YEREL SEÇİMLER GÜNDEMİ


Demek insan bir yere giderken gerçekten de önyargılarını evde bırakmalıymış. Serhat’ın kuzeyine ayak bastığımda bunu bir kez daha anlıyorum. İstanbul’dan bakınca ‘düzenin kalesi’ gibi görünen yerlerdeki kaynaşma, bütün ezberleri bozuyor. Daha sonraları Erzurum’a uzandıkça her şey iyice pekişti ama her şey Kars’ta başlamıştı aslında. Bütün görüşmelerimi bitirip BDP Kars binasından çıktığımda kendi kendime şöyle dedim: Bunlar ya belediyeyi alır ya da enerji fazlalığından motorları yakarlar!
Şaka bir yana, Qers (Kars) gerçekten bu işi koparıp alacağına inanıyor artık. BDP Eşbaşkan Adaylarını beklerken görüştüğüm insanlar, Cemil Çiçek’i anarak, “Bu defa da Gürcistan sınırına dayanacağız” diyorlar. Herkesin Urfa’yı konuştuğu günlerde Kars’ın sürprizi en azından onlar için şaşırtıcı olmayacak. Aslında tam olarak ‘sürpriz’ de sayılmaz bu; çünkü Kars böyle bir imkana gerçekten sahip. Görünen tek sıkıntı, yıllardır ne kadar sağ parti varsa dolaşmış Alibeyoğlu ailesinden Kürt kökenli Naif Alibeyoğlu’nun adaylığından kaynaklanıyor ve insanlar bu işin bir Gürbüz Çapan-Gürsel Tekin operasyonu olarak Kürtlere karşı tezgahlandığına inanıyor.

Hava döndü bu kez
İlk olarak görüştüğüm Eşbaşkan Adayı Güldane Kılıç’a “siz bu işte ciddisiniz galiba” diyorum; gülerek “elbette ciddiyiz; her yerde ilk kez böyle bir hava görüyorum. İnanılmaz bir katılım var” diyor ve durumun değiştiğine örnek olarak devletin askeri üssü olan Sarıkamış‘taki Newroz’u heyecanla anlatıyor.
Kılıç, bunda barış sürecinin payını önemsiyor. Bu süreçte insanların politik hayata katılımının rahatladığını, korkuların aşıldığını, insanların kimliğini açığa vurabildiğini anlatıyor. Kars’ta bu önemli. Çok etnikli bir bölgede, sadece kendi oyunu alarak yürümek çok mümkün değil; başkalarını da kapsayan ilişkilere ihtiyaç var ve kentteki politik kanalların açık kalmasını sağlayan barış süreci, böyle bir rol oynuyor. Bir başka faktör olarak da Kılıç, BDP’li Kağızman ve Iğdır belediyelerinin örnek oluşturan rolünü anlatıyor. Çünkü bu belediyeler “Kürtler başa gelirse kepenkleri kapatır, asar keser” dedikodusunu törpülüyor. Böylece düzenin son silahı da düşmüş oluyor.

Herkesin belediyesi olacağız

Kars Eşbaşkan Adayı Yusuf Yıldırım, özgüvenle konuşuyor ve “En azından iyi bir başlangıç yapıyoruz” diyor. “Kars, evet, zor bir yerdir, hep kontrol altında tutuldu ama her zaman da muhalif oldu. Şimdi biz merkezde ve Sarıkamış’ta ciddi biçimde iddialıyız” diye özetliyor durumu. Dedikoduların kırıldığına da inanıyor. Iğdır üzerine ilginç bir detay anlatıyor örneğin; Iğdır’da geçen seçim kazanıldığında sabah belediye çalışanlarının hiçbiri “nasıl olsa atacaklar” diye işe gitmemiş; çünkü hepsi Azeri ve MHP’li. Sonra başkan aramış hepsini ve o gün bugündür bir teki bile işten atılmamış. Bu örnekten hareketle Yıldırım, “yarın belediyeyi alsak, burası tek başına bir Kürt kenti olmayacak; asla başka halkları dışlamayız, hiçbir endişeye gerek yok” diye özetliyor durumu. Bu yüzden Kars ve çevresi, BDP belediyeciliği ile bir kez karşılaştıktan sonra, kalanın çorap söküğü gibi geleceğini düşünüyor Yıldırım.

Dağpınar’ın haklı gururu

Kars-Iğdır hattında program dışı bir biçimde yolumuz Dağpınar’a düşüyor; iyi ki de düşüyor. Kuzey Serhat’ta ilk belediyeyi alan bu yurtseverlik kalesini tanıma şerefine nail oluyorum. Önce evde konuşuyoruz, kadın aday Münevver Subaşı, önce zorlanıyor, sonra açılıyor giderek; daha sonra erkek aday Vedat Saltürk da dahil oluyor konuşmaya. Dağpınar’ın Belediye Başkanı Ayhan Erkmen tutuklu. Büyük bedeller ödemiş olan Dağpınar, bütün oyunlara rağmen kaleyi verecek gibi görünmüyor.
Münevver Subaşı, “küçüklüğümden beri politik hareketin içindeydim” diyor; kendisinin Öcalan’ın açtığı yoldan yürüdüğünü belirtiyor. “Kürt kadını her zaman vardı, şimdi, parti önümüzü açtı ve aktif hale geldik” diye özetliyor durumu.
Saltürk ise, “Dağpınar AKP ile değil, devletle karşı karşıya” diyor ve devletin beldeyi bitirmek için oynadığı oyunları anlatıyor. İlginçtir, bölgenin her yerinde laf dolanıp dolanıp mutlaka Rojava’ya ve oradaki kanton düzenine geliyor; bütün Kürtler gururla anlatıyorlar bunu. Münevver Subaşı’nın da Rojava’dan söz ederken gözleri parlıyor.

Iğdır artık geriye dönmeyecek

Sabah istikamet artık Iğdır Newrozu. Tuhaf bir ironi olarak Newroz MHP’li eski belediyenin diktiği “Ermenileri lanetleyen” Kılıçlar anıtının çok yakınında yapılıyor; gidip bakıyorum, anıtın her yanında uluyan kurt kabartmaları var.
Mitingde tutuklu belediye başkanı Mehmet Nuri Güneş’in mesajı okununca yer yerinden oynuyor; insanların iradeleriyle seçtikleri bir başkanın hapiste olması öfke yaratıyor. Newroz bittikten sonra kente geldiğimizde ise, ertesi gün Bahçeli’nin teşrifleriyle “Nevruz” bayramının kutlanacağı anonsunu duyuyoruz; hayırlı olsun!
Iğdır biraz da bu işte: Bugün Newroz, yarın Nevruz! MHP ile BDP’nin teke tek karşı karşıya olduğu bir yer Iğdır. Milletvekili Sinan Ogan’dan MHP merkez yönetimine kadar herkes, yaşadıkları büyük “acı”nın farkında ve Iğdır’ı düşürmek için seferber halde. Bunun tek yolu da Azeriler ve Kürtler arasındaki gerilimi artırmak. Bunun için kentteki ‘Anter-Xanî-Teyran-Uzun’ anıtına hakaretten söylentiler yaymaya kadar her yolu deniyorlar. Aslında Iğdır’ın kendi siyasi nezaketi var diyor kenti bilenler ama seçim olunca bir zehir enjekte ediliyor kente.

Oyunlar tutacak mı?

Peki, Iğdır düşer mi? Eşbaşkan adayları Av. Murat Yikit ve Av. Şaziye Önder’in yanıtı net: Iğdır bizdedir ve bizde kalacak! Yikit, “Daha önce hep MHP ve diğer düzen partileri belediyeyi yönetti ve hep ayrımcılık yaptı, bu yüzden belediyemiz sahipleniliyor” diyor ve ekliyor: “2009’da ‘Kürtler gelecek bizim alanımız daralacak’ propagandası çok işlendi ama BDP belediyeyi aldığında çalışanların yüzde 95’i Azeri’ydi ve çoğunun da 6-7 maaş alacağı vardı. Bizim ilk işimiz, bu alacakları ödemek oldu ve kimse de atılmadı. Bu büyük bir algı kırılması yarattı, o yüzden de bu oyun tutmuyor. Ayrıca barış süreciyle de bu gerilim azalıyor.”
Eşbaşkan Adayı Şaziye Önder’e “Bu erkek Serhat ‘nerden çıktı başımıza bu eşbaşkanlık’ demiyor mu?” diye soruyorum; gülüyor “demezler mi, diyorlar tabii” diye yanıtlıyor. “Ama” diyor, “tabanda hemen karşılığını buldu. Orada sorun yok.”

Eşit ve ayrımsız hizmet
Sonuçta, Iğdır’da yaşayan bütün halklara eşitlik ve ayrımsız hizmet sözü veriyor BDP adayları. Azerilere de, Terekeme’lere ve bütün diğer topluluklara. “Biz, Azerilerin de MHP’den, o faşizan zihniyetten kurtulmasını, kendi dilleri, kültürleriyle yaşayıp Kürtlerle de eşitlik ve kardeşlik temelinde ilişki kurmasını isterim” diyor Av. Önder, “Belki Kürtlere karşı yapılan kötülüklerin Kürtlerde kötülük yapma isteği yarattığı düşünülüyor ama bu doğru değil, biz kardeşlikten başka bir şey istemiyoruz. Biz hep barış istedik.”

Hepsini tabela partisi yapacağız

Tuzluca Eşbaşkan Adayı Mehmet Gültekin ile aynı sorgucunun işkencelerinden geçmiş olmak hasebiyle akraba çıkıyoruz sohbet sırasında. Iğdır Newrozu’ndan sonra buluşuyoruz; masamızda Avukat Mehmet Emin Adıyaman da var. Önce biraz geçmişlere gidip sonra bugüne geliyoruz. “Sosyalizmden geliyorum, bu hareketin önderliğinin de dediği gibi sosyalizmde ısrar insan olmakta ısrardır” diye başlıyor söze; “Demokratik özerklik de, bugün Rojava’daki kurulmaya çalışılan sistem de bunun adımlarıdır. İnsanlık bunları öğreniyor, biz de öğreniyoruz” diye sürdürüyor sözlerini. Eşbaşkanlık sistemini de yaşayıp öğreneceğimiz bir şey olarak tanımlıyor. “Tuzluca gibi erkek ve köy ağırlıklı, dağlık bir yerde bile müthiş kabul gördü” diyor: “Tuzluca’da ise deyim yerindeyse cuk diye oturdu; sanki Tuzluca için yapılmış. Erkeklerin bıyık büküp tütün sardığı kahvelerde kadınlar gelip toplantı yapmaya başladılar.”

Serhat değişiyor

Geçen dönem de DTP adayıymış Gültekin, kendi akrabaları ve çocukları zindanda olan aileler varmış o zamanlar kadın olarak. “Ama şimdi durum değişti” diyor; “bu süreçte, eşbaşkanlığı da, ekolojik ve kadın ağırlıklı düzeni de anlatma şansımız doğdu artık” diyor.
HDP’ye yapılan saldırıları anlatıyor Gültekin, “Ama biz burada onu yapmayacağız” diyor; “biz onları burada tabela partisi yapacağız. Burası küçük bir Türkiye gibidir ve Iğdır’da, Tuzluca’da bunu yapabiliyorsan, bütün Türkiye’de yapabilirsin. Benim bütün arkadaşlarım Azeri’dir, kavga gürültü de olmaz” diye sürdürüyor sözlerini. Ayrılırken bu sözler kalıyor kulağımda, burada oluyorsa, her yerde olabilir. Olması için de insanüstü bir çaba var her tarafta.


HAZIRLAYAN: OÐUZ ENDER BİRİNCİ