Polis güvenliğinden şiddetsiz topluma

Hatice ERGÜN Haberleri —

14 Haziran 2022 Salı - 08:00

  • Hapishaneler insan hakları ihlalinin devlet eliyle yürütüldüğü görünür örneklerdir: Kapatmanın, bireysel-kurumsal yıldırmanın, fiziksel şiddetin farklı biçimlerinin, psikolojik şiddetin sistematik olarak gerçekleştiği mekânlardır. 

Ursula K. Leguin, Omelas’ı Bırakıp Gidenler başlıklı hikayesinde bir mutluluğun bir çocuğun sefaletine bağlandığı bir topluluğu anlatır. Topluluktaki diğer herkes çocuğun sefaletinin farkındadır; ama ellerinden bir şey gelmeyeceği bilgisini içselleştirirler. Bu bilgiyle ve gerçekle yaşayamayanlar topluluğu terk ederler. Klasik bir liberal rıza anlatısıdır, bu. Toplum ve yönetimlerin kurulumunda ve devamında bireysel tercihler belirleyicidir; beğenmeyen, istemeyen, rahat etmeyen ayrılabilir. Klasik liberal toplum sözleşmesi en kaba haliyle bu kabule dayanır – tabii ki, modern toplumların gelişim sürecinde nüanslar eklenir. Modern toplumlarda mutluluk endeksleri olsa da toplumun genelinin mutluluğu herkesin derdi olmaktan çıkar. Aksine mevcut düzenlerin devamı ön plândadır – herkesin bir şekilde alıştığı düzenlerin. Bu toplumlar tanım itibariyle muhafazakârdırlar; kendi kendini çözen toplumlar modern insanların tarihinde deneyimlenmedikçe böyledir.

Özel ya da devletçe işletilen hapishaneler, Omelas’ın mahzenleridir: Düzenlerin devamı için vazgeçilmez olurlar. İstihdam yaratır, düzene uyamayanları işaretler ve kenara çekerler, sıcak parayı döndürürler, hukukun geçerliliğini yenilerler, ödül-ceza ikilisinin sözleşme ve rızadan ayrılmaması için işlevseldirler; şiddetin devlet tekelinde kalması için nafile kurulurlar. Bu nedenle hapishaneler insan hakları ihlalinin devlet eliyle yürütüldüğü görünür örneklerdir: Kapatmanın, bireysel-kurumsal yıldırmanın, fiziksel şiddetin farklı biçimlerinin, psikolojik şiddetin sistematik olarak gerçekleştiği mekânlardır. 

Meşruiyetleri kendilerinden menkuldür: Parçası oldukları düzenin devamı için işlerler.[1] Dolayısıyla, iddia edilenin aksine, aynı sınırlar içerisinde birlikte yaşayan herkesin güvenliğini değil ceza/caydırma vasıtasıyla yönetime ve çoğunluğun şartlarına rızayı/itaati sağlamak için kullanılan araçlardır. Rıza/itaat için rıza göstermeyen itaat etmeyenler varsayılır; kapatılır; öldürülür. Düzenle devam etmeye meyledenler bu resme içkin şiddete bakmamayı, baksalar da görmemeyi, görseler de gerekli bulmayı öğrenirler.

Bu nedenle, Incite’ın (Şiddete Karşı Beyaz Olmayan Kadınlar) 2001 yılında yayınladığı manifesto hapishanelerin kadınlara yönelik şiddetin son bulmasındaki etkisizliği bir yana hapishane – endüstri kompleksinin toplumsal cinsiyet temelli şiddeti artırarak yeniden ürettiğine dikkat çekiyor. Diğer yandan, hapishane/ceza sisteminden vazgeçerek, şiddeti ortadan kaldırmaya yönelik, ceza adalet sistemine dayanmayan, topluluk temelli ve kolektif olarak örgütlenen politikalar öneriyor.[2] 

Hapishane/ceza sisteminde en şiddetli ve suçun azaltılması açısından en az işlevsel uygulama idam cezası – modern devletin kibrinin apaçık olduğu nadir anlardan. Cezayı kesenler, savunanlar, uygulayanların kibri… İdam, insan-merkezci düşünmenin ve yapıp etmenin kendi kendini reddidir. İnsanların doğayla nafile tahakküm ilişkisinde, insan-dışı-hayvanlara uyguladığı işkencenin uzantısıdır. Bu nedenle insan hakkı ihlalidir -  yaşam hakkının ihlali; göze göz dişe dişin modern hukuk sisteminde vücut bulmuş halidir. 

Uluslararası Af Örgütü’nün Mayıs 2022 tarihli raporuna göre dünya genelinde 2021’de uygulanan idam cezalarında 2020’ye göre %20 artış var. Rapora göre, idam cezası 108 ülkede tamamen, 144 ülkede hukuken ya da fiilen kalkmış durumda, 55 ülkede hâlâ uygulanıyor.[3] İdam cezasının uygulandığı ülkelerde suç oranları düşmüyor. Esasen hapishane-endüstri kompleksinin yaygınlaştığı hiçbir ülkede şiddet vakalarında düşüş kaydedilmiyor. 

Incite’ın, hapishane karşıtı feminist politikaya dayanan manifestosu tam da burada çözüm sunuyor: ‘Şiddete son vermekle kalmayan, radikal özgürlük, karşılıklı hesap verme ve tutkulu karşılıklılık üzerine temellenen bir toplum yaratan hareketler kurmaya çalışacağız. Bu toplumda korunaklılık ve güvenlik şiddet (ya da tehdidine) dayandırılmayacak; kolektif olarak bütün halkların yaşamasını ve bakımını sağlamaya bağlılık üzerinden gerçekleşecek.’    

 

[1] Gülden Özcan, Orchestrating the Public: A Contribution to the Critique of Modern Police, Yayınlanmamış Doktora Tezi, 2017.

[2] https://incite-national.org 

[3] https://www.amnesty.org/en/latest/news/2022/05/death-penalty-2021-facts-and-figures/ 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.