"KCK" adı altında yürütülen tutuklama furyasının son hedefi hukukçular olurken, Türkiye tarihinin en büyük avukat tutuklaması yeni bir tartışmayı beraberinde getirdi. İstanbul Barosu'nun soruşturma, arama ve mahkeme sürecinde takındığı olumsuz tutum başlı başına skandal olarak yorumlanıyor. "Baronun görevi nedir, avukatların hakkını kim korumalı?" tartışmalarını 1980 darbesi döneminde 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu nedeniyle üniversiteden atılan İstanbul Barosu eski Başkanı Prof. Dr. Yücel Sayman'a sorduk.

'Aramalar hukuka aykırı yapıldı'

Asrın Hukuk bürosu başta olmak üzere tüm hukuk bürolarında yapılan aramalarda çok ciddi hukuksuzluklar yaşandığını söyleyen Sayman, "Uluslararası anlaşmalara aykırı olarak aramalar yapılmış. Sadece avukatlar için değil herkes için meslek sırrının ayaklar altına alındığı bir arama var. Ne olması gerekiyor? Birincisi önce mahkeme karar vermesi beklenir. Çok ciddi bir mahkeme kararı olması gerekiyor. Savcının da böyle bir talebi olması gerekiyor. Büro adresleri belirtilerek her türlü aramaya elverişli bir karar verilmiştir. Bu hukuka aykırı bir karardır. Bu kararı veren bir yargıç açısından bir soruşturma açılması gerekir. Görevi kötüye kullanma açısından soruşturulma başlatılması gerekir" dedi.

'Avukatların belgelerine el konulamaz'

"Başka davalarla ilgili belgeler olabilir diğer müvekkili olan belgelere el konulamaz hem bizim hukukumuzda hem de AİHM içtihatlarında böyledir" diyen Sayman, avukata ulaşan belgelerin asla açıklanamayacağına dikkat çekti. Sayman, "Polis bile göremez bu belgeleri. Bizim hukukumuza göre bu arama savcının nezaretinde olması gerekir. Ama bir de baro temsilcisinin bulunması gerekir. Polis bu dosyalara bakmaz. Dosyalara bakmak baro temsilcisinin işidir. Onun da meslek sırrına bağlı kalması gerekiyor. Burada büyük bir yargı zafiyeti var. Bir avukatın bütün dosyalarını aldığınızda sadece yargının kendisini değil bütün savunma hakkının ayaklar altına bütün bir tutum" dedi. Hukukun ayaklar altına alındığını ifade Sayman, burada yaşanan hukuk dışı uygulamalarla ilgili olarak AİHM'e başvurulması gerektiğini ve Türkiye'nin mahkum olacağını söyledi.

'Yargıç görevi kötüye kullanmış'

Aramalar sırasında savcının somut olarak hangi belgelerin alınacağını belirtmesi gerektiğini ifade eden Sayman, "Bununla ilgili olarak mahkeme kararı verilmesi lazım. Savcının belirtmesi lazım 'Şu şu bilgilerin olması kuvvetle muhtemeldir' diye. Somut olarak belirtmesi lazım 'şunu alacağız bunu alacağız' diye. Mesela 'talimatı aldılar' denilen belgeyi alamaz. Çünkü orada avukat tarafından işlenmiş bir suç yok. O müvekkille olan arasındaki ilişki. Avukatın suç işlemesi örgüt üyesi olması ya da o talimatı onun belgesini istemesi lazım" dedi. Bürolarda yapılan aramalarda mahkeme kararı verilmesi gerektiğinin altını çizen Sayman, " Bu aramalarda görünen o ki ciddi koşullarını destekleyecek olan bir karar yok. Hatta avukatların isimleri verilmiyor sadece büroları var. Ya da mesela söylendiğine göre avukat bürosunun ismi var bilmem ne avukatlık bürosu diye. İsimleri bile belirtilememiş yani belirtmiş altına imzalar verilmiş bu karar baroların hukuk sistemine aykırı. O kararı veren yargıcın sorumluluğu var. Ciddi sorumluluğu var. Yargıç görevi kötüye kullanmış" dedi.

'Polisin avukat bürosunda ne işi var?'

Aramalarda polislerin görev yaptığını hatırlatan Sayman, "Polisler arıyor. Neyi arıyor? Dosyalara bakıyor. Şimdi bütün dosyalara baktığı zaman başka müvekkillere ilişkin belge görüyor. Savcı da baksa görüyor. Orada yargı bitti. Burada bakmaktan öte bazı yerlerde bütün dosyaları alıyorlar ve bilgisayarları alıyorlar. Bilgisayarda ne var? Baro temsilcisi bilgisayardan oradaki dosyalara bakar. 'Varsa. Yok ben alayım götüreyim olur mu?' Orada bir sürü müvekkille ilgili bilgi ve belgeler var. Ne olacak o bilgi ve belgeler yani yargı bitmiştir meslek sırrı ilkesi ihlal edilmiştir. Bu başlı başınca bir suçtur" diye kaydetti.

AİHS ve AİHM'e aykırı
Uygulamanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS) aykırı olduğunu kaydeden Sayman, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) bu konuda verilmiş bir sürü kararı olduğunu hatırlattı.

'Tüm barolar ayağa kalkmalı'

Avukat bürolarının aranması sırasında yaşanan hukuk dışı uygulamalara karşı tüm baroların ve özellikle İstanbul Barosu'nun tepki göstermesi gerektiğini ifade eden Sayman, "Ayağa kalkması lazım. Kimi takip ederseniz edin ne suçla suçlarsanız suçlayın avukatın yazıhanesinin aranması ve bu şekilde bütün evraklarına el konulması baştan aşağı hukuksuzluk. Şimdi baro niye var? Savunma hakkı korumak üzere var. Bunun örgütü olarak var ve bir savunma örgütünün mensuplarını da yasak olan bir işlem yapılıyor. Karşı çıkması gereken baro başka kim olursa olsun yani hangi davanın olursa olsun isterse adam öldürme davası olsun tek kişilik dava olsun buna tepki göstermeli" diyerek İstanbul Barosu'nun üzerine düşen görevi yerine getirmediğine işaret etti.

'Başbakan neyin yargılamasını yapıyor?'

"Başbakanın yani siyasi iktidarın bildiği ve tasvip ettiği önünü açtığı bir operasyon yapılıyor. Bu vahim. Başbakan bunu söylüyorsa aslında girmemesi gereken bir noktaya girmiş olduğunun kanıtı" diyerek Başbakan'ın açıklamalarına da dikkat çeken Sayman, Başbakan 'Operasyon devam edecek' dediği zaman bildiği bir şey olduğunu gösterdiğini söyledi. Sayman, "Şimdi siyasi iktidarın, başbakanın, içişleri bakanının bildiği bir operasyon yapılıyorsa ve bu kadar insan içeri alınıyorsa bu vahim. Çünkü yargısal alıyorsunuz içeri yani başbakan o zaman neyin yargılama yapıyor?" diye sordu.
Sayman, anayasanın 2. maddesinde 'Türkiye bir hukuk devletidir' diye yazınca Türkiye'nin bir hukuk devleti olmadığını bu anayasası ile ancak despotik bir hukuk devleti olduğunu belirtti.


 EVRİM KEPENEK/MURAT SELENOÐLU - DİHA/İSTANBUL