Birçok zaman birlikte kullanılmasına ve sıkça, politik strateji satrança benzetilmesine rağmen politika ile satranç birbirine benzemez. Çünkü hayat diyalektiktir ancak bu diyalektik nedensellik ‘bir çuval buğdayın yere boşaltılması’ gibi olduğundan mutlaka her bir neden oyuna dahil olduğunda satranç gibi her bir noktası tarafınızdan belirlenebilir olmuyor. Bu yüzden Edgar Alan Poe Briç’i satrançtan daha fazla hayata benzetir. Çünkü elinizdeki gelen kağıtlara göre oynarsınız. Eğer biraz daha bize uyarlarsak tavlaya benzer diyebiliriz ve zar sürekli kötü geliyorsa kısa vadede kazanamazsınız. Bu yüzden politik hamleler, politik tahlillerin doğru ya da yanlışlığından öte elinde ki kağıdın gücüne ve gelen zarın kaç olduğuna göre yapılır. Hele bir de işin içine hayatın esas oyuncularından biri ‘tesadüf’ girince her şey iyice çetrefilleşir. Bu yüzden Troçki grip olup, bir merkez komite toplantısına katılamayınca, o olmadığı için başka bir karar çıktığında, ‘Ben devrimi örgütleyebilirim ama tesadüfleri asla’ diyordu. Basit bir soğuk algınlığı belki dünya tarihini değiştirmez ama mutlaka etkiler.

Böyle başlamamın nedeni darbe sonrası haftaların en çok konuşulan konusunun darbede kimin nerede oynadığıdır. Neticesi belli br bir futbol müsabakası, seyircisiz oynandığından, herkes golleri kimin attığını merak etmektedir.  Aslında biz daha çok seyircisi olduğumuzdan bizim için sadece bir dedektif romanı gizeminden başka bir şey değildir bu. Fakat artık bu çuval içinden yere dağılmış darbe, irice nedensellikler karşısında daha çok bu nedenlerin, aktörlerin kimler olduğuna değil bizim ne yapacağımıza bakmamız gerekir. Yani yine futbol terimiyle söylersek önümüzde ki maçlara bakmalıyız.

İktidar temel nedeni biz ama görünen nedeni biz olmasak da çatladı ve bu kendi travmasından daha güçlü çıkmaya çalışıyor. Bu darbenin kendi içlerinde bir oyun olduğunu ileri sürenler için de söylemeliyim ki sonuç değişmez. Çünkü yine her durumda bir travmatik iktidar söz konusudur. Her iki durumda da oligarşinin ittifakları arasında, şiddetli çatışmanın ortaya çıkardığı bir alan söz konusudur. 

Şimdi mesele bu yere barışı inşa edip edemeyeceğimizdir. Şimdi sorularım şunlar; Yaşadığımız kısa müzakere! sürecinde sıkça tekrar ettiğim gibi biz ne yapmalıyız? Sadece müzakereye davet etmek yeterli mi? Mesela bugün neden bir ‘Hakikatleri Araştırma Komisyonu’ kurmuyoruz? Mutlaka bunun için resmi bir çağrı mı gerekli? Eğer yapılan birçok şeyi, birileri yaptıysa bunun ortaya çıkması için her kesimden güvenilir insanların davet edildiği, 25-30 kişilik bir ‘Hakikatleri Araştırma Komisyonu’ oluştursak, bütün hayatını kaybedenlerin, Roboskî’nin, Lice’nin, Diyarbakır bombalanmasının ve Suruç’un, Ankara’nın ve diğerlerinin ve mutlaka ki ölen askerlerin, polislerin mesela Ceylanpınar’da öldürülen 2 polise ilişkin her şeyi, belgeleri, tanıklıkları gönderirsek, burada binlerce gerçeklik açığa çıktığında kim bu komisyon resmi değildi diyebilir? 

Bugün barışı örgütlemezsek yakın zamanda bizi de kimin öldürdüğü üzerine dedektif romanları tahlilleri yapmaya devam edilecek. Polisiye roman okumak gayet hoş ama içinde yaşamak pek hoş olmuyor, farkındaysanız…