İsviçre'de 90 yılları hatırlıyorum. Kürtlere bütün kapılar açılıyordu. Kiliseler, siyasi partiler, basın, sokaktaki İsviçreli, en temel hakları için mücadele eden, mağdur ama barbarlara karşı duruşuyla övgüyü hak eden bir halk olarak tanımlıyorlardı Kürtleri. Birçok kantonda Yeşiller ve Sosyalist Parti vb kuruluşlar binalarını Kürtlere dernek olarak veriyor, eylemlerini destekliyor, seslerinin duyulması için birlikte yürüyordu.

Avrupa'da PKK'nin ‘terör listesi’ne alınması, Avrupalı devletlerin yarattığı terör algısı ve elbette Kürt Özgürlük Hareketinin kontrol edemediği ve kimi karanlık çevrelerinde yönlendirdiği şiddet olayları ve sonuçları Avrupa kamuoyunda olduğu gibi İsviçre kamuoyunda da Kürtlere bakışı değiştirdi. PKK daha sonra bu olaylar ve sonuçlarını değerlendirerek, kamuoyuyla paylaştı. Avrupa devletlerinin kendi çıkarlarına göre şekillendirdikleri 'terör listesi’ PKK tarafından boşa çıkarıldı. Birçok Parlamento da PKK'nin listeden çıkarılması talep ediliyor. Hatırlanacağı gibi Avrupa Adalet Divanı da PKK'nin listeden çıkarılmasını istemişti.

Dikkat edilirse Türk devleti diplomatik ilişkilerinde Avrupa’ya karşı sürekli ‘terör listesi’ni kullanıyor. Avrupa ise terör listesinden PKK'yi çıkarmadığı için büyük bir paradoks yaşıyor. PKK kamuoyu vicdanında, siyasi çevrelerde bu listeden çoktan çıkmış durumda. Zira Kürtlerle özdeşleşmiş bir partinin yasaklanmasının anlamsızlığı her geçen gün hissediliyor.

Bu konuda çok şey yazılabilir. Bu köşede bunu irdelemek için yeteri kadar yer yok. Ama ele aldığımız konu ışığında bugüne dönebiliriz. Konuyu İsviçre özgülünde ele alsak da, bütün Avrupa’dan benzer şeylerden bahsedebiliriz. Kürtler, Rojava devrimi, Kobanê direnişi, DAİŞ'e karşı savaş, Çözüm Süreci, DBP’li Belediyeler ve HDP'ye yönelik son uygulamaların bütününde kamuoyunun büyük takdirini kazandı. 90 yılları da aşan bir durum var. Bütün kapılar açılıyor, hükümetten, parlamentoya, sivil örgütlerden, sokaktaki birçok kesim Kürtlerle birlikte hareket ediyor, dayanışma içinde, eylem birliktenliği içinde. 

Türk faşist çevreleri bu süreci bozmak için harekete geçmiş durumda. Brüksel, Paris yürüyüş çağrılarına İsviçre'de de hazırlıklar yapılıyor. Amaç belli, tabanlarını provoke ederek, Kürtlere saldırtacaklar ve kamuoyunda yine terör algısı yaratacaklar. İsviçre'de birçok yürüyüşte bu provokasyonları deniyorlar. Dün Sonntag Zeitung MİT bağlantılı "Osmanen Germania" ile "Bahoz" grubu arasında şiddet olaylarının gelişebileceğini yazdı. Böyle bir haberin kaynağı olsa olsa İsviçre istihbaratı olur. Türk faşistleri karşı yürüyüşlerle ortamı bulandırmak istiyorlar. Elbette savunma her zaman meşrudur, ama bir kaç provokatörün oyununa gelip, İsviçre'deki pozitif ortamın bozulmasına izin vermeyelim. Pekala varsa böyle provokatörler, İsviçre polisine teslim edelim. 

Bu süreç siyasal ve diplomatik kazanımlarımızı pekiştirme süreci olmalıdır. Türk devleti siyasal ve diplomatik olarak en zor dönemini yaşıyor. Türkiye ile çıkar ilişkileri olan hükümetler bile, kamuoyunun ve siyasi çevrelerin baskısı nedeniyle Türkiye'yi savunamıyorlar.

Eğer birilerinin kontrol edemediği bir kızgınlığı varsa, bunu dışa vurmanın yeri Avrupa değil, düşmanlarının işgal ettiği ülke topraklarıdır.