
PYD Eşbaşkanı Salih Muslim Türkiye’ye ikinci ziyaretini gerçekleştirdi. Muslim Ağustos başında ikinci kez Türkiye’ye gelecekti. Ancak sürpriz şekilde 3 gün İran’daydı. İran’da Dışişleri yetkilileriyle görüşmeler gerçekleştirdi. Ardından 13 Ağustos’ta İstanbul’a ikinci kez geldi. İlk görüşme 2 gün sürerken, Muslim bu kez 4 gün kaldı. Hem Dışişleri heyeti hem Suriye Koalisyonu ile görüşmeler oldu. PYD Eşbaşkanı Muslim, bu görüşme trafiği, tarafların tutumu ve son gelişmeler üzerine sorularımızı yanıtladı.
Ankara’ya davet almıştınız, görüşmeler neden İstanbul’da oldu?
Doğru, önce Ankara’da görüşmek istemişlerdi. Sonra İstanbul’da oldu. Ev sahibine bağlı.
İkinci ziyaretinizde kimlerle görüştünüz, bir heyet mi birden fazla heyet mi, bu kez neler gündeme geldi?
Türkiye heyetiyle iki gün sürdü. İki gün de Suriye koalisyonu ile görüştüm. Dışişleri’nden aynı kişilerle, aşağı yukarı aynı konular; güvenlik meselesi, özerklik meselesi, Sınır üzerindeki insani yardımlar konuşuldu. Tekrar söylentiler vardı özerklik meselesinde ‘işte hükümet ilan ediyorsunuz’ falan diye. Biz de anlattık projemizin ne olduğunu. Yönetim yolunda bazı adımları, tartışmaları anlattık. Normal görüyorlar. Medyada denildiği gibi ‘böyle söylemişler, bunu dayatmışlar, uyarmışlar’ diye birşey yok. Biz iki taraf konuşup bazı şeyleri, ortak konuları tartışıyoruz. Ne bir dayatma var, ne rica etme var. Normalleştirmeye çalışıyoruz. Tartışıp, anlatıyorsunuz gerekçelerinizi. Birbirimizi iknaya çalışıyoruz. Özerklik meselesi böyledir, amacımız böyledir diye anlattık. Bizim bazı şeylerimiz oluyor. Mesela ‘Cephet El Nusra böyledir’ diye, ‘Kuşkularımız var. Bu kuşkuları gidermek için sizin elinizde ne var, veyahut ne söyleyebilirsiniz?’ diye. Bu şekilde konuşuyoruz. Sınır üzerindeki insani yardımları bazı rutin şeylere bağladıklarını söylediler. Biraz geciktiklerini söylediler. Şimdi ellerinden geleni yapacaklar. Biliyorsunuz Tirbespiyê Kapısı normal bir kapı değil. Yani gümrük, pasaport vs. tertibatı yok.
Nusaybin-Qamişlo, Serêkaniyê-Ceylanpınar, Kobanê-Murşitpınar kapılarının durumu?
Normal kapılar, daha önceden işleyen kapılar vardır. Gümrük olur, her şey olur. Mesela pasaport kontrolleri vardır, tedbirler alınmıştır. Nusaybin’de, Akçakale’de var. Karkamış‘ta, Kilis’te bir kapı var. Cilvegözü bir kapı. Serêkaniyê normal bir kapı değil. Sadece bayramlarda bayramlaşmak için açılan bir kapıydı. Yoksa orada insanların geçişi, arabaların geçişleri için bir tedbir yok. Kobanê’deki sadece bayramlarda ya da bazı özel şeyler için geçilebilecek kapılardır. Tirbespiyê kapısının açılması insani yardım içindir. Biz de bu kapılar insani yardımlar için açılsın istiyoruz. Onlar da yardımcı olacaklarını söylediler.
Diğer kapıları El Nusra gibi gruplar denetliyor. Kapılardaki muamele farkı gündeme geldi mi?
Söyledik. Bazı şeyleri konuştuk. Bu kapılar niye başkalarının elinde değil de Cephet El-Nusra’nın elinde diye? ‘Kapının öbür tarafını kim kontrol ederse bizi ilgilendirmez’ gibi şeyler söylediler.
Siz görüşmeler yaparken mutlaka Rojava ile PYD yetkilileriyle telefon bağlantıları yapıyorsunuz. Bu sırada El Nusra, Irak-Bladi Şam gibi grupların sınırdan geçişleri sürdü mü?
Gelmeden iki gün önce bazı şeyler vardı. Akçakale’nin batısında bir geçiş olmuştu. Susik Köyü diye bir yerde. Köylüler söylediler, ordaki YPG güçleri söylediler. Kobanê’nin batısında hem Karkamış üzerinden hem de Fırat nehri üzerinden geçiş yapan olmuş.
Görüşmeniz sırasında Rojava’da basın toplantısı yapıldı özerklik sürecinin 2. aşamasına, bundan sonra sürecin nasıl işleyeceğine ilişkin. Bu tartışma konusu yapıldı mı, ne anlama geldiği noktasında?
Ben burdayken PYD Eşbaşkanı Sayın Asya Abdullah bu projenin ne olduğunu anlatıyor. Birinci aşaması bitmiştir, şimdi ikinci aşamaya geçiyoruz diye. İkinci aşamada herkesin katılacağı bir meclis oluşacak. Her tarafın, her partinin atayacağı 5 kişi toplanacak. Bunlar toplanacak, kararlaştıracak. Bunlar anlatıldı. İkinci aşamada artık bunlar oturacak. Atanan kişiler, her taraftan 5’er kişi bir meclis gibi oturacak kararlaştıracak. Sivil yönetim olacak. Bundan sonraki seçilmiş meclise hazırlık yapacak.
Burdakilere yanlış anlatılmıştı.
Seçimler için 2013 mü öngörülüyor, yoksa 2014’e mi sarkarcak?
Biz hiçbir şey öngörmüyoruz. Muhakkak böyle olacak diye bir şey kararlaştırmadık. Biz tartışmaya açmıştık. Şöyle, bu atanmış meclis toplanırsa 100-150 kişi falan olur. Bunlar oturacak, kararlaştıracak; artık karar onların. Onların iki görevi var. Birincisi, bir sivil yönetimin oluşması. Bunu kararlaştıracaklar. İkincisi, kendi meclislerinde, kendi oldukları yerlerde bunun yasal bir şeye kavuşturulmasını sağlayacaklar. Bunun için tertibat alacaklar. İki ay, üç ay, altı ay ne kadar sürerse, atanmış meclis yerine seçimle gelmiş bir meclis koyacaklar. Halk buna ortak olsun diye bir meclis oluşturacaklar. Bu zaten geçicidir. Bir hükümet, ya da statü meselesi değil geçicidir. Bunlar ileride Suriye için bir çözüm olursa bunlar bir bütünün parçası olabilir. Abartılı anlatılıyor. İşte ‘hükümet oluşturacaklar, özerklik oluşturacaklar’ diye. Zaten istediğimiz proje şu şekildedir: Bizim istediğimiz proje Demokratik Özerklik’tir. Bunun da şimdi zamanı değil. Ne zaman Suriye’ye çözüm bulunursa, anayasa konursa, bütün Süriye için demokratik yönetim oluşturulursa bizim bu projemiz o zaman geçerli olacak. Bizim Arap ortaklarımız, Arap vatandaşları da kabul ettiğine göre, demek ki kabul edilecektir. O zaman Suriye çözümünün, bir bütünün parçası olacaktır.
El Parti Başkanı Abdulhekim Başar, Azadi Partisi Başkanı Mustafa Cuma, Yekiti’den Neşet Zaza, Suriye Kürtleri Birliği’nden İbrahim Bro da eş zamanlı olarak İstanbul’daydı...
O konuda birşey bilmiyorum. Kim davet etmişse, ne görüşülmüşse bilmiyorum. O konu bizi pek ilgilendirmez.
Siz İstanbul’da bu isimlerle görüştünüz mü? Dışişleri heyeti bu partilerle ilgili herhangi birşey gündeme getirdi mi?
Hayır görüşmedim. Yalnız ben sordum, ‘Bunlar gelmiş mi’ diye. ‘Evet’ dediler. Bizimle aynı yerde değillerdi, ama aynı zamanda gelmişlerdi. Görüşmüşler, artık ne konulardır bizi ilgilendirmez. Bunlar bizden önce de gelip gidiyordu.
Koalisyondan hangi isimlerle görüştünüz? Kahire’de bir toplantı vardı, Kürtlerin varlık haklarının kabul edilmesi yönündeki bildiri reddedilince siz terk etmiştiniz toplantıyı. Ondan sonra ilişkiler gelişmedi. Burda ne gündeme geldi?
Dört kişiyle görüştük ileri gelenlerden. Carba (SMDK Başkanı Ahmed Carba) kendisi burda değil. Ama Carba’yla her zaman telefonda görüşüyoruz. Kendisine ‘oraya gelirsem görüşürüz’ dedik, kabul etti. Ama Carba Arabistan’da, görüşemedim. Böyle yüz yüze de bir iki defa daha önce görüşmüştük. İlerde görüşebiliriz. Suriye bir bataklığa dönüşmüş. Çok karanlık şeyler oluyor. Bu Suriye Koalisyonu gerçekten çok acayip bir yapı. Homojen olmayan, kimin ne yaptığı bilinmeyen, derler ya kimin eli kimin cebinde bilmiyorsun. Şimdi bunlarla görüşsek de bunların en fazla bizi ilgilendiren oradaki çatışmalardır. Özgür Suriye Ordusu, aynı koalisyon gibi. Yüzlerce grup var, kimin muhatap alınacağı belli değil. Bize saldıranların, o grupların siyasi temsilcileri kim, onu arıyoruz bulamıyoruz bir türlü. Yani burda masada görüştüğümüz kişilerle, ‘bunlar sizinle mi, sizinle değiller mi, arkasındaki gruplar kimler’ gibi konuları tartışıyoruz. En fazla bu çatışmaların durdurulması için uğraşıyoruz. Ama bir siyasi muhatap bulamıyoruz. Orda bir yer üstünde bazı askeri komutanlar, hatta bazı anlaşmalar falan olsa bile muhakkak bunun bir siyasi yönü olması gerekir. Hani ‘Biz Cephet El-Nusra’yı temsil ediyoruz, veyahut Cephet El-Nusra’nın yanındaki grupları temsil ediyoruz’ diyen birisi yok. ‘Biz hepimiz muhalefetiz, rejime karşı mücadele ediyoruz ve rejimin bitmesi gerekiyor. Kürt varlığını zaten siz zaten kabul edeceksiniz’ dedik. ‘Bu çatışmaların durdurulması nasıl olacak’ dedik.
Kürt varlığını tanıma...
Kürt varlığını tanıyorlar, ama belli bir ses yok, belli bir temsilci yok. Hani kimle konuşacaksın belli değil. Temsiliyet düzeyi yok. Ahmed Carba ile görüşürsün, Carba herşeyi kabul ediyor. Kürtlerle ilgili ne olursa kabul ediyor.
Örneğin Antep’te 70 Hür Suriye Ordusu komutanın toplantısı vardı, yine Hür Suriye Ordusu Genel Kurmay Başkanı İdris’in Kürtlere karşı bazı açıklamaları vardı. Bunlar gündeme geldi mi? Til Aran’daki katliamı kınayabiliyorlar mı?
Tabi kınıyorlar, ‘biz bildiri çıkardık’ diyorlar. Bildiri çıkartınız ama belli bir kesimi suçlayarak değil, bu sadece genel bir kınamadır. Cephet el-Nusra adını vererek kınamıyorlar. Olanları genel terimlerle kınamak işe yaramıyor. Biz tavır istiyoruz kınamaktan ziyade. ‘Cephet El-Nusra bizden değil. Buna karşı koyacağız’ tavrı.
Batıdan gelen milyon dolarlık yardımlar onlara akıyor. Rojava’ya aktarılmazken El Nusra’ya da aktarıldığı kaydediliyor. Bu konuda herhangi bir mekanizma işletilecek mi?
Söylüyoruz ama ‘yok’ diyorlar. ‘Biz yardım etmiyoruz. Bize birşey verilmiyor’ diyorlar. Doğru dürüst konuşulacak bir yetkili olmadığı için birşey diyemiyorsun. ‘Biz Nusra’ya birşey vermiyoruz, bize gelen insani yardımlar kuruluşlar tarafından dağıtılıyor’ falan diyorlar.
Sizin ilk İstanbul görüşmenizden sonra Federal Kürdistan Başbakanı Neçirvan Barzani geldi. Davutoğlu, Suriye konusunda PDK yönetimiyle aynı perspektife ve aynı kaygılara sahip oldukları yönünde ifadeler kullandı. Ne anlama geliyor bu?
Kürt meselesi ve Kürtlere saldırı kaygılarını bizimle paylaşsalardı iyi olurdu. Ne konuştuklarını bilmiyorum. Ortak kaygılarını bilmiyorum. Kaygılarının Kürtler lehine olmasını temmeni ediyoruz.
Hewlêr yönetimi Sêmalka (Pêşxabur) Sınır Kapısı’nın açık olduğunu söylüyor…
Değil. Halkın tepkisi çok sert oldu. Beş bin kişi sınırı geçti, kimse karşı koyamadı. Demek ki kapı kapalıydı onun için halk yürüdü. Sınır açık olmuş olsaydı bu kadar tepki birikmezdi. Berlin Duvarı gibi bir duvar örmemişler ama herşey izne bağlı. İlaç geçecekse iki-üç gün bekletiyor. Hasta geliyor iki gün kapıda bekletiliyor. Artık buna kapı açık derseniz o manada olabilir.
İran görüşmesine gelmek istiyorum... Kaç gün kaldınız İran’da, öne çıkan konular ne oldu?
Davet Dişişleri Bakanlığı’ndan geldi. Üç gün kaldım. Ruhani’nin yemin töreni sırasında. Bazı üst yetkililerle görüştüm. Genel konular, bizim politikalarımız konuşuldu. İran, Suriye için önemli bir ülkedir. Başından beri onun yanında duran bir ülke. Kendisi Suriye ile ilgili olduğu için önemlidir. Görüş alışverişinde bulunduk. Kendimizi anlattık. Selefiler ve uzantılarından biraz çekiniyorlar. Biz de bunlarla savaşıyoruz. Görüşlerimizi bilmek istiyorlar. Aramızda diyalogun sürmesini istiyorlar. Biz de ‘evet diyalogun olmasından yanayız’ dedik. İleride oluşacak Suriye içinde Kürtler ne konumda olacak, hakları ne olacak onları anlattık. Onlar da itiraz etmediler, Kürtlerin haklarını kabul ediyorlar.
Özerklik projesini sunduğunuzda ne dediler?
İtiraz etmediler. ‘Boşluk bırakmamanız için sizin hakkınız’ dediler. Normal karşıladılar.
Ruhani yemin töreninde ‘azınlık haklarının verilmesini kemdime borç biliyorum’ dedi. Ruhani yönetiminin barış ya da özgürlük vizyonu taşıdığı izlenimi edindiniz mi?
Ruhani’nin bunu demesi muhakkak önemli. Demek ki bazı şeyler yapmak istiyorlar. Ama bu cumhurbaşkanlığı seçimi ya da Ruhani ile ilgili bir şey değil genel bir politika, stratejinin parçasıdır. Kişisel değil. Bazı şeyleri yapmayan zarar edecek. Genelde fikirlerinin değişeceğini sanıyoruz. Ortadoğu’da Kürtler gittikçe yükseliyor. Çarpıcı bir şekilde öne çıkıyor. Onun için herkes Kürt politikasını gözden geçiriyor.
Siz PYD olarak Kürt Ulusal Kongresi’ne nasıl hazırlandınz? Rojava’nın beklentisi ne?
Bizim de beklentimiz var. Öyle bir kurum olsun ki, Kürtler arasındaki çelişkileri minimuma indirsin ya da ortadan kaldırsın. Kürtler arasındaki ilişkileri bir düzene soksun. Kürtlerin politikalarında sözü olsun, ayrıca Kürtlerin diğer halklarla kardeşlik bağları konusunda bazı siyasi adımları atsın. Ve bu ilişkilere yön versin. Biz bunu bekliyoruz.
Herkes hassasiyetle hareket ederse, diğer parçalarla koordineli bir şekilde çalışırsa bütün bölgenin lehine olur. Halkların kardeşliği için Ortadoğu’nun demokratikleşmesi için Kürtler öncü bir rol oynayabilir. Bu zaten bizim görevimizdir, Kürtlerin görevidir. Bu görevin gereklerini biz yapmalıyız, bütün Kürtler yapmalı.
M. ALİ ÇELEBİ/İSTANBUL