
Genelde demokrasi güçlerinin pozitif eylemlilik konusunda bir kısırlığı yaşadığı açıktır. En tutarlı insanlarda bile pozitif bakış açısı bir hayli zayıftır. Bunlar demokrasi kavgasında kuruculuk gibi tarihsel ve toplumsal bir misyon taşıdıklarını nerdeyse unuturlar. Oysa sömürgeci yapıya karşı geliştirilen kapsamlı bir eylemde de amaç özünde salt bu yapının yıkılması değil, toplumsal inşa çalışmasının önünün açılması ve özgür yaşamın inşa edilmesidir. Ancak bu bakış açısıyla eylemde bulunulduğunda yaşamın her türlü değerin üstünde tutulduğu iddia edilebilir. Demokratik her eylem özgür yaşamı savunma eylemidir. Özgür yaşam örgütlü toplumsal yaşamdır. Dolayısıyla toplumun örgütlenmesine hizmet etmeyen bir eylemin ciddi bir değeri yoktur. Hakikat toplumsaldır ve toplumsal görevler bir bütünlük oluşturur. Devrimci insan toplumsal görevlerin tümünden sorumludur ve bu görevleri yerine getirmekle yükümlüdür. Görevlerini parçalayamaz, bazılarını geri plana itip bazılarını öne çıkaramaz.
Pozitif eylemlilik pozitif bakış açısına sahip olmayı gerektirir. Hep olumsuzlayan ve her yerde yetersizlik gören negatif bakış açısı öncelikle umutsuzluğa götürür ve kişiyi inançsızlığa sürükler. Bu bakış açısına sahip biri yapmaktan çok yapmamaya odaklanır, yapmamanın gerekçelerini oluşturmaya çalışır. Örgüt yaratmaz, örgütlü eylemden uzak durur. Yaratıcılık diye bir şeyi pek düşünmez, yaratmaktan çok yıkmaya odaklanır. Çoğu zaman çözümsüzdür. Devrimciliğin çözüm gücü demek olduğunu unutur, devrimcinin bulunduğu yerde sorun olmayacağını düşünmez. Çok daha kötüsü, yaşam sevincinden yoksundur ve bu yüzden çevresine sürekli umutsuzluk ve karamsarlık yayar. Bu açıdan negatif bakış açısı yaşamdışı olmakla aynı anlama gelir. Bizde bu bakış açısının çok güçlü olduğunu kabul etmemiz gerekir. Negatif üslup aslında tasfiyecilerin üslubudur. Özgürlük Hareketi’nin tarihine baktığımızda tasfiyecilerin her dönemde negatif bir üslup kullandıklarını, bundaki amaçlarının harekete karşı güvensizlik yaratmak olduğunu, bu üsluptan etkilenen birçok insanın hareketten kopmaya kadar gittiğini görürüz. Dolayısıyla negatif üslup ve bakış açısından kopmak, bir an için bile olsa ertelenmemesi gereken en temel görev durumundadır.
Buna karşılık pozitif bakış açısına sahip bir kadro büyüleyici ve şiirsel yaşamın inşa eylemi, üretken çalışma ve değerlere yeni değerler katmanın kendisi olduğunun farkındadır. İşte bu yüzden çalışmak özgürlüktür, işte bu yüzden özgür yaşam büyüleyici ve şiirsel yaşamdır, işte bu yüzden devrimci pratik her koşul altında bir sevinç ve neşe pratiğidir. Pozitif üslup ve bakış açısında çözümsüzlük yoktur. Negatif üslup çoğunlukla soruna odaklanır, pozitif üslup ise çözüm üzerinde yoğunlaşır. Çözüm bizi ‘yapma’ya, yani soruna bulduğumuz çareyi uygulamaya yöneltir. Özgürlük budur. Bu anlamda inşa eylemi içindeki insan sonuna kadar umutlu ve inançlıdır. Umutsuz ve inançsız biri için en anlam yüklü çalışma bile bir angarya halini alır.
Bilgelik düzeyine erişmemiş devrimcilik eksik bir devrimciliktir. Bilgelik de Apocu gerçeklikte her şeyden önce Önderlik gerçeği içinde erimeyi ifade eder. Önderlik gerçeğine aşkla bağlanmak hakikatle yaşamaktır, bilgeliktir. Ancak Önderlik gerçeğine doğru bağlandığımızda “Hakikat aşktır” belirlemesi gerçek anlamını bulur. Önder APO kimseye kendi önderliğini dayatmadığını söyledi ve temsil ettiği önderliğin bilgelik ve inançla beslendiğini dile getirdi. Çağdaş mümin olarak devrimci böylesi derin bir aşk ve inançla yaşar. Bu aşktan yoksunluk inkar, aşkla aşksızlık arasında seyretmek ise münafıklıktır, oportünizmdir. Münafık inkarcıdan daha tehlikelidir. Kuran’da bile sadece münafıklara davete yer verilmez; “Oldukları gibi olmayanları çağırma” denilmiştir. Bu anlamda saflarımız bir ikiyüzlülük durumu olan oportünizmden arındırılmalıdır.
Bu çerçevede demokrasi mücadelesinin öncüleri olarak ‘fikir-zikir-fiil’ birlikteliğini kişiliğimiz ve pratiğimizde mutlaka yaşamsallaştırmalıyız. Fikir doğru düşünceye ulaşmak, zikir ikna yöntemiyle bu düşünceye kazandığımız insanları örgütlemek, fiil aynı insanlarla örgütlü eyleme geçerek özgür yaşamı inşa etmektir. Bütün bunlar birbirinden kopuk aşamalar değil, tek bir sürecin yerine getirilmesi kaçınılmaz gerekleridir. Kapitalist modernitenin bir kasap gibi doğradığı parçalanmış kişilik yapısıyla ‘fikir-zikir-fiil’ bütünlüğü yakalanamaz. Bu anlamda hakikatin bütünlüğü öncelikle devrimcide vücut bulmalı, her devrimci kişiliğindeki parçalanmışlığı mutlaka aşmalıdır. Parçalanmışlığı aşmadan modernist yaşamdan kopuş gerçekleşmez.
Parçalanmışlık hakikatin yitirilmesi ile aynı anlama gelir. Hakikatle bağları kopmuş yaşam yanlış yaşamdır ve böylesi bir yaşamın içinden sağlıklı bir pratik doğmaz. Batı’nınkine göre hakikate çok daha yakın duran Doğu düşüncesinde pozitif bakış ve üslubun gerekliliği özenle vurgulanır. Buna göre pozitif bakabilen göz güzel gözdür. “Güzel gözleri olan insan güzel bakmayı ve güzel düşünmeyi başarır, dokunduğu her şeyi değiştirir, yıkıntıların üzerinde en görkemli binaları yükseltir, somurtkan yüzleri güler hale getirir.” Toplumsallıktan kopmamış bir yaşam sürdüren her devrimci bu gerçekleri kendi kişiliğinde somutlaştırmıştır ve her zaman başarı ve zafer çizgisinde yürür. Çaresizlik, umutsuzluk ve inançsızlık bu yaşama yabancı kavramlardır.
Her zerresine çirkinliğin sindiği bir toplumsal ortamda güzellik kaygısı taşımadan devrimci pratik yapmak kesinlikle mümkün değildir. Güzellik kaygısı sanatla ilgilidir ve devrimci en büyük sanatçıdır. Güzellik kaygısının taşınıp taşınmadığını en çok da iş yaparken, başka bir deyişle pratik çalışmanın içinde görürüz. İnşadan söz edilen yerde yaratıcı eylem vardır ve yaratıcılık bir açıdan güzellikle özdeştir. Yaratıcılıkla güzellik arasında kopmaz bir bağ vardır. Politika da insanlığın varoluş tarzına sürekli yeni yaratımlarla katılma gücünü göstermeyi anlatır. Bu anlamda politika bir sanattır. Ancak devrimci topluluğumuzda bu gerçeklikle çelişen birçok olumsuzluğa tanık oluyoruz. Her şeyden önce ‘temiz iş yapma’ anlayışı oldukça zayıftır, yaratıcılık yok denecek kadar azdır, yeni yaratımlardan çok pratikte bir tekrarın yaşanması söz konusudur. Tekrar ise yaratıcılıktan yoksunluğun dışavurumudur. Bu nedenle güzellik bilimi olarak estetik üzerinde yoğunlaşmak, yaratıcı olmak, temiz iş yapmak ve yaptığı işten sonuç almak her demokrasi savaşçısının vazgeçilmez görevidir. Düsturumuz bellidir: Doğru düşün, güzel konuş, temiz iş yap!
Pozitif üslup kendine güvenen, negatif üslup imkanı ve aracı öne çıkaran insanın üslubudur. Mevlana ne güzel söylemiş: “Nuru camsız görmeyi adet edin de, cam kırılınca kör kalmayasın!”