Nereye baksan bir çağırışım bulur seni. Nereye elini atsan bir hatırayı buluverirsin avucunun içinde. Her adımında bir başka anı ile karşılaşırsın. İnsanlar durmadan anlatır. Kimlerin gelip geçtiklerini isimlerini söyleyerek anlatırlar. Duvarlar onları süsleyen resimlerle gerçeği en yalın haliyle gösterir insana. Oturduğun minderler, kıl kilimlere falan, filan arkadaş oturdu diyor ziyaret ettiğin evin sahibi.

Evet burası Rojava. Üç yıl önce 19 Temmuz'da devrimin gerçekleştiği topraklar. Her sokağı, her evi, her insanı anlatır bizden öncekileri burada.
Her yeri koynunda bir sır sıklar. Bu devrim için harcanan emeğin, kendini adayan canların sırrıdır. Bu sırlar öyle anlaşılmayacak, çözülmeyecek, bilinmeyecek sırlar da değil. Çünkü sır olduğu kadar gerçeğin kendisi olarak her şeyiyle kendini gösterir insana…
Tarihin derinliklerinden kopup gelmiş ve bizden öncekilerde hayat bulmuş ve günümüzde devrimle güncellenmiş bir gerçeğin içinde bulur kendini insan, Rojava’nın her hangi bir kentinde, bir kasabasında, nahiyesinde, köyünde, sokağında ya da bir evinde. Çünkü buradan geçenler, yürüyenler vardı. Geçerken dokundukları şeyler vardı. Hala izlerini taşıyan duvarlar, minderler, halılar, kimiler ya da bir radyo veya dokundukları eski siyah beyaz TV’lerin tuşları vardı.
Bu izler, bu anılar, bu çağrışımlar peşinden koştuğum için dağ ya da şehirde olmam fark etmeden o yüzden hep vururum kendimi sokaklara. Yollara, patikalara. Aldığım bir ismin peşinde düşerim. Başlarım onu aramaya. Yanındaki emaneti görmek, onu his etmek ya da dokunmak için. Bu yüzden bulunduğum Rojava kentinde, aldığım bir fotoğrafın peşine düştüm kaç gündür. Sonunda fotoğraftaki kişinin oturduğu yeri öğrendim.
Bir anda kapısında buldum kendimi. Kapıyı çaldım açan zayıf, kısa boylu gözlük biriydi. 'Ebu Bijar misin?' diye sorduğumda gözlüklerin arkasındaki küçük gözlerinin içinden gülerek evet ne oldu diye sordu. Ebu Bijar Kobanêli, Romanya’da okuyup mühendis olmuş biri. Okulu bitirdikten sonra Suriye’ye dönmüş Halep’te rejimin bir resmi kuruluşunda işe başlamış. O sırada Serêkaniyêli eşi ile tanışıp evlenmiş. İkisi kız biri erkek üç çocuğu olmuş. Çocukları henüz küçükken 86 yılında Kürt Özgürlük Hareketi ile tanışmış. En zorlu işleri yapmaya başlamış. Evi gelip geçen grupların mekanı olmuş. Küçük olan çocukları eve gelip giden Kürt Özürlük Hareketinin yiğit, cengaver savacılarının kucağında büyümeye başlamış. Bu hizmetlerinden ötürü fazla değil aradan iki yıl kadar geçtikten sonra Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan evine gelerek, bazı grupları orada karşılamış.
Kapısını çalıp Ebu Bijar sen misin dediğim ev, Ebu Bijar'ın Halep’te kurtardığı eşyalarını getirip yerleştiği evdi. Onun asıl evi savaş, saldırılardan ötürü Halep’te her şeyini bırakıp geldiği yerde kalmıştı. Bir kısım eşyalarını getirmişti sadece. Ancak getirebildiği eşyalarının başında ise bir sır ve emanet gibi sakladığı, aynı zamanda bir tarihi anlatan Kürt Halk Önderi ile olan fotoğraflardı. Yine evinden gelip geçen yiğit savaşçıların fotoğraflarıydı. Ve bununla birlikte Kürt Halk Önderinin çeşitli dönemlerde yaptığı konuşmaların kayıt edilen video kasetleriydi.
İçeri geçtik. Fotoğraf ve kasetleri çıkarıp getirdi Ebu Bijar. Hepsini birkaç naylona sararak paket yapmıştı. Suriye Baas rejiminin eve yaptığı baskınlarda yakalanmaması için naylonlara sararak bahçede sakladığını söyledi. Ama artık şimdi saklamaya gerek kalmadığını söyledi. Ancak hala naylonlar içinde koruyor. Tek tek fotoğrafları bize tanıtmaya başladı. Şu falan arkadaştı, bu filan arkadaş diyerek. Fotoğraflardakilerin çoğunu tanıyordu. Hangi arkadaşın ne zaman ve nerede şehit düştüğünü de biliyor. Video kasetlerine bakmadık. Çünkü video çaları Halep’teki evinde kalmış. O da diğer eşyaları ile birlikte talan edilmiş.
Evet yıllarca bu fotoğraf ve kasetleri bir sır, bir hazine gibi saklamış. Bu günlere çıkarabildiğinde oldukça seviniyor. Fotoğrafların sonunda eski komodinin köşesinde duran bir radyo gözüme çarptı. Eski insanlar radyo dinlerdi. O yüzden sende radyosuz yapamıyorsun galiba dediğimde, gülerek onun uzun bir hikayesi var dedi ve başladı anlatmaya;
O radyoyu 1988 yılında o dönemin parasıyla 5 bin Suriye lirasına aldım. Buralarda yoktu. Suudi Arabistan’dan getirttim. Ama kendim için değil. Önderlik ilk evimize geldiğinde radyo sordu yoktu. Ondan sonra ısmarlayıp getirdim. Ondan sonra her eve geldiğinde haber saatinde radyomu getirin diyordu. Haber saatinde bütün işlerini bırakır haberleri dinlemeye başlardı. Gittiğinde ise radyoyu yine bana ya da eşime teslim ederdi. O radyoda hala Önderliğin parmak izleri var. Çünkü o radyoyu kendisinden başka hiç kimse dinlemiyordu. O radyo Önderliğin" diyerek neredeyse dokunmamıza dahi izin vermiyordu. Halep’te evden birkaç parça eşyamızı kurtarmaya çalışırken ilk aldığım şey radyo oldu diyor Ebu Bijar. Çünkü o Önderliğin emanetiydi. Ve korumam gerekirdi diyor.
"Önderlik özgürleşene kadar bu emaneti koruyacağız. Özgürleştiğinde sağ kalırsam kedim kalmasam da çocuklarıma vasiyetimi yapmışım, Önderliği teslim edecekler. Kendi ellerimle teslim edip bir kez daha gözlerimin önünde bu radyodan haber dinlemesini isterim" diyor Ebu Bijar…
İşte Rojava Devriminin nereden çıktığını merak edenler, Rojava’daki girdikleri herhangi bir evde karşılaşabilecekleri bu emanetlerle anlayabilirler…