Önceki yazılarımızın bazılarında farklı ülke örneklerinde dil mücadelelerine odaklanmıştık. Bu yazımızda da İngilizce’nin egemen olduğu Kanada’da Fransızca’nın var olma mücadelesi yürüttüğü Quebec deneyimine bakalım.

Başlıkta çöl dediğimize bakmayın, bütün diller vahadır, birbirinden güzeldir. Ancak dünyadaki siyasi dengelerin doğurduğu diller hiyerarşisi bazı dilleri başka dillere tehdit oluşturur hale getiriyor. Kanada da buna örnek verilebilecek ülkelerden. Aslına bakarsanız, diğer birçok ülkeye bakıldığında Kanada görece dil özgürlüğünün, en azından yasal haklar açısından, en fazla korunduğu ülkelerden. Ancak yine de diller hiyerarşisi yüzünden Inuktitut, Cree, Mi’kmaq gibi İlk Halklar’ın (First Nations) dilleri, ülkenin ikinci resmi dili olan Fransızca ve İspanyolca, İtalyanca, Almanca, Çince gibi göçmen dilleri İngilizce’nin tehdidi altında.

1969 yılında kabul edilen Resmi Diller Yasası’na göre, İngilizce ile birlikte Fransızca, Kanada’nın resmi dili olarak kabul edilmiş. Mahkeme ve hükümet işleri de dahil olmak üzere tüm kamu hizmet ve çalışmaları bu iki dilde yapılmak zorunda. Ülke’nin yüzde 21’inin resmi dili Fransızca ve yüzde 30’u da gündelik işlerinde kullanabilecek kadar Fransızca biliyor. Ayrıca siyasi, popüler kültür ve prestij açısından Fransa gibi dünyanın en güçlü ve etkili ülkelerinden birinin resmi dili ve dünyanın en eski ve 50 sene öncesine kadar bile en güçlü dillerinden biri Fransızca. Ancak buna rağmen Kanada’da birçok özerk eyalette tehdit altında, gittikçe azalma ve kaybolma eğilimi göstermekte. Kanada’da Fransızca’nın ciddi tehdit altında olmadığı tek eyalet Quebec.

Kanada’nın gerçek tarihine baktığımızda, sömürgeci Britanya ve Fransa’nın gelip kendilerine İlk Halklar diyen yerlilere ait toprakları işgal ettiği, büyük katliamlar yaptığı ve birçok yerli dilinin zamanla kaybolmasına yol açtığını görürüz. Sonrasında 1759’da Fransızların Britanya’ya yenilmesiyle Fransızca da kademeli olarak İngilizce karşısında geriledi. Ancak, diğer bölgelerin aksine, Quebec bölgesi, coğrafi uzaklık, kırsal özellikler ve Katolik nüfusundan kaynaklı İngilizce etkisinden görece uzak kalabilmiş, kendini koruyabilmiş. Dillerin mücadele tarihi, baskı ve şiddet karşısında direnebilen, yok olmayan dillerin zamanı geldiğinde güçlü bir şekilde ayağa kalkabildiğini ve kendini yeniden üretebildiğini göstermiştir. Quebec’te de aynısı oldu. 

Quebecliler 1960’larda ‘Sessiz Devrim’ olarak adlandırılan siyasal ve toplumsal dönüşümle ciddi bir kimlik mücadelesi vermeye başladı. Fransızca dili bu kimliğin birinci ve en önemli parçasıydı. Güçlü bir halk desteği gören bu mücadele, Quebec’in ekonomik, siyasi, kültürel ve dilsel özgürlüğünü savunuyordu. Bu doğrultuda birçok hamle gerçekleştirildi. Fransız Dil Kurumu, Aile Komisyonu, Laurendeau-Dunton Komisyonu gibi birçok oluşum ortaya çıktı, Fransızca diline yönelik ciddi bir sahiplenme oldu. Bu aktivizm kaçınılmaz olarak siyasal sonuçlar da doğurdu, Kanada hükümeti, başta 1969 Resmi Diller Yasası olmak üzere, dil ilişkilerini düzenleyen çeşitli adımlar attı ve Quebecliler Partisi 1976’da eyalet iktidarına geldi. Bundan sonra eyalet düzeyinde bir dizi radikal dil yasası ve düzenlemesi çıkarıldı. Üniversite dışındaki tüm eğitim kademelerinde zorunlu Fransızca eğitimi, kamu hizmetlerinde Fransızca zorunluluğu, Fransızca’yı teşvik eden bir dizi kültürel etkinliğin desteklenmesi gibi temel değişimler içeren ciddi bir fransızlaştırma, ekonomik ve kültürel egemenliğin Fransızlara geçmesine yol açtı. Bu değişimler ve sonrasında ortaya çıkan dönüşüm hem Quebec’te hem de diğer bölgelerde Fransızca’nın ciddi prestij kazanmasını ve tam anlamıyla bir ortak kamusal dil olmasını sağladı. 

2000’li yıllara gelindiğinde hiçbir tehdit altında olmayan Fransızca artık sadece Fransızlar ile sınırlı olmayıp "herkes için” ortak dil haline geldi. Bir zamanlar İngilizce’nin tehditi altında olan İlk Halkların dillerinin bu sefer de Fransızca’nın tehditi altına girmesini saymazsak, Quebec’te dil mücadelesi böylece dünyadaki sayısı çok az olan diğer başarılı örneklerin yanına yazılmış oldu.

Kürtçe açısından kısaca karşılaştırma yapmak gerekirse, Kürtçe de tıpkı Quebec’te olduğu gibi daha çok coğrafi olarak izole ve kırsal özellikleri ile ön plana çıkan bölgelerde daha çok korunabildi. Yasaklar, baskı ve şiddete rağmen kaybolmadı, aksine özellikle son yıllarda yavaş da olsa bir toparlanma sürecine girdi. Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt ailelerinin kampanyaları sayesinde, devlet Kürtçe ile ilgili birtakım adımlar atmak zorunda kaldı. Şimdi de tıpkı Quebec’te olduğu gibi, Kürtler kendileri ve dilleri için resmi tanınma ve statü talep ediyor, bunun için ağır bedeller ödüyor. Kaybolma ve korku eşiği çoktan geçildiğine göre, Kürtçe’nin özgürlüğü de çok uzak olmamalı. Elbette bu konuda tıpkı Quebecliler Partisi’nin yaptığı gibi HDP, DBP gibi partilerimizin, belediyelerimizin ve siyasi, ekonomik ve kültürel kapasitesi olan tüm kurumlarımızın güçlü sahiplenmesi ve ciddi dil planlaması gerekiyor. Herşeye rağmen umutlu olalım.