Avrupa ülkelerinde plastik sanatlar dalında başarı gösteren çok sayıda Kürt sanatçı var. Bunlardan biri de Fransa’nın başkenti Paris’te yaşayan Ziya Aydın. Uzun yıllardır Paris’te resim ve vitray yapıyor. Çalışmalarında kimliğine dair kültürel dokuyu görmek mümkün. Aydın’ın atölyesi aynı zamanda kişisel galerisi. Çalışmalarını sürekli burada sergiliyor. Ayrıca kasım ayında çeşitli atölyelerle ortak bir sergi düzenleyecekler. Son zamanlarda ağırlıklı olarak iç ve dış mekanlar üzerine çalıştığını belirten Aydın, vitray ve resim çalışmalarını birlikte yürütüyor.


Vitray eserler

Sanata resimle başlayan Aydın, Fransa’ya yerleştikten sonra vitrayın sanattaki yeri üzerine daha çok yoğunlaşır. Vitray alanında başarılı eserler yaratan Aydın, sanatın bütünlüğüne inandığını belirterek, resim ile vitray arasındaki bağı şöyle tanımlıyor: “Öncelik diye bir soru kendime sormam. Benim için biri diğerini tamamlar. Her ikisi de benim hareket alanlarım. Vitraydan resme geçerken ona ait bir değeri resmin diline adapte etmek mümkün olduğu gibi tersi de mümkün olabiliyor. Resimde serbest davranma, heyecanını en uç noktada ifade etme imkanı var. Vitrayda ise teknik sınırlamalar çok. İkisi arasında hareket edince bazen biri diğerinin aşırılıklarını düzeltebiliyor. Georges Braque’in dediği gibi ‘kuralları çiğneyen heyecanları sevdiğim gibi heyecanları düzelten kuralları da seviyorum.’”
 
Kürt kültürü de yansıyor

Resimleri çoğunlukla doğa ve insan üzerine. Aydın, işlediği konuların zamana ve araştırmalarına göre değiştiğini dile getiriyor. Bazen genel bir konuyu seçerek programlı bir araştırma yapıyor bazen de içinden geldiği gibi çalışıyor. Aydın, “İnsan ve doğayı konu alan çalışmalara devam ediyorum. Çünkü peyzaj ve özellikle ağaç serilerinin benim için sembolik önemleri var. Ancak belli bir zamandır bunları da iç ve dış mekanların mimari yapılanmaları ile bağlantılı ele alıyorum” diyor. Geldiği toplumun kültürel dokusunu çalışmalarına yansıtan Aydın, “Tabii geldiğim toplumun kendi kültürel dokusu var. Bir de içinde yaşadığım toplum var. Biliyorsunuz Kürtler de sözlü edebiyat zengin. Masalları, şarkıları var. Bizim kuşak bunları dinleyerek büyüdü. Bu etkiler bazen açık olarak, bazen de kapalı şekilde çalışmalarımda görülebilinir” şeklinde ifade ediyor.

Kurumlara rol düşüyor

Ancak Avrupa’da yaşayan Kürt toplumu içinde plastik sanatlar, müzik, halk oyunları ya da sinema kadar ilgi görmüyor. Bunu Kürt toplumunun yaşadığı koşullara da bağlayan Aydın, şu açıklamalarda bulundu: “Plastik sanatlar ile diğer sanat dalları arasında (müzik ve gösteri sanatları gibi) kitle iletişimi açısından fark var. Avrupa’daki Kürt toplumu sıcak mücadelenin sürdüğü yıllarda göç etti. Sanatla ilişkisi bu mücadelenin öne çıkardığı alanlardı. Bunlar müzik ve folklorik alanlar. Gecelerde, toplantılarda, Newroz’larda toplum müzikle ve dansla coşuyordu. Kürt uyanışında müzik inkar edilemeyecek derecede büyük rol oynadı. Bu etkinliklerde plastik sanatlara hemen hemen hiç yer verilmiyordu çünkü gecenin organize edildiği bir salonda birkaç saatliğine bir resim ya da heykel sergisi açmak zor bir şey. Ancak yine de performans ya da animasyon şeklinde etkinlikler olabilirdi. Mücadelenin hızı içerisinde ve pratik zorluklardan bunlar gözardı edildi. Başka mekanlarda açılan sergiler ise daha çok fotoğraf ağırlıklı idi. Ancak Avrupa’daki Kürt kurumlarının bu alanlara biraz daha ilgi göstermelerini beklerim.”
 
Biraraya gelmeliyiz

Aydın, bu konuya ve Kürt sanatçıların biraraya gelmesine yönelik sorulara da şöyle yanıt verdi: “Bugün sanat evrenseldir. Sanatın öncü ve taşıyıcı rolüne inanırım. Dolayısıyla sanatçının kendi toplumuna olduğu kadar içinde yaşadığı topluma karşı da sorumluluğu var. Her sanatçının yaşadığı topluma entegre olması doğal bir şey. Bulunduğu yerde ilgi alanı ve sorunları her birinin diğerinden farklı olabilir. Ama bu kendi kimliğine sahip çıkmasına engel değildir. Zaman zaman bir araya gelinip ortak etkinlikler yapılabilir. Burada yine Kürt kurumlarına da rol düşüyor.”
 

N. DENİZ BİLGİN