
Aslında Kürt halkı ve tarihi açısından olduğu kadar, Avrupa’daki Kürtler açısından da PKK’nin ne anlam ifade ettiği üzerine şimdiye kadar çok şey söylendi. Yine PKK-Avrupa ilişkileri ve çelişkileri de çok değişik yönlerden ele alınıp derinliğine incelendi. Fakat otuzüç yılın sonunda dönüp bir geriye bakmak, nelerin yapıldığını ve nelerin yaşandığını şöyle bir göz önüne getirmek, nereden nereye gelindiğini bir gözden geçirmek elbette herkes açısından yine de çok önemli ve öğretici olur.
Elbette bu belirttiklerimi biz burada yapamayız. Buna ne gücümüz yeter, ne de bunun gereği vardır. Bu herkesin kendi bileceği ve yapacağı bir iştir. Fakat olumsuzundan şöyle bir soruyu burada sormam herhalde bize gerçeği göstermeye yeter: Dönüp otuzüç yıl öncesine ve bu otuzüç yılın her gün ve anında yaşananlara şöyle bir bakalım, eğer PKK ve onun yürüttüğü çok yönlü özgürlük mücadelesi olmasaydı bugün Kürtlük ve toplumsallık adına bizde ne kalırdı?
Hiçbir şeyin kalmayacağını ve eriyip yokoluşu yaşamış olacağımızı dürüst olan herkes kabul eder. Bu sadece Avrupa’daki Kürtler açısından değil, başta Kürdistan olmak üzere her alandaki Kürtler açısından geçerlidir. Demekki Kürtlük PKK ile yaşamış ve özgürleşmiştir. PKK, yaşayan özgür Kürdün adı, kimliği, ruhu, bilinci ve gerçeği olmuştur. PKK’siz özgür Kürtlük asla varolmaz.
Her birimiz kendimize, çevremize, çocuk ve yakınlarımıza şöyle bir bakalım. Bir de içinde yaşadığımız ortamı gözden geçirelim. Böyle sonderece maddi, eritici ve tüketici bir ortamda eğer PKK gibi güçlü bir özgürlük duruşu ve mücadelesi olmasaydı kendimizden, insanlığımızdan, toplumsallığımızdan ve kimliğimizden ortada ne kalırdı? Hiç bir şeyin kalmayacağı, her şeyi kaybedeceğimiz, eriyip yok olacağımız açıktır. Demekki Avrupa’da Kürtlüğün bir ruh, bilinç, irade, örgütlülük ve toplumsallık olarak yaşamasına ve bugüne ulaşmasına PKK yol açmıştır.
Burada “Avrupa’daki bütün Kürtler PKK’li değil, çoğunluk PKK’li olsa da PKK dışında da Kürtler var” deneceğini biliyorum. Evet doğrudur, PKK dışında da Kürtler vardır. Fakat birincisi, bunların bir addan öteye ne kadar Kürt olarak kaldıkları tartışmalıdır. İkincisi, ne kadar özgür oldukları, köleliği kırdıkları tartışma götürür. Üçüncüsü, ne kadar PKK’nin dışında oldukları da tartışma gerektirir. Evet PKK’nin içinde değiller, fakat etkisi dışında da değiller. Etki-tepki sarmalı doğrultusunda çoğunlukla PKK’ye tepki olarak mevcut Kürtlüklerini sürdürmeye çalışmışlardır.
Kısaca, PKK Avrupa’daki Kürtlüğü birey ve toplum olarak yaratan temel güçtür. Bu gerçek inkar edilemeyeceği gibi, hafife de alınamaz. Elbette bunun tersi de doğrudur. Avrupa’daki Kürtler, kadınlar ve gençler de PKK’yi var eden, besleyen ve yaşatan temel güçlerden biridir. Bunu hem Avrupa’daki değerli mücadeleleriyle yapmışlardır, hem de ülkedeki mücadeleye katılarak. Başta kahraman gerilla direnişi olmak üzere özgürlük mücadelemizin her alanına yönelik katkıları paha biçilmezdir. Önder Apo, bu katkıyı her zaman şükranla anmıştır. Serhildan kahramanı Berîvanlar’ın, ölümsüz komutan Erdal’ların, bir irade ve coşku seli olan Hüseyinler’in özgürlük mücadelemizdeki önder konumları hiçbir zaman yok olmayacaktır!
PKK-Avrupa ilişkilerine gelince, Avrupalılar PKK’yi hep “Kendinden başkasını kabul etmemek” ile suçlamışlar, yargılamaya ve cezalandırmaya çalışmışlardır. Kendinden başkasını kabul etmemek PKK’de geçmişte biraz vardı. Bunu biz kabul ediyoruz. Bu durum iki şeyden kaynaklanıyordu: Birincisi yirminci yüzyılın parti-devlet paradigmasının etkisi, ikincisi ise Kürt toplumu üzerinde uygulayan soykırımın etkisi. Hangi toplumun üzerinde Kürtler gibi soykırım uygulansa o toplum çok duyarlı ve temkinli olur. Soykırıma karşı direnmenin başka yolu yoktur. Yine de PKK, bu duyarlı ve temkinli duruşu her zaman kardeşlik ilkesiyle beslemeyi bilmiştir. Yaşadığı kapsamlı bir paradigma değişimi ile de yirminci yüzyıl zihniyetinin ve reel sosyalizmin etkisini aşmış ve demokratik çoğulcu bir çizgiyi geliştirmeyi başarmıştır.
Bu paragrafı açmaktaki amacım PKK savunması yapmak değildi. Tersine PKK’yi “Kendinden başkasını kabul etmemek” ile suçlayanların Kürtler karşısındaki tutum ve duruşlarına dikkat çekmekti. Türkçe’de bir deyim var, “Dinime küfreden bari Müslüman olsa” diye. PKK’yi başkasını kabul etmemekle suçlayanlar bari kendileri farklı olsa! Oysa PKK’ye bu hastalığı bulaştıran da kendileri. Dahası Kürtleri, yani kırk milyonluk bir halkı inkar eden, yok sayan, Kürdistan’ı parçalayan ve Kürtlerin yok edilmesini destekleyen de kendileri.
Şunu hiçbir zaman unutmamamız gerekir: Kürdistan’ı parçalayan, Kürt halkını yok sayan ve yok edilmesini sağlayan zihniyet, politika ve sistem bir Avrupa imalatıdır. Türk, İran, Irak ve Suriye devletleri Avrupa’nın yarattığı bu Kürt inkarı ve imhası sistemi ve politikalarını pratikte uygulayan güçler olmuşlardır. Avrupa devletleri de yaklaşık yüzyıldır bu soykırım uygulamalarını desteklemişlerdir. “Avrupa demokrasisi” denen şey işte böyle iki yüzlü ve çıkarcıdır.
Demekki Avrupa-PKK karşıtlığından önce Avrupa-Kürt karşıtlığını görmek ve doğru anlamak gerekiyor. Kürt halkının varlığını inkar eden ve yokolmasını destekleyen Avrupa oluyor. Yaklaşık yüzyıldır sürdürdüğü bu zihniyet ve politikaları hala da terketmemiş bulunuyor. Avrupa zihniyeti ve sistemi bugün de Kürt halk kimliğini ve demokratik haklarını kabul etmiyor. Kürdistan’daki soykırım uygulamaları hala Avrupa’nın bu zihniyetine ve sistemine dayanıyor. Yoksa Türk, İran, Irak ve Suriye devletlerinin ne gücü var? Kürt soykırımını ABD ve Avrupa desteklemese bu devletler bir gün bile sürdüremez.
İşte Avrupa-PKK karşıtlığının, çelişki ve çatışmalarının temelinde bunlar var. Kürt halkını inkar eden bir zihniyet ve politika, herhalde bu halkın özgürlük hareketi olan PKK’yi kabul etmez ve benimsemez. Zaten baştan beri de olan budur. Baştan beri iki güç arasında yaşanan derin bir ideolojik ve siyasi mücadeledir. Avrupa sistemi, maskesinin düşmemesi ve soykırımcı yüzünün görünmemesi için hep PKK’ye karşıt ve ona karşı mücadele içinde olmuştur. PKK’yi “başkasını kabul etmemek” ile suçlaması da bu temeldedir.
Bu çerçevede, başkalarıyla birlikte PKK karşıtı da olan 12 Eylül 1980 darbesine Avrupa destek vermiştir. 15 Ağustos 1984 Kürt direniş atılımına Avrupa karşı çıkmış ve 12 Eylül rejimini desteklemiştir. 1985’ten itibaren NATO ilişkileri çerçevesinde TC’nin Kürtlere karşı yürüttüğü savaşı Avrupa ekonomik, siyasi ve askeri yönden desteklemiştir. Türk ordusu Kürt halkına karşı ABD uçak ve kobraları, Alman panzer ve tüfekleri, İngiliz ve Fransız gazlarıyla savaşmıştır. Avrupa devletleri Türk hükümetlerinden aldığı ihaleler karşılığında hukuku ve demokrasiyi hiçe sayarak başta Düsseldorf davası olmak üzere onlarca “PKK davası” yaratmış, yüzlerce Kürt yurtseveri zindanlara doldurmuştur. Kemal Burkay gibi kendi hizmetindeki Kürtleri otuzbir yıl beslerken, özgür Kürt Önder Öcalan’ın barınmasına iki ay bile müsaade etmemiştir.
Avrupa devletlerinin Kürtler üzerindeki bu saldırıları bugün de sürmektedir. AKP faşizminin iki numaralı destekçisi Avrupa’dır. Onlarca Kürt yurtsever Almanya’da, Fransa’da hapis yatmaktadır. Kürtler üzerindeki baskı, Kürt halkının dili olan Roj TV’yi kapatma davasına kadar vardırılmıştır. Belliki Kürt sorunu çözülene ve Kürt halkı özgür olana kadar bu baskı ve saldırılar sürecektir. Çünkü bunlar zihniyet ve sistem boyutludur.
Tersinden bu süreç PKK’yi sürekli güçlendirmiş, özgürlük mücadelesi Avrupa’daki Kürtleri daha çok bilinçli, duyarlı ve örgütlü hale getirmiştir. Şimdiye kadar olduğu gibi, bugün de Avrupa’daki Kürtler “Önder Apo’ya özgürlük ve demokratik özerkliği inşa” hamlesine güçlü bir biçimde katılmaktadır. Avrupa’da Kürt halkını inkar eden zihniyetin kırılması ve Kürt halk kimliğinin yasal düzeyde tanınması için mücadeleyi yükseltmektedir. Ülke, halk ve özgürlük mücadelesiyle bütünleşmiş bir Kürt duruşu Avrupa’da hakimdir.
Bu duruşun otuz dördüncü PKK yılında da daha çok gelişip güçleneceği inancıyla, bir kez daha Avrupa’daki halkımızın 27 Kasım parti bayramını kutluyor, tüm kahraman şehitlerimizi saygıyla anıyor, herkese otuz dördüncü yıl mücadelesinde üstün başarılar diliyorum!..
SELAHATTİN ERDEM