
Bu belgede işlenecek birçok konu ve başlık bulunmaktadır. Biz bu yazımızda sadece dinin Kürt halkının özgürlük mücadelesine karşı nasıl bir çıkar konusu olduğu üzerinde duracağız. Aslında dinin çıkar için ne düzeyde kullanıldığı, AKP ve Fethullahçılar çatışması içerisinde ortaya çıkmıştır. AKP İslami söylem, literatür ve argümanlarla toplumdan oy almış; ama iktidarın yakınlarına ve yandaşlarına rant dağıtma fırsatı olarak değerlendirmiştir. Tabii ki tüm halka yönelik yürüttüğü baskı ve zulüm politikasına değinmiyoruz. Din-iman diyenlerin nasıl istikbal peşinde koştuğu, dini ve imanı olan halkın ise nasıl yoksulluğa mahkum edildiği anlaşılmıştır. Fethullahçıların devletin içerisindeki en temel kurumları ele geçirip yandaşlarına ve kendilerine çıkar sağladığı netleşmiştir. Devlet içinde devlet olarak kendi dışındaki her kesime karşı zulüm ve baskı düzeni kurmuştur. Devlet imkanlarını kendi yandaşlarına peşkeş çekmiştir. Özcesi AKP ve Fethullahçılar 12 yılda amiyane deyimle “malı götürmüşlerdir.”
Şimdi bu devlet ve devletin en önemli kurumu, Kürt Özgürlük Hareketi’ni bölgede etkisizleştirmek için “dini kullanalım” diyor. “Böylece terör örgütünü toplumdan koparabiliriz” diyor. “Bölgeye yani Kürdistan’a karşı mücadele edecek din adamları gönderelim. Bu konuda din adamları özel yetiştirilmeli ve istihbarat örgütü ile işbirliği içinde çalışmalı” diyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kürdistan’da nasıl görevlendirildiği daha iyi anlaşılıyor. Kürdistan’a gönderilecek imamlar bir psikolojik savaş elemanı olarak çalışacaklar. Yani işleri inanan insanlara dini hizmet götürmek olmuyor. Kürtleri kandırmak için gönderiliyorlar. Bir ülkenin imamı istihbarat örgütüyle niye çalışır? “Hep birlikte çalışalım ki PKK aleyhinde nasıl propaganda yapacağımızı, toplumu nasıl etkileyeceğimizi tespit edelim” diyorlar. Bundan daha çirkin bir şey olabilir mi? Bundan daha büyük din düşmanlığı olabilir mi? Eğer dine zarar vermekse en büyük zarar bu değil mi?
Hıristiyan misyonerler bile böyle yapmamıştır. Onlar tamamen Hıristiyanlığı yaymak için çalışmışlardır. Belki devlete çalışmış olanlar da olabilir; ama esas olarak dini yaymak için misyonerlik yapmışlardır. Kürdistan’a gönderilenlerde esas görev, istihbarat örgütüyle birlikte topluma karşı psikolojik savaş yürütmek oluyor.
Bu gerçeklik şunu açıkça gösteriyor: Kürt toplumu Diyanet’ten gönderilen imamlara, vaizlere kuşkuyla yaklaşmalıdır. Bunların çoğunluğu MİT ile birlikte çalışan psikolojik savaş elemanlarıdır. Çünkü MİT’in bu projesi kağıt üzerinde kalmamış, uygulanmıştır. Bu gerçeklik Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ve görevdeki temsilcilerinin MİT ile ortak çalıştığını göstermektedir. Aslında biz bu gerçeği hep biliyorduk. Ama MİT belgesinde açıkça ortaya konulması dinin devlet tarafından nasıl kullanıldığını somutlaştırmıştır.
Bu belge Kürdistan’daki dini cemaat ve örgütlerin de desteklenmesi gerektiğini söylemektedir. Zaten bu da uygulanmaktadır. Kürdistan önemli oranda Fethullahçılara bırakılmıştır. Başbakanın üç ay kadar önce Hüda-Par ile görüşmesi de bu MİT raporundaki önemi çerçevesinde yapılmıştır. Sadece imamlar değil, Kürdistan’daki cemaatlere, dini gruplara ve bu maskeyle kurulmuş parti ve sivil toplum örgütlerine Kürdistan’da çalışma imkanı verilmekte; bizzat Kürtleri siyasi egemenlik altında tutarak kültürel soykırıma uğratmak isteyen bu devlet tarafından imkan sunulmaktadır. Bu örgüt ve grupların önü Kürdistan’da devlet tarafından açılmaktadır.
1990’lı yıllarda Hizbullah’ın Kürtlere karşı nasıl kullanıldığı bilinmektedir. Şimdi ise farklı bir güçle bu kullanımı sürdürmektedir. Dün ittihatçı Ergenekoncular tarafından kullanılırken, şimdi dini istismar eden partilerle Yeşil Ergenekon tarafından bu gruplar ve cemaatler kullanılmak istenmektedir. Kuşkusuz tüm dini cemaat ve grupları kastetmiyoruz. Kendini devlete kullandırmayacak, aksine devletin dini istismar eden ve kullanan bu kirli politikalarına karşı çıkan cemaatler ve dini gruplar vardır. Çünkü din, esas olarak, zalim, sömürgeci, başka toplumlar üzerinde baskı ve kültürel soykırım uygulayan politikalara karşı çıkmayı ifade eder. Tüm dinlerin gerçek özü baskıya ve zulme karşı çıkmalarıdır. Ama devlet ve iktidar elinde din her zaman bir kullanım aracı olmuştur. Dini çıkarı için kullanan gruplar da devletin bu politikasının bir parçası olmuştur. Türkiye’de özellikle Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürütülen kirli savaşta bu gerçeği fazlasıyla görüyoruz.