Hatırlarsanız bundan bir yıl kadar önce Papa Franciskus yaşananları “bir tür üçüncü dünya savaşı!” olarak tarif etmişti.

Bütün diğer savaşlar gibi bu savaşın da kazanan ve kaybeden tarafları var; savaş sahada neredeyse sona ermek üzere, kazanan taraf, kaybedenlere kendi koşullarını dikte edecek. 

Savaş başladıktan bir süre sonra taraflardan biri için; ekonomik, siyasal ve sosyal olarak artık sürdürülemez hale gelir. Bakmayın siz havuz medyasının ve Türkiye’yi yönetenlerin esip gürlemesine; ellerinin değdiği her yerde yenildiler; içerde zalimliği artırarak yaşadıkları yenilgiyi bir tür sahte zafere dönüştürmek istiyorlar.

Türkiye, Arap Baharıyla başlayan; Suriye'de neredeyse dünyanın bütün büyük güçlerinin ve bölge ülkelerinin tamamının taraf olduğu; Papa Franciskus'un üçüncü dünya savaşı olarak tarif ettiği mücadelenin kaybeden taraflarından bir tanesi olmuştur.

Türkiye'nin kaybı aslında bu kadar büyük olmayabilirdi! 

Ama iç politikasını da Suriye ve İslam dünyasının geri kalanı üzeriden inşaa eden AKP ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bitiş düdüğünü çoktan çalmasına rağmen; yenilen pehlivan misali oyun sahasını terk etmemeye çalıştı.

Kim ne derse desin; İsrail'le varılan mutabakat ve Rusya'dan dilenen özürden sonra; ne artık AKP eski AKP'dir, ne de Cumhurbaşkanı Erdoğan eski Recep Tayyip Erdoğan'dır.

Kazanan taraf kılıcının kanını; yenilenlerin mintanıyla silmeye daha şimdiden başladı bile! 

İsrail'le imzaladığınız anlaşmanın daha mürekkebi kurumadan, İsrail polisi “Mescid-i Aksaya” saldırarak 35 Filistinliyi yaraladı.“ Gazze'ye yönelik ambargonun bırakın kalkmasını daha da şiddetlenerek artacağını şimdiden söylemek için kahin olmaya gerek yok.

Çünkü AKP'yi yöneten insanlar prensip sahibi insanlar değiller. Eğer öyle olsalardı; bir yandan Gazze için sahte göz yaşları dökerken, diğer taraftan; Lice'yi, Sur'u, Nusaybin'i kuşatıp; tankla, topla uçakla saldırmazlardı.

Onlar aslında; Sur'a, Lice'ye, Nusaybin'e, Yüksekova'ya saldırdıklarında; hem bu savaşı kaybettiklerini, hem de Gazze'den çoktan vaz geçtiklerini dünya aleme ilan etmiş oluyorlardı. 

Dünyanın en mazlum halklalarından biri olan Kürt halkının kadim şehirlerine saldırıp; yüzlerce masum insanı bodrumlarda katleden; yaşadıkları şehirleri ağır silahlarla yok etmeye çalışan bir rejimin artık Gazze'den söz etmeye ne hakkı vardır, ne de kamuoyunda bir inandırıcılığı olur.

Gazze'de yaşananı dünyaya vahşet olarak duyuranlara; bütün dünya “sen önce; Lice'nin, Cizre'nin ve daha nice Kürt şehrinin hesabını ver!” demeyecek mi?

Esad'ı “Kendi halkını öldüren, kendi şehirlerine ağır silahlarla saldıran bir diktatör” olarak suçlayanlar; nasıl bundan sonra “Esad ile olmaz, Esad kendi halkını öldüren bir diktatördür” diyecekler.

Bu duruş sizi kendiliğinden; Esad'ın ve İsrail'in dostu; bütün mazlum halkların düşmanı haline getirecek. Kürt halkına karşı sürdürdüğü kirli savaş AKP'nin maskesini düşürdü!

Putin ilişkilerde nisbi yumuşama sinyalleri geldiği günlerde, “Türkiye'nin bir bölümünde tank ve ağır silahların kullanıldığı bir iç savaşın sürdüğünü; Türkiye bütçesinin önemli bir kısmının turizmden geldiğini, geçen yıl 5 milyona yakın Rus vatandaşın Türkiye'ye gittiğini ve Türkiye'nin bu geliri kaybetmemek için teröre karşı güvence verdiğini” söyledi.

Bu kadar ağır ithamlardan sonra; bir özürle bunca söz söylenmemiş mi olacak? Birleşmiş Milletlere kadar taşınmış; Türkiye rejimi ile IŞİD arasındaki ilişki bundan sonra görmemezlikten mi gelinecek?

Görünen o ki; kamuoyu önünde düşen uçak üzerinden yürütülen tartışma buz dağının görünen kısmı olmaktadır. Asıl pazarlıklar halklarımızın çıkarlarına karşı kapalı kapılar ardında yapılmaktadır.

Bu tür kirli pazarlıkları direnerek tersine çevirebiliriz!