Kürtlere ve dostlarına yönelik ‘KCK operasyonları’ adı altında süren AKP saldırılarıne çeşitli kesimlerden tepkiler gelmeye devam ediyor. AKP hükümetinin Kürt sorununu PKK’nin iradesini yok sayarak ‘çözmeye’ çalıştığını dile getiren Boğaziçi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ali Kerem Saysel, „Yani, Demokratik Özerklik talebini yok sayarak, Kürt varlığını alt-kültürel bir evrene hapsederek bu sorunun üstesinden gelmek istiyorlar. Sözüm ona ‘dağda şahin ovada güvercin’ siyaseti bunun bir enstrümanı“ dedi.
AKP’nin ‘kötü Kürtleri’ imha ederken, ‘iyi Kürtlerle’ uzlaşmayı tercih edeceğine dikkat çeken Doç. Dr. Saysel, fakat bu siyaset tarzının ciddi engellere çarptığını söyledi. Saysel, sözünü ettiği engelleri ise şöyle özetliyor: „Bu engel, KCK’nin Türkiye’de etnik Kürt kimliğini benimseyen nüfusun büyük bir kesimine sirayet etmiş olmasıdır. Bu noktada ‘KCK’nin ve ‘KCK’lilerin etkin olduğu kurumların birer suç örgütü gibi gösterilmesi AKP açısından önem kazanıyor. Son aylarda bu siyaset öyle bir noktaya vardırıldı ki, ‘KCK’lilerin’ etkin olduğu kurumlarda çalışan herkes, KCK ile örgütsel bir bağlantısı olsun olmasın, birer suçlu olarak gösterilmeye başlandı. Verilmek istenen mesaj açık: ‘Öcalan’ın önerilerine açık olan, PKK’nin mücadelesini özü itibariyle meşru gören Kürt siyasetine bulaşmayın, Kürtlerin mücadelesinden uzak durun. Biz Kürt meselesini kendi bildiğimiz şekilde çözelim’ demek istiyorlar.“

‘Yeni amiral gemi Zaman’
‘KCK operasyonları’nda egemen medyanın da AKP’ye yardımcı olduğunu kydeden Doç. Dr. Ali Kerem Saysel, şunları söyledi: „Medyaya görev ayan beyan toplantı ve brifinglerle veriliyor. Tabii bizler ‘psikolojik savaş‘ mefhumuna yabancı insanlar değiliz. Doksanlarda Genelkurmay ve MGK çevreleri medyaya ayar verirdi. Yaşadığımız AKP on yılı bizlere, Türkiye’nin kadim demokrasi sorunlarının, bir tarafa ordu-bürokrasi geleneğini, diğer tarafa da siyasi partiler geleneğini yerleştiren basit modeller tarafından anlaşılamayacağını gösteriyor. AKP medyayı kendi döneminde büyüyüp palazlanan şirketler aracılığıyla kontrol ediyor. Sözgelimi eskiden Türk basınının ‘amiral gemisi’ Hürriyet gazetesiydi, medyanın işleyeceği konsept orada inşa edilir ve diğer medya organlarına servis edilirdi. Bugün amiral gemisi bence Zaman gazetesi. Bugün ‘psikolojik savaşta’ görev üstlenebilecek kadar organize ve güçlü bir propaganda kuvvetine işaret ediyor.“

‘Ben de yargılanırdım’

Barış ve özgürlük talebinde bulunan ve bunun için mücadele yürüten neredeyse herkesin tehdit altında olduğu Türkiye’deki durumu, Doç. Dr. Saysel şöyle yorumluyor: „Batıda ve doğuda iki farklı hukuk sisteminin yürürlükte olduğunu biliyorum. TMK ve TCK’nin çeşitli maddeleri iki coğrafyada farklı uygulanıyor. Örneğin ben Boğaziçi Üniversitesi’nde ‘toplumsal ekoloji’ adında bir ders veriyorum, bu derste dünyanın çeşitli yerlerindeki özyönetim deneyimleri, ekolojik bir toplumun teknolojik ve örgütsel olabilirliği vb. konuları tartışıyoruz. Bunun kimsenin umurunda olduğunu da düşünmüyorum. Fakat muhtemelen, örneğin Diyarbakır’da bir kurumda, veya BDP siyaset akademisinde tartışsak ‘terör örgütüyle aynı görüşte olduğumuz’ iddiasıyla ağır bir kovuşturmaya uğrayabiliriz. Yani, AKP’nin yürüttüğü bu operasyonlar bende, 12 Eylül atmosferinde yaşadığımız fikrini kuvvetlendirdi. Artık, Kürt illerinin özel 12 Eylül hukukunun batıda da geçerli kılındığı bir döneme giriyoruz.“

Margulies: PKK’siz barış mümkün değil
Şair-yazar Roni Margulies de, AKP Hükümeti’ne tutuklamalarla ilgili tepki gösteren isimlerden. AKP’nin, “Kürt sorunu yoktur, Kürt kökenli vatandaşların bireysel sorunları vardır” yaklaşımında direterek hata yaptığını söyleyen Margulies, şöyle diyor: „AKP, Kürt hareketini toplumsal, kitlesel, siyasî bir hareket olarak ezmeyi, Kürt sorununu bir yandan ‘apolitik’ bir düzeyde ufak tefek reformlarla, bir yandan da askerî yöntemlerle çözmeyi amaçlıyor. Bunu yaparken de, Kürt hareketinin tüm siyasi kurumlarını yok etmeye ve bu kurumlara destek veren herkesi sindirmeye çalışıyor. Tümüyle bahtsız, tümüyle afaki, başarı şansı hiç olmayan bir yaklaşım. Bunun böyle olduğunu er veya geç görecekler, ama bu arada bölgede gereksiz yere kan akacak, gereksiz yere şiddet yükselecek; Batı’da da gereksiz yere Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakolu gibi insanlar eziyet çekecek. Hiçbiri hiçbir sonuç vermeyecek ama korkarım bunları yaşamaya bir süre daha devam edeceğiz.“
AKP’nin yeni anayasa ve barış isteğinin olup olmamasından ziyade, bunların hangi koşullarla gerçekleşeceğinin önem taşıdığını belirten Margulies, „Barışın kendi dayattıkları koşullarda olmasını istiyorlar. PKK’siz bir barış, Kürt hareketinin yenilgisi üzerinde yükselen bir barış istiyorlar. PKK de zaten, Silvan olayından beri, bunun olamayacağını anlatıyor hükümete. Henüz anlayamadılar, ama eninde sonunda anlayacaklar. Başka çareleri yok“ diye özetliyor.

‘Anca gidersin Erdoğan!’
Yazar ve aydın çevreleri tutuklamanın, medyayı da gözdağı verme amacı olarak kullanmanın sonuç getirmeyeceğini kaydeden Roni Margulies, „Hamama giden terler“ deyimini kullanıyor ve ekliyor: „Bana bir şey olmasın’ diye düşünenlere de bir tavsiyem olacak; ya Kürt sorunuyla ilgili yazı yazmamak ya da hükümet sözcülerinin papağanlığını yapmak. Hükümetin ikide bir savurduğu tehditleri ciddiye alarak gazetecilik yapmanın bir anlamı yok. Başbakan’ın tehditlerini televizyonda her duyduğumda ‘Anca gidersin’ diye düşünüyorum.“


 ALİ BARIŞ KURT/İSTANBUL