AKP’nin tam bir özel savaş hükümeti olduğu bir daha açığa çıkmıştır. Türkiye Kürtlere karşı bir özel savaş devleti olarak kurulmuştur. Bu özel savaşın amacı, Kürtleri Türkleştirip Kürdistan’ı Türk uluslaşmasının yayılma alanı haline getirmekti. AKP Hükümeti Türk devletinin bu karakterini sürdürmektedir. Tek farkı, siyasal İslamcıların yani Türk-İslam karakterli siyasal güçlerin devlet içine alınmasıdır. AKP şimdi bunun karşılığını Kürtleri yeni egemenlikçi ve kültürel soykırımcı sistem içine sokmak biçiminde vermeye çalışıyor. Tabii bu konuda ne kadar başarılı olacağı ayrı bir konudur.
Kuşkusuz Kürt halkının onlarca yıldır, hatta yüz yıldır yürüttüğü bir özgürlük ve demokrasi mücadelesi vardır. Artık 20.yüzyılda uygulanan Kürt politikasını, Kürt düşmanlığını birebir sürdürmek mümkün değildir. Kürtler büyük bir uyanış içinde olduğu gibi, eski politikalar teşhir olmuştur. Eski politikaları Türk halkı bile artık kabul etmiyor. Bu nedenle inkar ve imha politikası, kültürel soykırım politikası şimdi biraz makyajlanarak sürdürülmek isteniyor. AKP Hükümeti zamanında değişen bu olmuştur. Bunun dışında değişiklik olduğunu sananlar sadece kendisini kandıranlardır. Değişiklik dünya ve bölge koşullarındadır. Kimi söylem değişiklikleri ve atıldığı söylenen makyaj kabilinden adımlar tamamen bu gerçeklerle bağlantılıdır.
Bu karakteriyle AKP Hükümeti eski zihniyet ve iktidarlardan daha tehlikelidir. Çünkü Türkiye tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar bir psikolojik savaş hükümeti haline gelmiştir. Başbakan da tam bir psikolojik savaş elemanı gibi çalışıyor. İttihatçılar, Ergenekoncular ve bilcümle eski iktidar bloklarının amacını devraldığı gibi, onların Türkleştirme konusunda elde ettikleri “kazanımları” Kürtleri bitirerek taçlandırmak istiyor. İşte Erdoğan şimdi bu misyonla Kürtlere karşı şiddetli bir savaş yürütmektedir. Bu konuda eski iktidar bloklarının takdirini kazanmıştır. Başka konularda kimi farklı görüşleri olsa da Kürtlere karşı savaş konusunda AKP’yi desteklemektedirler. Zaten bugün AKP Hükümeti “milliciliğin” başını çekmektedir. Öyle ki Suriye konusunda CHP’yi millici olmamakla suçluyor. Özcesi boynuz kulağı geçmiştir.
Eski iktidarlar Kürtleri zayıf gördükleri ve dünya koşulları el verdiği için çok kaba bir söylem ve katı inkarcılık sürdürüyorlardı. Şimdi Kürtleri eski söylemle aldatmak mümkün değildir. Eski kaba inkarcılık Türkiye’nin teşhirini çok fazla sağlıyordu. Bu nedenle çok teşhir oldukları dil ve kültür alanında kültürel soykırımı etkilemeyecek bazı yumuşamalar yapılmıştır. Zaten devletin yeni Kürt politikası, kültürel soykırım ve tek millet olma politikasını engellemiyorsa bazı adımlar atılabilir üzerine kurulmuştur. AKP’nin adım diye ileri sürdüklerinin çerçevesi de, amacı da budur.
AKP’nin bir farkı da Kürt işbirlikçilerini kullanmasıdır. Zaten Kürt kardeşlerim söyleminin resmi ağızlardan söylenmesinin en önemli amacı da Kürt işbirlikçilerini kullanma konseptidir. Eski söylemle Kürt işbirlikçiliği de kullanılamıyordu. Kürt sözcüğünü kullanmadan birçok işbirlikçiyi kullanmak mümkün değildi. İşbirlikçiliğin kendini kullandırmasını meşrulaştırmak için de Kürt sözcüğünü kullanmak gerekirdi. Daha doğrusu Kürtlere karşı yürütülen özel savaşın yeni aldığı hal Kürt işbirlikçiliğini kullanmayı gerektiriyordu. Bu nedenle Kürt’ten söz etmek ve çok teşhir olmuş dil ve kültür alanında kültürel soykırımı etkilemeyecek değişiklikler yapmak gerekiyordu. “AKP’nin yaptığı iyi şeyler de var” söyleminin dayandığı zihniyet ve uygulamalar bunlardır. Zaten Türk devleti de bazı Kürtlere böyle söyletip kültürel soykırım sisteminin üstünü örtüp sürdürmek için bu yeni konsepti devreye koymuştur.
AKP’nin bu konuda kimi başarılar gösterdiği söylenebilir. Ancak eski devlet zihniyeti ve amacını yeni koşullarda sürdürdüğü için bu politikaları da çok etkili olmuyor. Çünkü uygulamalar söylem ve makyajları boşa çıkarıyor; gerçek yüzünü gizleyemiyor. Zaten Başbakan’ın saldırgan söylemi, konuşurken bile kafasının arkasındakileri ele veriyor. Kürt’ü nasıl küçümsediği ve aşağıladığı her konuşmasında belli oluyor. Kürt’ün en örgütlü ve en bilinçli, Kürtlük duygusu en yüksek, Kürtlükle ilgili taleplerini dile getiren Kürtlere hakaret yapılması tüm Kürtlere hakarettir; Kürtlere nasıl yaklaşıldığının kanıtıdır.
Türkiye tarihinde hukuk faşizmi ve polis terörü hiçbir zaman Kürt halkına bu düzeyde uygulanmamıştır. Siyasi soykırım tanımı tam da AKP dönemindeki hukuk faşizmine ve polis terörüne denk düşüyor. Türkiye tarihinde gerçekleşen tutuklamaların toplamından daha fazla Kürt siyasetçi AKP döneminde zindanlara atılmıştır. Kuşkusuz bu durum Kürt demokratik siyasetinin gelişmesi ve yaygınlaşmasıyla ilgilidir. Kürt sorununda demokratik siyasal çözüm zihniyetinde olmayanların bundan başka yapacakları da olamaz.
29 Mart 2009 seçimlerinden hemen sonra yürütülen demokratik siyasetçilere yönelik siyasi soykırım operasyonunun nedeni de budur. 14 Nisan da başlatılan siyasi soykırım operasyonları başka hiçbir nedenle açıklanamaz. Güçlenen Kürt siyasetine tırpan vurulmuştur.
AKP’nin 14 Temmuz’da özgürlük ve demokratik direniş mitingine saldırmasının nedeni de budur. Kendine göre demokratik siyasetin güçlenmesine izin vermiyorlar. BDP’nin her demokratik eylemine saldırıyorlar. BDP’yi mecliste milletvekilliğiyle sınırlı bir parti haline getirmeyi hedefliyorlar. Çünkü Meclis’te ne konuşsalar da önemli görülmüyor. MHP bile BDP’nin Meclis’teki konuşmalarına fazla tepki göstermiyor. Meclis içinde denetimde tutulan bir BDP’yi tercih ediyorlar. Türkiye’de demokrasi hala meclisteki parmak sayısı olarak görüldüğü için, dışarıda zayıflatılmış, örgütlülüğü dağıtılmış bir grubun Meclis’te yapacağı hiçbir şey yoktur. Bu nedenle BDP’yi dışarıda etkisizleştirmek için her şey yapılıyor. Herhalde bu saldırıların bir amacı da yerel seçimler öncesi BDP’yi çok etkisiz kılmaktır.
Milletvekilleri içeride tutuluyor, belediye başkanları ve belediye meclis üyeleri zindanlara dolduruluyor. Böylece Kürtlere milletvekili seçseniz de, belediye başkanı seçmiş olsanız da onları boşa seçiyorsunuz mesajı veriliyor. Bu kadar tutuklamanın bir amacı da, bakın hepsi tutuklanıyor, zindana atılıyor, onun için seçmeyin demek içindir. En temel amacı da Kürt halkının Özgürlük Hareketi’ni her yerde yıpratıp fırsatını bulduğunda da saldırıp ezmektir.
AKP Hükümeti’nin İran ve Suriye ilişkilerini bozup buralarda savaş çığırtkanlığı yapmasının önemli bir nedeni de savaş ortamında Kürtler üzerinde fiziki soykırım da dahil, baskıları arttırıp sonuç almak istemesidir. ABD’nin Ortadoğu’daki hamlesini görüp bunun parçası olarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek istediği açıktır. Bu ortamda Kürt halkı üzerinde katliam, zorla göçertme ve başka yöntemlerle Kürdistan’da Kürtleri güçsüzleştirip bitirmeyi hedefliyor. I. Dünya Savaşı sonrasında Ermeni ve Süryanileri yok eden Türkiye, Ortadoğu savaşı içinde de Kürtleri hal etmek istiyor. Bu düzeyde kirli bir savaş içinde olduğu görülmelidir.
Suriye’ye müdahale ederse bir hedefi de oradaki Kürtleri ezmektir. Kuzey Kürdistan’da bu kadar saldırı yürütmesinin bir nedeni de Suriye’de Kürtlere yönelik zulüm ve katliam uygulandığında Kuzey Kürdistan’ın direnişe geçmesini engellemek istiyor. Rojava Kürtlerini sahipsiz kılmak ve buradaki politikalarını rahat yürütmeyi hesaplıyor.
Amed’de sadece bir mitinge saldırı olmamıştır, Kürtlerin Ortadoğu değişirken güçlü olmalarını engellemek için Kürdistan’ın kalbi Amed’i ezmek ve suskun hale getirmek istiyor. Mitingi yasaklaması, Kürdistan genelinde izlediği politikayla ilgilidir. Ancak Amed halkı tüm baskılara rağmen direnmiş ve AKP’nin düşündüğü amaçlarına ulaşamayacağını bir daha hatırlatmıştır. Amed halkı işgalci, sömürgeci ve soykırımcı bir güce karşı 14 Temmuz onur direnişini yürütmüştür. 14 Temmuz ruhunun ne olduğunu dost düşman herkese göstermiştir. 14 Temmuz’da Amed’de yenilen AKP olmuştur. 1982’de Amed zindanında kendini çok güçlü hisseden 12 Eylül faşizminin yenilgiye uğraması gibi...
Psikolojik savaş hükümeti AKP Amed direnişiyle tükenmiştir