O psikotik yükselişe geçince, Türkiye paradoks tehlikeye tırmanıyor.
Erdoğan, psikotik nöbetler geçirdiğinde, kendi toplumunun gerçeğinden uzaklaşıyor.
Türkiye'deki paradoks, Erdoğan'ın, nöbet geçirdiğinde, herkesin, kendisi dışında herşeyin ona ve Türkiye'ye karşı olduğunu topluma aşılatmasıyla başlıyor.
Erdoğan Soma felaketinden sonra, protestoculardan birini tokatladığında…
Kitle'ye "şükredin ki adamın gözünü çıkarmadı" dedirtti.
Erdoğan'ın Müşavir'i protestoculardan birini linç etmeye giriştiğinde, kitle: "o adam ölümü bile haketti" demedi ama ondan beteri oldu:
O adamın Müşavir tarafından hırpalandığını yazan ve bunu sosyal medyaya taşıyanlar hakkında "özel yasa" çıkarılmadı ama, mağdurlar suçlu ilan edildi.
Erdoğan, Kürdistan'da kolonyal fotörlü adamdı, ancak son fotoğraf karesinde Türkiye toplumuna yabancılaşan ebedi aktör gibi duruyor.
Erdoğan'ın son portresini dondurun: İdi Amin'den daha mı insancıl duruyor?
Peki ne yapıyor Erdoğan?
Alman Edebiyat Profesörü Karl Hainz Bohrer'i: 'Elias Cahneti'nin "Kitle ve Güç" eseri için: "her on yılda bir okumamız gerekiyor" diyor.
Elias Cahneti'nin bu eserindeki "şiddet ve güç" bölümündeki mecazi anlatımı Türkiye'ye tercüme ederek başlamak istiyorum.
Cahneti, şiddet ve güç arasındaki ilişkiyi, Kedi ve Fare ilişkisinde açıklıyor.
Toplum (Fare), Erdoğan (Kedi) tarafından yakalanıyor bir kez. Fare'nin kurtuluşu yok gibi. Çünkü Kedi'in şiddet alanında. Kedi Fare'yi yakalayınca, onu öldüreceğine kesin gözüyle bakılıyor. Ancak Erdoğan, toplumu öldürmekten nedense vazgeçiyor. Toplumla, yani Fare'yle oynamaya başlıyor. Kedi Fare‘yi bir an serbest bırakıyor, sırtını topluma dönüyor ve topluma az da olsa yürüme özgürlüğü tanıyor. Toplum, Kedi ona sırtını döndüğünde, kendisini özgür hissediyor. Ancak, yanılıyor. Çünkü Kedi'n şiddet sahasında. Saha dışına çıkacağı ana kadar Fare (Toplum)‘un sadece umut şansı var. Ancak tamamen şiddet alanı dışına çıkmadığı müddetçe, Kedi'nin şiddet alanında buluyor kendisini, ve Kedi'nin geri dönüp Fare'yi parçalama gücü var…. ve hikaye uzuyor.
Türkiye'de son 10 yılın tablosunu oluşturan sahne bu.
Başka aktörler de var
Erdoğan'ın parçalayan, hırçın kedi tablosunun arka yüzünde Cumhurbaşkanı Gül var.
Soma'dan sonra Erdoğan hırçın, Gül hümanist pozdaydı.
Erdoğan bağırdığında, Gül ağladı.
Erdoğan kürsüdeki konuşmacılara saldırdığında, Gül onu sakinleştiren "Rahip" rolündeydi.
Türkiye'de o Kedi'nin şiddet alanına hükmeden "Özel Tim": Erdoğan ve Gül oldular.
Bu trajedi ironik virajlarda durak aldı. Devam etti ve toplum lanetlendi, devamında aptallaştırıldı.
Erdoğan ve Gül tarihi 'Tim' olarak şimdiye kadar "başarılı"ydılar.
Erdoğan gerdi, Gül yumuşattı atmosferi.
Ve buna uygun tablolar ararken, bir Japon fikrasını uygun buldum, aktarıyorum.
Zehirli iki yılan günün birinde olağanüstü bir toplantı yapmışlar.
Toplantıya çağıran:
"Biz zehirli yılanlarız, değil mi?"
Diğer yılan hayretler içinde sormuş:
"Bunu neden soruyorsun ki? İkimiz de zehirli olduğumuzu bilmiyor muyuz?"
Olağanüstü toplantıyı öneren yılan:
"Biliyorum ama, sen benim biraz önce kendimi ısırdığımı bimiyorsun?" demiş.
Soma'dan sonraki tablo gibi…
Psikoz Erdoğan/Paradoks Türkiye
Erdoğan psikotik bir vakıa‘nın zirvesine taşıdı kendisini.