Her sabah evden işe, işten eve yaşanan bu göç, o kadar ayan beyan, radikal saçmadır ki gözümüzün önünde, her gün içinde yaşanır olmasa inanılır olamaz. Ancak Hewingway’in bir başka şeyi tanımlarken dediği gibi ‘gerçek olamayacak kadar gerçektir’. Bu radikal saçma gerçeklik, modern ya da bugün inşası hızla devam eden, neoliberal kent için sadece geçen hafta da sözünü ettiğimiz ‘tüketici ulaşım’ ile sınırlı değildir. Birçok biçimde dünyanın her yerinde karşımıza çıkar.
Bunlardan biri, dünyanın en yoksul mahallerinden arasında sayılabilecek Peru, Lima sokaklarında çok çarpıcı olarak görülüyordu. Bir yanda sadece kartonlardan, koli kutularından eğer bulunabilmişse teneke parçalarından, çalınabilmişse reklam panolarından ve mutlaka insan soluklarından, ip ve tel parçaları, çöpten ayıklanmış plastik çatal, kaşıklarla, birbirlerine tutturulmuş, çakılmış, üst üste dayanmış evler(!) vardı.
Hemen yanı başında ise bir arkeolojik kazı yapılıyordu. Bu kentin altından İnkaların binlerce yıl önceki yapıları çıkıyordu. Tekrar etmeli ki binlerce yıl sonra, üstünü örten topraktan sıyrılan, kerpiçten inşa edilmiş bu yapılar hala sağlamdı. İnkaların becerikli elleriyle ve özenle inşa ettikleri kerpiç, toprak yapılar bizim şaşkın bakışlarımıza sergilenmek için çıkartılırken, İnkaların torunlarının yaşadıkları yerlerin, dehşetli yoksulluğu radikal bir saçmalıktan başka hangi kelimelerle ifade edilebilir. Aynı toprağın üstünde, radikal inşaat tekellerine ihtiyaç duyulmadan, binlerce yıl önce olduğu gibi, bölgenin en sağlıklı evleri inşa edilebilme köklü ve basit çözümü varken, bazıları bu kazı yeri manzaralı, mukavva mahallerinin var olması gözümüzü kör eden kapitalizm söylencesinden başka ne olabilir? 
Bu radikal saçma söylencenin gücü Bolivya’da da görülebiliyordu. Yüksek rakımlardaki bir çoğu parmak ısırtacak estetikte kerpiç kentlerin, ana sokakları değişmeye başlamıştı. Bazıları tuğlalar ile yeniden inşa edilmişti. Bu kırmızı delikli tuğlalar, tuğladan yapıldığı ortaya çıksın diye hiç sıvanmıyordu da. Çünkü kentin modern binalarıydı. -Küçük bir not olarak eklemeliyim ki bu binalar her yerde önce ticari yapılardı. Satış yerleri ve ofisler.- Bunlarla modernlikte yarışmak isteyen kent ana caddesindeki kerpiç binalar, üstlerini beton sıvalarla örtmüştü. Kapitalist modern kent söylencesi karşısındaki kerpiç mahcubiyetiydi. Daha da garip olanı bazıları sadece ön cephelerini yıkıp yerine kırmızı tuğladan yeniden inşa etmişlerdi. Bir de bütün bunların üstüne nereden moda olmuşsa, plazaların renkli camları takılmaya başlanmıştı. Alt katları ve sırtları kerpiç, ön cepheleri kırmızı tuğla, pencereleri aynalı camla kaplı binalar süreci çok güzel anlatıyordu.
Kapitalizmi ayakta tutan yalanları, radikal saçma söylence gücüdür. Bu yazıyı yazdığım yerde internet olmadığından ve ancak bu yazıyı gönderebilmek için buradan ayrılan birisine verebildiğimden, aslını size iletemeyeceğim bir şiir var. Şili’li  bir arkadaşımın söylediğini doğrudan çeviriyorum, Rus şair Yevtişenko’nun dizeleri; ‘Peru sokaklarında, yerli bir kadın yerde, çıplak yatıyordu- Üstünü gazeteler ile örtmüş- Dünyanın yalanlarının altında dünyanın gerçekliği çıplak...