bir adımdı. Uluslararası kamuoyunda Kürtlere karşı büyük bir sempati duyulmaya başlandı. Egemen güçler bu havayı dağıtmak için özel bir çaba içine girerek, böyle bir karara gittiler. Almanya'nın da içerisinde olduğu batılı güçler, bu planı devreye sokarak, PKK'yi yasakladılar. Aslında bu sürecin başlangıcı Olof Palme cinayetidir. Bu cinayet Kürtlerin üzerine atılarak, Kürtler baskı altına alındı. Ardında da 26 Kasım 1993 yılında PKK yasaklandı. Kürt kurumlarına ve Kürt yurtseverleri baskı altına alındı. Keyfi vahşi bir şekilde Kürtlere saldırılar gerçekleşti” dedi.

Kürtlerin örgütlülüğü hedeflendi

Kararın 23 Kasım'da alındığını 26 Kasım gecesinde de bütün derneklere baskın yapıldığını aktaran Demir, şunları söyledi: “Bir gecede bütün dernekler basıldı. Çöp kutularına varana kadar her şey götürüldü. Böylesi bir şok kararı yaratarak, Kürtlerin örgütlüğü dağıtılmak istendi. Amaç toplum içerisinde şok yaratmaktı. Tarihi imkansız bir dönemdi. Kürtlere uygulanan bu yasak ile birlikte Almanya toplumu içerisinde Kürtleri kriminalize etmek amaçlanıyordu. Bundan dolayı insanlar işlerini kaybetti, fişlendi. Polis ve istihbarat örgütleri, Kürtleri Almanya'da öcü olarak tanıtıldı. Halkımız üzerinde psikolojik bir baskı oluştu. Hayat adeta zehir edildi. Derneklerimiz basıldı. Berlin'de Gülistan arkadaşımız yaşamını yitirdi."
Mehmet Demir, günümüzde de o saldırı ve baskıların devam ettiğini belirterek, hala Kürt siyasetçiler tutuklandığını söyledi.

Keyfi uygulamalar sürüyor

1993 yılında Essen Kürt Alman Dostluk Derneği Yönetim Kurulu Üyesi olan Ayten Kaplan da PKK yasağı öncesinde Almanya'da Kürtlere büyük bir ilginin olduğunu belirterek, sorunsuz çalışmalarını yürüttüklerini söyledi. O dönemde derneklerde kamuoyu bilgilendirme çalışmaları, kültürel ve sosyal faaliyetlerde bulunduklarını kaydeden Kaplan, şeffaf ve Alman kurumlarla birlikte ortak çalıştıklarını ifade etti. 26 Kasım'dan sonra Kürtler için her şeyin değiştiğini vurgulayan Kaplan, "Ancak yasak olduktan sonra adeta bir tecrit dönemi başladı. Alman kurumları ya görüşmek istemiyorlardı ya da önyargılarla geliyorlardı. Taleplerimizi dile getirme noktasında birçok engellerle karşı karışa kalıyorduk. Siyasi ve sivil toplum örgütleri ile muhatap değil polis ile istihbarat örgütleriyle muhatap olma noktasına getirildik" dedi.

Kürtler kriminalize edilmek istendi

PKK'nin üzerindeki yasakla birlikte Almanya'daki Kürtlerin kriminalize edildiğini dile getiren Ayten Kaplan şöyle devam etti: "Bütün Kürtler kriminalize edildi. Kurumlar ve şahsiyetler tutuklandı. Ardından da Kürdistan'da savaşın vahşi dönemi başladı. Köy yakmalar, cinayetler, öldürmeler başladı. Biz burada bunları dünya kamuoyuna anlatacak ciddi bir şey yapamadık. Çünkü Kürtler de burada yasaktı adeta Kürdistan'da olanlar 'meşrudur havası' yaratıldı.

Çok kötü yıllar yaşandı

Bu yasak ile Kürdistan'da gelen Kürtlere bir dizayn verilmeye çalışıldı. Yasak ve korkudan kaçıp gelen Kürtlere burada da aynı şeyler yaşatılmak istendi. Kürt derneklerine yönetici, üye olmak bir suçtu. Ajanlaştırmak istiyorlardı ya da ceza veriyorlardı. Yasak ile Almanya'da böyle bir ortam yaratıldı. Bundan dolayı binlerce kişi ceza almıştır. Binlerce Euro para cezası kesilmiştir. Yürüyüş ve etkinlik izinlerini bile alamıyorduk, hepsini Alman dostlar alıyordu. Kürtler bu durumdaydık. İnsanlar çocuklarına Kürtçe isim bile takamıyordu. O kadar kötü bir yıllar yaşandı."

Kürtlerin etkinlikleri yasaklandı

YEK-KOM adına ilk kez 2000 yılından sonra festival, Newroz ve yürüyüşler için izin alabildiklerini de belirten Kaplan, "İlk başvurduğumuz yürüyüş izni de mahkemece yasaklandı. Bu durum 2004 yılına kadar böyle devam etti. En son 2008 yılında Berlin yürüyüşü yasaklanmaya çalışıldı ama verilen mücadele ile bu yasak delindi. Ama dernekler üzerinde baskı ve saldırılar devam etti" dedi.
Mehmet Demir gibi Almanya'da halen Kürtlere yönelik yasak ve baskının devam ettiğini vurgulayan Ayten Kaplan, “Yasağa paralel çıkarılan yasalar da sürekli Kürtler üzerinde bir baskı aracı olarak kullanıldı. Zaman zaman keyfi uygulamalara gidildi" dedi.

Yasak PYD’ye de uzandı!

Kaplan buna örnek olarak da PKK yasağından 11 yıl sonra kurulmasına ve Almanya'da faaliyet yasağı olmamasına rağmen Rojava'nın siyasi temsilcisi Demokratik Birlik Partisi PYD'ye yapılan hukuksuzlukları gösterdi: "En son iki ay önce Oldenburg kentinde Kobanê ile yapılan dayanışma yürüyüşünde açılan PYD bayrağı '1993 yılında yasaklanmıştır' denilerek, toplatıldı. Herkeste biliyor ki PYD, 2004 yılında kurulmuştur ve Almanya'da serbesttir. Bu aslında bütün Kürtlere ve sembollerine yönelik keyfi bir uygulamanın olduğunu gösteriyor."



ALİ GÜLER/ANF/KÖLN





‘129 a ve b kaldırılsın'


Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK), PKK yasağına son verilmesini ve "Anti Terör' Yasaları ile 129 a ve b'nin“ kaldırılmasını istedi.
ATİK, Almanya'da PKK yasağının kaldırılmasını talep etti. "Demokrasi, özgürlük ve bağımsızlık için mücadele meşrudur" başlığı altında bir yazılı bir açıklama yapan ATİK, hiçbir yasağın, baskının, halkın demokrasi, özgürlük, bağımsızlık ve sosyal kurtuluş mücadelesini engelleyemeyeceğini belirtti. ATİK, PKK yasağını kabul edilemez bir hata olduğunu belirterek, Kürtlere destek verdi. Açıklamada şöyle denildi: "Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı meşrudur, Kürt halkının bugüne kadar demokratik hakları için verdikleri mücadele meşrudur, yasaklanamaz ve engellenemez. Ulusal, sosyal kurtuluş mücadelesi veren örgütlerin mücadelesi meşrudur ve yasaklanamaz. Emperyalizme, faşizme ve her türden gericiliğe karşı verilen mücadele meşrudur ve engellenemez. 'Anti terör' yasaları ve 129 a-b kaldırılmalıdır. Devrimci, ilerici örgütlerin yasaklanması kaldırılmalı, tutuklananlar serbest bırakılmalıdır."


 HABER MERKEZİ