Yeniden başlamak için değil, bu sorunu kapamak için yazıyorum. Tahir Elçi’nin mirası üzerinden sürdüreceğim dilimi: "PKK bir terör örgütü değildir." 

"Durup dururken nereden çıktı bu başlık; zaten böyle tanımlamıyor muyduk PKK’yi?" türünden sorularla hayretini dillendirecek belki yüzde 15 civarında bir azınlığa rağmen çok büyük bir çoğunluğun hala "PKK terör örgütüdür" anlamına bağlılığını sürdürdüğünü görünce, milliyetçi refleksle gerçeği çarptıranlardan ayrıştırarak cehalet nedeniyle karartılan bu kavramın yeniden özgürleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu cümledeki "cehalet" sözcüğünü hakaret içeren anlamlarını dıştalayarak ama sadece bir saptama olarak kullanıyorum. 

Öncelikle: ‘Terörist’ sözcüğü her zaman anlamı tarihsel süreç içerisinden doldurulan ve tarihsel süreçlere bağlı olarak değişen bir sözcük olmuştur. Örneğin Fransız Demokratik Devrimi’nin ünlü önderlerinden Robespierre ‘terör’ kavramını devrimin meşru hakkı olarak tanımlar ve "demokrasinin genel ilkesi" Türkiye’de egemen ulus ve devletinin kuruluş yılları olan 1919-21 yıllarında, kurucu hareket olan Anadolu Hareketi de doğrudan terör eylemlerine girmişler; sonradan kahraman olarak adlandırılan ‘eşkıya’ çeteler ile silahlı güçlerini oluşturmuşlardı. Osmanlı devleti onları terörist diye adlandırırken, kendileri ve Anadolu halkı Ulusal Kurtuluşçu vatanseverler diye tanımlıyorlardı.  

İkinci olarak: Her politik sözcük gibi ‘terör’ sözcüğü de ulusal, dinsel ya da sınıfsal grupların duruşlarına bağlı olarak birden fazla anlama sahiptir. Örneğin bugün PKK’yi "Kürt milliyetçiliğinin ya da bağımsızlığın silahlı hareketi" olarak tanımlayanlar, onun bütün pratiğini egemen ulus ve devleti gözlüğünden bakarak ‘terör’ olarak tanımlamaktadırlar. Ama PKK’yi terörist ilan eden bugünkü Osmanlı çağının teröristleri bugün toplumun egemen devleti ve toplumsal çoğunluğu tarafından ‘kurucu kahramanlar’ olarak tanımlanmaktadır. Eskiyi yıkarak kendini devletleştiren Cumhuriyet hareketi zamanla "iktidar" olarak, bu olgunun kendini koruma güdüsüyle hareket ederek, geçmişteki kendisi gibi davrananları bugün terörist olarak tanımlayabilmektedir. 

Demek ki tarihsel süreçlerle doğrudan ilişkili olan bu kavram, iktidarların zamanla oluşturdukları statükoları değişime uygun olarak güncelleyemedikleri için anlamını değiştirmekte hatta zıddına dönüştürmektedir. Apartheita karşı halkının özgürlük ve eşitlik kavgasını sürdüren siyah Afrikalı eski terörist Mandela; İsrail işgaline karşı ülkesinin varlık mücadelesini yürüten Filistinli eski terörist Yaser Arafat günümüzün kahramanlar listesinde yer alan isimleridir. 

İki söylence bu tanımın içeriğini Kürt cephesinden doldurur. 1990’ların başında, bir grup PKK’li gece yarısı bir köy evinin kapısını çalar. İçerdeki "kim o" diye sorunca dışarıdan "Heval biziz" derler. "Siz kimsiniz" sorusuna ise, sırasıyla "gerilla" ve "Apocu" diye yanıtlar verilir ama köylü kapıyı açmaz. Sonunda dışardakilerden biri öfkelenir ve öfkeyle bağırır: "teröristiz, terörist!" İçeriden büyük bir coşkuyla Kürt köylüden yanıt gelir ve kapı açılır: "Başta niye söylemediniz!" denerek kapı açılır. 

İkinci söylence: Kürt kentlerinden birinde, sokakta polisi taşlayan bir Kürt çocuğuna Batılı gazeteci sorar: "Polise neden taş atıyorsunuz!" Çocuğun yanıtı: "O faşist polistir. Bizim teröristimizin cenazesini vermiyor!"

Terörist kavramının sömürgeci devletin yüklediği anlamı reddederek içini "ulusal kurtuluşçuluk; yurtseverlik; devrimcilik; sosyalistlik" gibi anlamlarla dolduran Kürdistan halkının ve Türkiyeli müttefiklerinin değerlendirmesi içerisinde elbette PKK yurtsever, özgürlükçü, devrimci, sosyalist bir örgüttür. 

Elbette kavramlar da yaşam içerisinden anlam kazanırlar ve bu nedenle aynı kavramların formunu kullansalar da egemenlerle yoksul halkların kavramlarının içerikleri birbirinin zıddıdır. Bütün politik kavramlar açısından durum böyledir. Bu zıtlıklar toplumsal bileşenlerin konumlarına, sınıfsal çıkarlarına ve beklentilerine göre oluşmaktadır.

Sorun çözüm alanına bu zıtlıklarla taşınınca elbette kavramın kullanıcılarına da karşı karşıya getirmektedir. Bura da uluslararası hukukun tanımları ulusal-sınıfsal tanımlardan daha fazla, daha etkin, daha adil bir rol üstlenebilir. 

Evet Almanya’da ‘PKK Yasağı’ devam etmektedir. Ama biliyorum devletlerin kararları da yukarıda anlatmaya çalıştığım çıkara dayalı ya da statükoyu korumaya yönelik istemlerle doldurulur. Bu nedenle ‘PKK Yasağı’ beni kendisine uymaya zorlasa da, vicdani ya da ahlaki değerlerimle bu kararın uyuşmadığını; adil olmadığını; çözüme değil çözümsüzlüğe destek verdiğini; bu nedenle de yanlış bir karar olduğunu biliyorum. 

Bu kararın derhal kaldırılmasına yönelik hukuki düşüncelerimi de gelecek yazımda aktaracağım.