3 Mayıs'taki Putin-Erdoğan görüşmesi, Trump'ın Erdoğan'a 17 Mayıs için buluşma tarihi vermesinden hemen sonra duyurulmuştu. Ama kimin inisiyatifi ve talebi doğrultusunda gerçekleştiği net değildi. Putin'in Erdoğan'la el sıkışırken “Davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz” demesinden, görüşmenin hangi tarafın inisiyatifinde gerçekleştiğini anlamış olduk. Yani Putin aslında Erdoğan'ı Trump davet ettiği için çağırdı, tarih belirtti, Erdoğan da gitti. AKP medyasının aktardığı gibi referandum Erdoğan'ın uluslararası meşruiyetini arttırdığı veya Türkiye'nin Rus-Kürt ilişkilerinden duyduğu rahatsızlıktan Putin çekindiği için görüşülmedi. 

Peki bu görüşme neden gerçekleşti? Rusya'nın ABD'yi da dahil etmek istediği yeni planı nedeniyle. 

Rusya, diplomasiye ağırlık vererek cihatçılar ile Suriye ordusu arasında çatışmanın sürdüğü alanlarda ‘çatışmasızlık bölgeleri’ oluşturmak istiyor. Bu şekilde Suriye İç Savaşı’na siyasi çözüm bulma adına aşama kaydedebilir. Nitekim görüşmenin olduğu gün Rusya, İran ve Türkiye imzasıyla bu hamle Astana'da resmi boyut kazandı. Hemen öncesinde ise Trump ile Putin aynı bağlamda bir telefon görüşmesi yaptı ve sonra taraflar görüşmenin olumlu geçtiğini duyurdu. Putin'in başlattığı bu yeni siyasi atağın temel sebebi şu: Suriye meselesinin nasıl çözüleceğine ilişkin ABD'nin hala net bir stratejisi yok ve Putin sona gidecek yolun mimarı olmak istiyor. ABD'nin Suriye'de SDF'nin olmadığı alanlarda yaşadığı bunalımı kazanıma dönüştürmeye çalışıyor.

Peki bu plan işe yarayacak mı? 

Putin'in Trump ile telefon görüşmesinin olumlu geçmesi, BM Suriye Temsilcisi De Mistura'nın plana pozitif yaklaştıklarını belirtmesi, hala ABD'nin bu plana onay verdiği anlamına gelmiyor. ABD Savunma Bakanlığı, yaptığı yazılı açıklamayla Astana Anlaşması’nın niyetini tasdik ettiklerini ama anlaşmaya taraf olmadıklarını ve İran'ın garantörlüğüne şerh düştüklerini belirtti. Trump, Ulusal Güvenlik Konseyi, Pentagon ve CIA arasında uzun zamandır Suriye savaşının çözümüne dair nasıl bir politika uygulanacağına ilişkin koordinasyonsuzluğun sürüp gittiği malum. Ama Konsey ve Pentagon'un bu karmaşada inisiyatif alma noktasında ön plana çıktıklarını ve Rusya-İran-Suriye karşısında ‘pozisyon savaşı’ sürdürme konusunda ısrarcı olduklarını biliyoruz. ABD-Rusya arasındaki uzlaşmaya evrilmeyen, aynı zamanda fazla da alevlenmeyen kontrollü çekişme hali, Türkiye'nin iki güç arasındaki çelişkilerden faydalanma imkanlarını da azaltıyor. Örneğin Rusya'nın ABD'yi siyasi çözüme razı etme ve el yükseltmeme isteği, Türkiye'nin S-400 alımı tehdidi ile ABD'ye karşı bir koz yaratma imkanını baltalıyor. Tüm bu yapısal açmazlara rağmen Kürt düşmanlığı eksenli bir Suriye politikası yürütmemesi durumunda Türkiye'nin etki alanı bambaşka olabilirdi; Rusya kapılarında domatese ihracat izni dahi koparamayacak kadar kudretsiz olmak yerine oyun kurucu olabilirdi. Ama değil.  

Putin-Erdoğan görüşmesinden sonra yapılan basın toplantısında Rojava'ya, Suriye Demokratik Güçleri’ne veya Efrin'e ilişkin tek kelime bile sarf edilmediği malum. Gizlenen bir şeyler olup olmadığını bilemeyiz. Ama görünen tablo, görüşmenin ana ekseninin Rusya'nın Türkiye'ye dayattığı kendi gündemi, yani yeni çözüm inisiyatifi olduğunu ortaya koyuyor. ‘Çatışmasızlık bölgeleri’ planının askeri detaylarına ilişkin konuşmak için çok erken. Ama hayata geçirilmesi durumunda Türkiye'nin özellikle İdlib eyaletinde oluşturulacak yeşil hatlarda çatışmaları engellemek adına asker bulundurması söz konusu olacak. Yani Türkiye için biçilen rol, Halep'in boşaltılması sürecinde oynadığı rolün yeni bir versiyonu. Bu duruma, yıllarca cihatçılara kol kanat germiş olmanın diyetini ödemek de diyebiliriz. 

Rusya, siyasi çözüm taraftarı ve Ortadoğu'da liderlik iddiasında olduğu için; ABD ise askeri anlamda mecbur olduğu için SDF ile işbirliğini sürdürmekte. Türkiye'nin topladığı cihatçı gruplarla kendi sınırı üzerinden Efrin'i işgal girişimine izin vermesinin Rusya'nın genel çözüm siyasetini baltalayacağı ortada. Hatırlanacak olursa Erdoğan, Rusya'ya gitmeden önce Şengal ve Qeraçok hava saldırılarını hatırlatarak 29 Nisan'da “Bir gece ansızın gelebiliriz” demiş, Rojava'yı işgal edebileceklerini belirtmişti. Danışmanı İlnur Çevik ise Putin-Erdoğan görüşmesi öncesi Rusya'ya zarf atmak amacıyla Rojava sınırında çatışmayı engellemek için konumlanan ABD askerleri için "Bir bakarsın kazara birkaç roket de onlara isabet eder” dedi. Bu sözlerin altının tamamen boş blöfler olup olmadığını yakın zamanda hep birlikte göreceğiz. 

Mevzu Ortadoğu'da geçtiği için emin olmanın imkanı yok ama Putin'den ekonomik bağlamda bile istediği hiçbir şeyi alamayan Erdoğan'ın Efrin işgali izni alması yüksek bir olasılık gibi görünmüyor. Denklemin diğer ucundaki Şengal ve Qeraçok saldırıları, ABD cephesinde Türkiye aleyhtarlığını çıkabileceği en yüksek zirvelerden birine taşımış durumda. O yüzden göründüğü kadarıyla Putin görüşmesinden koz çıkaramayan Erdoğan'ın Trump karşısında eli pek güçlü değil. 

Yine de not düşmekte fayda var: Putin görüşmesinden sonraki gün Erdoğan, 4 Mayıs'ta AKP'li gençlere yaptığı konuşma esnasında gençlerin “Bir gece ansızın gelebiliriz” sloganı atması üzerine “Eğer birileri bizi rahatsız ediyorsa, bir gece ansızın gelebiliriz. Herkes yerini bilecek, kimse bu millete sınırlarında yanlış yapmayacak” sözlerini sarf etti. Bu sözlerin akla getirdiği bir soru var: Görüşme öncesinde Erdoğan, YPG'lilerle birlikte Efrin sınırında nöbet tutan Rus askerlerinin fotoğraflarını Putin'e göstereceğini söylemişti. Gösterdiyse nasıl cevap aldı?