İngiltere’nin Essex Üniversite’sinde Kürt Ulusal Hareketi üzerine doktora tezini tamamlayan Dr. Cengiz Güneş, tezini ‘Türkiye’de Kürt Ulusal Hareketi: Protestodan Direnişe’ adıyla kitaplaştırdı. Bir süre önce Routledge Yayınevi’nden çıkan “The Kurdish National Movement in Turkey - From ptotest to resistance” (Türkiye’de Kürt Ulusal Hareketi: Protestodan Direnişe) kitabı için gazetemize konuşan Dr. Güneş, kitabının Kürt Ulusal Hareketi üzerine yazılan diğer akademik çalışmalardan farklı olduğunu belirtti.
Kürt Ulusal Hareketi hakkında yapılmış çalışmaların Kürtlerin perspektifini anlatmakta yetersiz olduğunu ifade eden Dr. Güneş ile 1960 ve 1970’lerdeki Kürt örgüt ve partilerinin yanı sıra PKK’nin yükseliş nedenleri üzerine konuştuk.

Öncelikle doktora tezinize dayanan kitabınızda üzerinde durduğunuz konuyu biraz açar misiniz?

1960’lı yıllardan günümüze kadar uzanan Kürt Ulusal Hareketi’nin nasıl doğup zaman içerisinde ne şekilde değişime uğradığını ve geçirdiği değişim dönüşüm süreçlerini ele alıyorum. Kitabımda öncelikle 1960’larda Musa Anter, Edip Karahan, Faik Bucak, Sait Kırmızıtoprak, Sait Elçi ve Mehmet Emin Bozarslan gibi Kürt aydınlarının – İtalyan asıllı teorisyen Antonio Gramsci’nin deyimiyle ‘Organik Entelektüellerinin’ – faaliyetlerine baktım. Bu bahsettiğim entelektüeller daha sonra Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (TKDP) içerisinde koordineli bir şekilde çeşitli faaliyetler yürütmüşlerdir.
1960’larda yaşanan ilginç bir gelişme Kürt aktivistlerin Türkiye sosyalist hareketinde ayrılmaları ve bu sürecin ilk parçası olarak Devrimci Doğu Kültürleri Ocakları (DDKO) örgütünün kurulması. Bu süreci yansıtmak için DDKO’nun faaliyetlerini ve sahip oldukları ideolojik söylemlerini inceledim. Özellikle bu örgütlerin Kürt kimliğini nasıl tanımlayıp Kürt taleplerinin ne şekilde dillendirildiğini analiz ettim.

Peki bu çalışmanız boyunca nasıl belgelere ve kişilere ulaştınız? Bir nevi yakın tarih arşiv taraması gibi...

Birinci elden kaynaklara ulaşmaya çalıştım. Özellikle Dicle Fırat Dergisi’nin çalışmamda çok katkısı oldu. 1962-1963 yılı arasında 8 sayı olarak çıkan dergi, 1998 yılında İsveç’te yeniden yayınlandı. O dönemde Kürtlerin çıkardığı en uzun süreli dergi olduğu söylenebilir. Yayınlarındaki Kürtler üzerine söylemleri üzerine derin bir incelemede bulundum. Elbette 1960’larda Kürt entelektüelleri arasında en çok tartışılan konu Doğu’nun geri kalması meselesidir. Doğu meselesine ne şekilde yaklaştıklarını ve sebepleri hakkında ne düşündüklerini irdeliyorum. Örneğin, Doğu’nun Türkiye’nin diğer bölgelerinden geri kalmasını sebebinin o bölgede Kürtlerin yaşaması olduğunu düşünüyorlar.
Diğer bir deyişle Türkiye’nin bölgeye ekonomik anlamda yaklaşımlarının arkasında etnik bir ayrımcılık olduğunu savunuyorlar. Bölge, böylelikle Türk devletinin baskıcı bir zihniyetiyle geri kalmaya terk ediliyor. 1967’de Kürt aydınlarının katılımıyla çeşitli şehirlerde Doğu Mitingleri düzenleniyor; ben de bu kitabımda bu mitingleri inceledim. Bu konuda İsmail Beşikçi’nin ‘Doğu Mitingleri Analizi’ adlı kitabı ile Mehmet Emin Bozarslan’ın ‘Doğu’nun Sorunları’ adlı kitabı çok iyi bir analiz sunuyor. 1960’larda bir hayli aktif olan Kürt aydınlarının söylemlerini incelemek çok önemli, çünkü bu dönemde aydınlar Kürt meselesinde politikacıdan daha aktif bir rol oynuyorlar. 1970’lerle birlikte günümüze kadar Kürt Ulusal Hareketi daha örgütlü ve organize bir hal alıyor. 1970’lerden bugüne kadar ki olan süreci anlamanın yolu, 1960’ları iyi anlamaktan geçiyor.
1970 ve 1980’lerle birlikte partilerin politik faaliyetlerinin ön plana çıktığını görüyoruz. Şimdiki adıyla PSK olan TKSP, Rızgari, Kawa ve Devrimci Demokratlar gibi partilerin yayınlarını inceledim. O dönemde bu partiler, kitlelerine ulaşmak için ideolojilerini ve politikalarını anlayan yayınlar çıkarıyorlardı. Yayınları arasında başı çeken Özgürlük Yolu ve Rızgari dergileri inceledim.

Bu kaynaklara nasıl ve nereden ulaştınız?

Büyük bir çoğunluğunu Stockholm’de bulunan Kürt Kütüphanesi’nden edindim. Amsterdam’da bulunan Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsü’nde 1960’lardan günümüze kadar Türkiye’deki toplumsal hareketlerine ilişkin bulunan kaynaklardan yararlandım. Örneğin Rızgari dergisine ve PKK’nin yayınları olan Serxwebûn ve Berxwedan dergilerine bu enstitüden ulaştım. Kitabımda ayrıca politik partilerin proğramlarını ve manifestolarını inceleyerek söylem analizi yaptım. Söylem analizini seçmemin temel nedeni, 1960’lardan günümüze kadar ki döneme yayılan Kürt Ulusal Hareketini Kürtlerin gözünden anlatmak istedim. Kürtleri çalışmanın temel öznesi haline getirmeye çalıştım.

Çalışman için bizzatihi görüştüğün kişiler oldu mu?

Kürt Kültürü ve müziğine ilişkin Roj TV’de bulunan arkadaşlarla görüşme yaptım. Seyitxan, Rotinda Yetkiner ve Hozan Şemdin gibi müzisyenler de görüştüm. Bu kişilerle görüşmemin temel amacı, PKK mücadelesinin müzik aracılığıyla nasıl anlatıldığını anlamaya yönelikti. Müziklerini elbette dinledim ama o dönemlerde mücadelede aktif rol oynayan kişilerin perspektiklerini ve söylemlerini de göz önünde bulundurmak istedim.

Kürt Ulusal Hareketi üzerine yapılmış bazı akademik çalışmalar bulunuyor. Kitabınızı diğer kitaplardan ayıran etmenler nelerdir acaba?
Bu kitaplar ne yazık ki temel noktaları gözden kaçırıyor. İngilizce yazılmış akademik çalışmalarda, Kürt Ulusal Hareketi’nin ideolojik söylemlerinin ve yapılandırılmasının incelemelerine değinilmiyor. Özellikle batılı akademisyenler tarafından yapılmış çalışmalar kendi bakış açılarıyla Kürt meselesine çok yüzeysel bakılıyor. Örnek olarak Kanadalı akademisyen David Romano’nun Kürt Ulusal Hareketi üzerine bir kitabı bulunuyor. Birinci kaynağa fazla değindiğini göremiyoruz.

Yüzeysel ve ikinci kaynaklara dayanan perspektiflerinin Türkçe ya da Kürtçe bilmemeleri ya da Kürtleri içeriden tanımamalarından kaynaklanıyor olabilir mi?
Elbette. Kürtleri tanımıyorlar ya da anlatamıyorlar. Örneğin PKK üzerine bir çalışma yayınlayacaksın ama PKK’nin yayınlarının hiç birini incelemeyeceksin! Örneğin, Paul White isimli akademisyenin bir kitabı bulunuyor. Zaza ve Alevi Kürtlerin, Kürt olmadıklarını iddia ediyor. Sosyolojik, tarihi ve ekonomik hiç bir etmeni göz önüne almayarak sadece bir kişinin söylemi üzerine kendi argümanının temellendiriyor. Kürt hareketinin ideolojik gelişimine ve dönüşüme hiç bakılmıyor. Örneğin PKK milliyetçi mi yoksa sosyalist bir hareket midir? Önceki stratejisi çerçevesinde PKK’nin ulusal kurtuluş söylemine bakıldığı zaman temel amaç “Birleşik ve Sosyalist Kürdistan” kurmak. Hem sosyalist hem de ulusal talepleri dile getiren bir söylem yani. Benim yaklaşımım, vurgulamaya çalıştığım, Kürt hareketinin sosyalist ideolojiyi benimsemesinin Kürt kimliğini nasıl etkilediği ve bunu Kürt ulusal taleplerine nasıl yansıdığıdır. Sosyalist bir hareket olduğu için de sınıf bilinci ve talepleri de ön plana çıkıyor.

1960 ve 1970’lerde Kürt ve Türk Solu büyük bir ayrışma yaşıyor. Bu ayrışmanın nedenlerine ve sonuçlarına biraz değinebilir misin?
1960’larda Kürt aydınlarının büyük bir çoğunluğu Türkiye Sosyalist Hareketi içerisinde faaliyet gösteriyorlardı. 1960’ların sonunda ise Kürt aydınları, bu hareketin Kürtlerin taleplerini yeteri kadar dile getirmediğini savunmaya başlıyor. Bu fikir ayrılığı, bir ayrışmaya yol açıyor. Sosyalistler Kürtlerin temel taleplerini haklı bile bulsalar da kendi proğramları içerisine bu talepleri koymuyorlar. Onların temel amacı sosyalist bir Türkiye’nin kurulmasıydı. Onlara göre böylelikle sorunlar çözülecekti. Kürt aydınlarına göre ise temel sorun Kürt kimliğinin inkar edilmesiydi. 70’lerin başı ile birlikte Kürt hareketinde bir radikalleşme başladı. Türkiye Sol hareketi ile Kürt Solu bu noktada bir kopuş yaşıyorlar. Kürt aydınları ve politikacıları bu dönemlerde, Kürt meselesinin bir geri kalmışlık meselesi değil de bir ulusun baskı altında temel hak ve özgürlüklerinin gasp edilmesi olduğunu savunuyorlar. Bu da Türk sosyalist hareketinin kabul edeceği bir durum olmadığından bir bölünme yaşanıyor ve birçok parti ortaya çıkıyor. Bunların başında TKSP (Türkiye Kürdistan Sosyalist Partisi) ve 1960’ların sonunda oluşan TKDP’den (Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi) türeyen gruplar geliyor. Yani 1970’lerle birçok yeni parti veya politik grup ortaya çıkıyor, DDKD (Devrimci Doğu Kültür Derneği) ve Kawa gibi yeni gruplar ortaya çıkıyor. Cemil Gündoğan’ın Kawa Davası Savunması ve Kürtlerde Siyasi Savunma Geleneği kitabında bu süreç detaylı bir şekilde anlatılıyor.

Türk solunun daha bir milliyetçi olma durumu var aynı zamanda.

Aslında evet. Kürt aktivistlere göre bir ulusa karşı bir baskı mevcutsa, sosyalistlerin önce bu baskının sonlandırılması çalışmaları yürütmesi gerekiyor. Ondan sonra sosyalist bir yapı oluşturmak gerekiyor. Bu Türk solunun düşüncesinde çok farklı bir düşünce.

PKK’nin 1980’lerde bunca parti ve örgüt arasından sıyrılıp yükselişe geçmesinin sebepleri üzerine neler söyleyebilirsiniz?

PKK, köken olarak bütün bu partilerden çok farklı bir şekilde oluşuyor.

Diğer partiler birbirinin türevi mi?
Evet. TİP (Türkiye İşçi Partisi) ve TKDP’den (Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi) çıkıyor bir çoğu. PKK ise öncelikle bir öğrenci grubu olarak ortaya çıkıyor. Örneğin, PKK’nin önder kadroları 1970’lerde kurulan ADYÖD (Ankara Demokratik Yüksek Öğrenim Derneği) adlı bir gruptan çıkıyor. O dönemde Kürdistan’ın nasıl kurulacağı tartışmaları başlıyor. PKK birebir kişiler arasında bir örgütlenme taktiği kullanıyor. PKK’nin ilk yayınlarına bakıldığında partinin ideolojisi ve hedefleri çok net bir şekilde ortaya konuluyor. Özellikle Kuruluş Bildirisi’nde amaç ve hedefleri net bir şekilde açıklanıyor. Ancak TKSP’nin söylemi parçalı bir şekilde yansıtılıyor bu da ne istediğini, stratejisini net olarak açıklayamıyor gibi bir izlenim yaratıyor. PKK’nin ise hem söylemi hem de stratejileri o dönemde de çok netti. PKK’yi, önderlik konumuna getiren temel etmen ise o dönemde önder kadroların özellikle Öcalan’ın Lübnan’a çıkıp Filistin Hareketiyle ilişkilenmeleri ve gerilla eğitimi görmeleridir.
TKSP ise Avrupa’ya yöneldi ve halktan koptu. Avrupa’da yürüttükleri faaliyetler ülkedeki halk hareketini etkilemeye yetmedi. PKK de Avrupa sahasında faaliyetler yürüttü ve bu insan ve finansal kaynaklarını artırma fırsatı verdi. Kürt kültürünün gelişmesinde büyük rol oynayan kurumlar kurarak halk arasında örgütlendi.

PKK’yi bu bağlamda tek güç haline getiren temel etmenlerden biri diğer parti ve örgütlenmelerden farklı stratejileri izlemiş olması sanırım.
Evet doğru. Aynı zamanda Diyarbakır Cezaevi, PKK’nin söyleminde önemli bir yer tutuyor. Mazlum Doğan ve Kemal Pir gibi kişilerin cezaevinde direnişleri PKK’nin halkın gözünde farklı görülmesine yol açıyor. Kaçıp gitmediler ve direndiler yani. Şehit vermeyi göze aldılar. Halk arasında PKK denildiğinde ilk akla gelen direniştir; bu halen devam ediyor. Bu direniş ruhu ya da efsanesi, PKK’nin bütün yayınlarında ve söylemlerinden mutlaka vurgulanıyor. Diğerleri direnişten bahsederken, PKK direnişi bizzat yaşıyor. Bence PKK’yi diğer Kürt oluşumlarından ayıran en temel faktör bu. 1984’de gerilla hareketleri organize hale geliyor ve müzik aracılığıyla PKK’nin direniş efsanesi halk kitlelerine yansıtılıyor.
PKK, Newroz efsanesini yeniden dirilterek yeni bir direniş efsanesi yarattı aynı zamanda. Newroz efsanesini kendi direnişinde yaşatarak, Newroz’u kendi direnişinin sembolü haline gelirmeye başladı. Yine aynı şekilde Koma Berxwedan müziğiyle PKK mücadelesini halka ulaştırmayı başardı. PKK, Kürt kültürünü yeniden canlandırdı. Geleneksel müziği kullanarak kitlelere ulaşmayı başardı.

Türk devletinin gerek medya gerek çeşitli yasaklarla Kürt hareketini mecliste de marjinalleştirme çalışmaları devam ediyor. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?
Demokratik yollarla Kürtlerin haklarının savunulması ve çatışmalara son verilmesi amacı taşıyan, HEP ile başlayıp BDP ile devam eden Türkiye meclisindeki mücadele hareketine de değinmek gerekiyor.
Bu marjinalleştirme çalışmaları yüzünden BDP, sadece Kürtlerin hakkını savunan bir hareket gibi gösteriliyor. Halbuki partinin proğramına bakıldığında sosyalist bir partinin, demokrat bir partinin sahip olması gereken bir proğrama sahip. Sırf Kürtleri temsil etmek gibi bir amaçları yok. En başından beri Türkiye partisi olmaya amaçlıyor aslında. Karalama çalışmalarıyla Türkiye halkına BDP yanlış lanse ediliyor. Bütün halklar için yaptığı çalışmalar göz ardı ediliyor. Din, dil ve cinsiyet bakımından da eşitlik isteyen sosyalist bir parti. Bunlar elbette ki Türk medyasında yer almıyor.

Şimdilerde nasıl bir çalışma içerisindesiniz?
Dr. Welat Zeydanlıoğlu ile birlikte ortak çalışma olarak Türkiye’de Kürt sorununun temsiliyeti üzerine birçok akademisyenin makalelerinin bulunacağı bir kitap derlemesi içerisindeyiz. Yayınevleri ile görüşüyoruz. Bir yıla kadar yayınlanabileceğini düşünüyoruz.


ÖZLEM GALİP / LONDRA