
Türkiye sözün tam manasıyla bir bunalım sürecinden geçiyor. Bunalım sadece siyasal değil, kompledir ve Türkiye tam da böylesi bir süreçte seçimlere hazırlanıyor.
AKP uzun yıllardır seçim üzerine seçim kazanarak, devletin tüm organlarında hakimiyet kurdu. Hakimiyetini sağlamlaştırdıkça toplumun üzerine bir kabus gibi çöktü. Kabusu sürekli kılmak için Haziran'da gerçekleştirilecek olan seçime tüm güçleriyle yüklenerek son altın vuruşla, hegemonyalarını tahkim ederek ilan etmek istiyorlar.
AKP’nin toplumu günlük olarak nasıl bir cendere altına aldığını herkes görüyor. İster hileyle, yalanla, isterse parayla satın alarak veya iktidar olanaklarıyla herkesi sindirerek bunu yapsa da her halükarda AKP toplumun tümüne nüfuz etmek istemektedir. Toplumun tümüne hükmedemeden bu kadar hükümranlık yapan bir partinin, gelecek seçimlerde daha fazla oy toplarsa neler yapacağını tahmin etmek zor olmamalı.
O zaman Türkiye ve Kürdistan’da ne yapmalıyız? Tahakkümünü giderek geliştirmek isteyen AKP nasıl durdurulacak? Yüreği zift bağlamış olan AKP’ye karşı mücadelemiz nasıl yürütülecek? Solcular, sosyalistler, gerçek yurtseverler, demokratlar, çevreci, feminist, sivil toplumcu, sendikacılar derken AKP’nin hegemonya oluşturma çabalarını kaygı ile izleyen ve bundan rahatsız olan tüm çevreler ne yapabilir ve ne yapmalıyız?
Bu sorulara komşumuz olan Yunanistan SYRIZA ile cevabını verdi. Bu yanıt sadece Yunanistan’a değil tüm Avrupa’ya da verilen bir yanıttır. Ciddi ekonomik buhranla karşı karşıya olan Yunanistan’da toplumun büyük bir kesiminin ciddi rahatsızlıklar yaşadığı ve yüksek orandaki işsizlik nedeniyle insanların umutsuzluk içinde olduğu bir gerçek. Bu nedenlerle birçok insanın Yunanistan’ı terk ettiği biliniyor. Yunan halkı, yaşanan bu sorunlara çözüm bulacağını, bu durumunu aştırmak istediğini somut olarak ifadeye kavuşturan SYRIZA’ya oy verdi. Ama unutmayalım ki, SYRIZA sistemden, hükümetten ve devletten ne kadar rahatsız çevre varsa onlara ulaşarak, Yunanistan’ın batmış olan halini güçlü bir şekilde gözler önüne serdi. SYRIZA, Yunanca Synaspismos Rizospastikis Aristeras (Radikal Sol Koalisyonu) anlamına geliyor.
SYRIZA çok somut taleplerle ortaya çıktı. Örneğin; IMF ve AB ile yapılan memorandumların yok sayılması. Yine işçi haklarını kötüye götüren yasaların geri alınması. Yürütme sisteminde, bakanların alışılmış sorumluluğu konusunda ve seçim kanununda ivedi değişiklikler yapılması. Kamudan milyonlarca Euro almış olan bankalara kamu kontrolünün getirilmesi, borcun nereden kaynaklandığını denetleyecek uluslararası bir komisyon kurulması ve Yunanistan’ın borcunun bir süreliğine ertelenmesi yönündeki talepleri.
İktidara geldiğinde yapacağı çalışmaları çok somut ve yalın bir dille halka aktaran SYRIZA, Yunan halkını etkiledi, güvenini kazandı. Ancak Yunanistan’da birçok çevreyi; renkleri, düşünceleri hatta ideolojik duruşları farklı da olsa birçok kesimi bir araya getirmesi başarısında rol oynayan en büyük etkenler arasında.
İspanya’da PODEMOS da benzer bir stratejiyi uyguluyor. Üniversite hocası Pablo İglesias’ın liderliğinde İspanya’da “öfkeliler” olarak ismini duyuran, ülkedeki ekonomik ve siyasi düzene karşı kendiliğinden ortaya çıkan halk hareketi sonucunda kurulan PODEMOS yani ''Yapabiliriz'' adlı siyasi parti başarı sağladı ve gelecek seçimlerde iktidara geleceğini dile getiriyor.
PODEMOS, ilişkilenebildiği çevrelerinin görüşlerini aldı ve temel konularda şu hususları dile getiriyor: Eğitime ilişkin; eğitimi savunun, onların işi değil bizim hakkımız. Yolsuzluğa karşı acil önlemler olarak; barınma hakkını kazanın ve finans işlerindeki cezadan muaf olma durumuna son verin. Sağlık hakkı için; herkesten herkese sağlık hizmeti. Borçların denetlenmesi ve yeniden yapılandırılması vb. Bunun gibi birçok radikal karara giderek, seçimleri kazanma hedefiyle ilerliyor, bunları gerçekleştireceklerini dile getiriyor.
İspanya çok ciddi bir ekonomik buhran yaşadığı için PODEMOS gibi bir hareketin toplum nezdinde bu kadar kabul gördüğünü belirtenler olabilir. İspanya’daki durumunun etkide bulunduğu göz ardı edilmese de esas olan, rahatsızlık duyan birçok çevreyi bir araya getirerek, geniş bir ağ biçiminde –esnek de olsa- bir örgütlülüğün içine almalarıdır.
Özetle; PODEMOS ve SYRIZA partileri halklarının yoğun bir şekilde kapitalist modernist sermaye güçlerince mağdur edilmelerine karşı, rahatsız olan tüm çevreleri bir araya getirmeyi başardı. Uygulanan politikalara yönelik tutumlarını ortaya koydu ve bunun sonucunda halklarının teveccühünü kazanmasını bildi. Kendi halkları için bir umut olarak ortaya çıkarken, Avrupa başta olmak üzere birçok halk için de umut oldular.
Türkiye’de -gizlenmeye çalışılsa da- ekonomik bir buhran yaşanmakta. Rüşvet her alanda yayılıyor, artan işçi ölümleri artık sayılmıyor, işsizlik oranı her geçen gün büyüyor. Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet yüzde bin dört yüz gibi bir rakam ve vahşetle tırmanıyor. İnsan hakları ihlalleri artık sınır tanımıyor, polis devleti tam gaz kendisini hakim kılıyor. Bu ve benzer sonuçlarla halkların kanı üzerinde yeni bir hegemonya şekilleniyor.
Çöküş belirtileri derinleşmiş halleriyle bir arada görülüyor ve dünyanın çok az ülkesinde bu düzeyde karşımıza çıkabilir. Fakat bu çöküş belirtilerini devrim belirtileri olarak da görmek gerekiyor.
Durum böyle iken, PODEMOS ve SYRIZA’nın yaptığı gibi Türkiye ve Kürdistan’da AKP faşizmine karşı rahatsız olanları bir araya getirmek çok mu zor?
Ya da şöyle söyleyelim; ideolojik farklılıklara, isimlere, renklere takılmadan faşizme karşı ortak bir cephede buluşmak çok mu zor?
Sen, ben demeden, biz diyerek faşizme karşı duruş gerçekten de çok mu zor?
Kısaca belirtirsek; artık AKP faşizmine karşı tek vücut ve tek yumruk olarak durma zamanı. Artık devlet partilerinin kuyruğuna takılmadan, kendimize güvenerek, tüm renkleri ve halkları bir araya getirerek seçimleri kazanma zamanı.