Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması sonrası Ortadoğu’daki süreç hızlandı. Rusya ve İran yönetimi Trump’ın bu “açılım”ını adeta stratejik bir fırsata dönüştürme hevesindeler.
Nitekim Putin, ani ve tam olarak açıklanmayan bir programla hafta başında önce soluğu Suriye’de aldı. Esad yönetimine güvence verirken muhtemelen “Noel arası” anlamına gelebilecek bir adım atarak Suriye’den kısmi geri çekilme kararı verdi. Putin aynı günün içinde El Kaide ve DAİŞ’le başı dertte olan Mısır Devlet Başkanı Sisi tarafından adeta koşarak karşılandı. Putin’in Kahire yönetimiyle bir süredir geliştirdiği askeri ve ticariyi ilişkiyi, Ortadoğu’nun sallantılı zeminini de kullanarak daha ileri boyutlara taşımak istediği görülüyor. Nitekim basına yansıyanlara göre Putin, Sisi ile Libya ve Ortadoğu’daki durumu masaya yatırdı. Ayrıca Mısır’da inşasına başlanacak olan Dabaa nükleer santral anlaşması ve nükleer yakıt tedariki için de imza attı. Ek olarak Rusya Mısır’a ticari uçuşlara yeniden başlama kararı aldı. İki yıl önce bir Rus uçağına düzenlenen bombalı saldırı nedeniyle, Rusya Mısır’a uçuşları durdurmuştu.
Akşam saatleri Ankara’ya ulaşan Putin’in, Erdoğan’la yaptığı görüşme sonrası açıklamalara bakılacak olursa İdlib ile ilgili beklentilerine karşılık aramanın yanı sıra Erdoğan’a Kudüs meselesinde kerhen destek veriyor görünümü çiziyor. Ayrıca Putin’in açıklamaları içinde dikkat çeken bir nokta ise Rusya’nın Çarşamba günü İstanbul’da yapılacak olan İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısına gözlemci ülke olarak katılım sağlayacak oluşuydu. Putin’in Erdoğan rejimini yakın markaja alıp, Müslüman ülkelerle köprü olmasını sağlayıp, ilaveten NATO’dan kopartmakta ki ısrarlı tutumunu artıracağı bu işin en aşikar yanı. Kudüs krizi ise adeta bu anlamda Putin’e sunulmuş lütuf. Kremlin çevresinin etkili ismi olduğundan söz edilen A. Dugin’in: „Biz, Türkiye-Rusya-İran üçgeninin birlikte kurulmasını öneriyoruz. Bu daha kurulmamış, yeni bir örgüt olacak. Buna Avrasya Üçgeni de diyebiliriz.” sözleri Putin’in zorlamalarının stratejik hedefine işaret etmesi açısından önemli. İran ise Trump’ın Kudüs hamlesiyle birlikte Filistin davasının adeta sahibi pozisyonuna oturdu. Herhalde buna güveniyor olsa gerek ki Suudi Arabistan’a Yemen’deki bombalamaları durdurma ve İsrail’le dialogu kesme karşılığı “dostluk” bile önerdi. Tabii asıl hamle Kerkük petrolü için Irak yönetimi ile yapılan anlaşma oldu. Şimdilik ABD’nin Kerkük’te asker artırma atağı boşa çıkarıldı. İran’ı ticari açıdan rahatlatacak stratejik bir gelişme ise İran, Rusya, Azerbaycan ve Hindistan’ı Uluslararası Kuzey Güney Ulaştırma Koridoru adı altında bir birine bağlayan konteyner taşıma ağının önümüzdeki ay faaliyete başlaması olacak.
Doğal olarak bütün bu zemini harekete geçiren hatta kendi dışişleri bakanlığı tarafından dahi sahiplenilmeyen Kudüs hamlesini Trump ve ortaklarının neden gündeme getirdiği tartışılıyor. ABD içi sıkıntıları bir yana Trump, Ortadoğu’da özellikle Suudileri kullanarak süreci kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Fakat son dönem yapılan Yemen, Lübnan, Irak ve Suriye’deki bütün girişimler aksine karşı tarafın güçlenmesini sağladı. Trump ve ekibinin gerçekten stratejik bir akla sahip olup olmadığı şüpheli. Çünkü sürekli aynı yanlışların etrafında sürdürülmeye çalışılan savaşı genişletme oyununda ısrar ABD’ye bölgede daha fazla kaybettiriyor. Tabii sizin stratejik akıl dediğiniz şey silah satmaktan ibaretse bu oyunun tuttuğu da söylenebilir. Öte yandan Filistin yönetimi ve örgütlerinin çoğunun yıllara yayılan özgüce dayanmayan, yozlaşmış iradesinin ABD’nin barış planı adı altında sunacağı şantaja boyun eğmesi de beklenebilir. Fakat böyle bir yönelim Filistin davasında başka güçlerin de etkin olmasına kapı aralar. Aynı zamanda çürümüş Arap monarşilerinin kendi halkları tarafından sorgulanmasının zeminine de dönüşebilir.
Yangın çıkarmada üstüne olmayan ama haftalardır süren California’daki yangını söndüremeyen ABD’nin asıl sahiplerinin Ortadoğu’da bu büyük inisiyatif kaybına daha ne kadar seyirci kalacakları ise bir muamma. Çünkü buradaki yenilginin postmodern savaşın geleceği açısından tayin edici önemde zincirleme sonuçları olacaktır. Bu yüzden olan bitene “final koşusu” demek için çok erken.